Ağız Kokusunun Sebepleri Nelerdir?


Halitozis olarak da bilenen ağız kokusunun en büyük nedeni dişler ve dişetleridir. Ağız içi kaynaklı oran yaklaşık %90 dır. Diğerlerinin sebebi ise tonsillit (bademcik),  sindirim sistemi ve boşaltım sisteminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ağız kokusu yaşadığımızda öncelikle bir diş hekimine başvurmak ilk yapılması gereken durumdur.

Peki diş hekimine başvurdunuz; sonra ne olacak diye sorabilirsiniz.

Diş hekiminiz öncelikle tüm ağız içini muayene eder. Diş ve dişetlerinin mevcut durumu hakkında bir yorum yapacaktır. Öncelik bu durumda aslında dişetlerindedir. Dişetlerindeki kanamalar veya dişetlerindeki ödemler en çok kokuyu yapan şeylerdir. Çünkü kanama olan yerde kan kaldıkça hemen kötü kokular yaymaya başlar.

Ağız Kokusunun Sebepleri Neler Olabilir?

Diş taşları; yani bakteri plakları ağız kokusuna sebebiyet verebilir. Çünkü her bir bakteri plağının içinde milyarlarca bakteri vardır. Bu bakteriler ağız kokusunu kendileri oluşturdukları gibi dişetlerinde küçük kanamalar yaparak da koku oluşturabilirler.

Dişlerdeki sorunlara bağlı ağız kokusu ise dişlerin birbirleriyle olan kötü temasları veya kontak noktalarının düzensiz  olmasıdır. Dişlerin aralarında besinler kalıp çürümeye başlarlar. Besinlerin çürümesiyle gaz salan bakteriler oluşur ve bu kötü kokular bu gazlardan kaynaklanır. Bu nedenle genelde yemek yedikten yaklaşık 2 -3 saat sonra koku başlıyorsa muhtemelen kontak bozukluğu vardır.

Diş çürükleri de ağız kokusunun sebeplerinden biridir. Çünkü çürüklerdeki bazı bakteriler kötü koku yayabilirler.

20 yaş  dişleri de kokuya sebebiyet verebilir. Çünkü yirmi yaş dişlerinin pozisyonları itibariyle fırçalamak güç olabilir. Üzerlerinde bakteri plakları ve çürük oluşabilir. Ayrıca düzgün çıkmadıkları durumlarda da önündeki dişlerle aralarına besinler takılabilir. Bu nedenlerle de halitozis hissedilir.

Dişlerdeki çapraşıklıklarda ağız kokusu yapabilir. Çünkü çapraşıklık olduğunda diş ve dişetlerini temizlemek ve bakımlarını yapmak çok kolay olamamaktadır. Bu nedenle de kalan besinler ve diş taşları da ağız kokusu yapabilir.

Ağız kokusundan kurtulmanın en iyi yolu öncelikle ağızdaki tüm dental sorunlardan kurtulmaktır. Diş ve diyetlerimizin sağlığının çok ama çok iyi olması gerekir. Ancak bu şartlar sağlandıktan sonra diğer konular araştırılmalıdır. Her altı ayda bir diş temizlikleri ve diş hekimi kontrolü bu kotu kokuların önüne geçebilir.

Dt. Alper ÇILDIR

Yaprak Porselenler ve Ağız Sağlığımız

İlk olarak estetik amacıyla dişlerin ön yüzeylerini kaplamak fikri ile çıkan seramik plakalar, zaman geçtikçe sağlık açısından da katkıları anlaşılmıştır. Bu nedenle seramik plaka olarak bilinen lamina porselenler sadece estetik değil aynı zamanda sağlık açısından da önem arz eder. Çünkü Lamina yapılmış dişlerin uzun dönem sonuçlarına bakıldığında dişte kırılma, çürük oluşma, renk değiştirme, bakteri plağı oluşumu ve konum değişikliği riskleri minimum seviyelere inmektedir.

Yukarda ki bahsi geçen sağlık sebepleri de başlı başına seramik porselen kaplama yaptırmak için bir nedendir. Fakat renk ve sağlık açısından sorunu olmayan dişlerin üzerine sadece dişi korumak amaçlı lamina veneer yapılmaz. Hekim olarak bizler gerekmedikçe bu tür yabancı sayılan materyelleri artıları da olsa yapmak istemeyiz. Bu nedenle tüm diğer işlemler için endikasyon koymak ne kadar önemliyse yaprak porselenler için de önemlidir.

Yaprak Porselenler ve Yaş İlişkisi

Seramik yaprakçıkları daha önce porselen kaplama yaptırmamış yani kesilmemiş dişlere uygulamak mümkündür. Önemli olan dişlerin ve dişetlerinin gelişiminin tamamlanmış olmasıdır. 14 -15 yaşında birine lamina yapılmamalıdır. Eğer ihtiyaç varsa bonding uygulaması yapılması daha doğrudur. İdeal lamina porseleninin yapılma yaşı 16 -18 yaş sonrasıdır. Dişlerin ve dişetlerinin son şeklinin almış olmasında fayda vardır. Erken yaşta yapılan yaprak porselenlerde uzun dönemde dişlerin renklerinin uyumsuzluğu ya da Dişeti uyumsuzlukları ve hatta asimetrik düzensizlikler ile karşılaşıla bilinir. Bu da memnuniyetsizlik yaratır.

Yaprak Porselenler ve Uzun Dönem Sonuçları

Genelde insanların ilk sorusu milimetrenin üçte biri kalınlığında ve bu kadar şeffaf bir materyal nasıl  oluyor da kırılmıyor. “Etrafımdan duydum bunlar çıkabiliyormuş ya da bu dişleri yapınca sert bir şeyler yemek ya da ısırmak mümkün değilmiş” gibi yorumlar çok almaktayız. Seramiğin ince olması kesinlikle estetik başarı açısından çok ama çok önemlidir. Kalın yapılmış bir yaprak porselende estetikten söz etmek mümkün değildir. Ama yaprak porseleni ince yaptık diye de kırılma veya ısırma gibi fonksiyonlarda kısıtlama getirmek doğru değildir. Önemli olan bu seramikleri doğru şekilde uyumlandırıp gerçek dişin üstüne bilimsel olarak doğru şekilde yapıştırmaktır. Laminalar için bir ömür yoktur. Yıllar geçtikçe yaprak porselenlerde bir sorun çıkmaz. Genelde Dişeti çekilmeleri olduğu durumlarda değiştirmek zorunda kalınmaktadır. Yaprak porselenleri bir şey ısırırken kırma şansınız yoktur. Sadece şunu bilmek gerekir; doğal dişinizi kırabilecek bir darbe yaprak porseleni de kırar.

Yaprak Porselen ve Çeşitleri

Yaprak porselenler yapılırken iki farklı şekilde yapılabilir. Bu safhalar laboratuvar ortamında yapılan işlemler olup sonuçları hastaya yansımaktadır. İlk yöntem en basit ve kolay yöntem olan press seramik yöntemidir. Bu yöntemde planlanan yaprak seramikler mumdan model üzerinde çalışılır ve tasarım ortaya çıkar. Bu tasarlanan modelden mum şeklindeki laminalar basılabilir bir seramik ile özel fırınlarda basılır. Basılan seramikler üzerinde tesviye dediğimiz düzenlemeler yapılır ve son olarak hastanın ve hekimin mutabık kaldığı renge boyanır. Böylece laminalar hazırlanmış olur.

Diğer bir yöntem ise yığma tekniği denilen bir yöntem ile laminalar üretilir. Bu yöntemde önce laminalar için bir alt yapı oluşturulur. Daha sonra seçilmiş renklere göre porselen tozları ile parça parça seramikler bu alt yapının üzerine konur ve yaprak porselenler oluşturulur. Bu yöntem daha natural laminalar yapmak için kullanılır. Çünkü dişlerin tüm renkleri ve dokuları katman oluşturulur.

KALP SAĞLIĞIMIZIN DÜŞMANINI YETERİNCE TANIYOR MUYUZ?

Kardiyovasküler hastalıklar, kalp veya arter ve ven olarak adlandırılan kan damarlarının hastalıklarını içeren gruba verilen genel bir isimlendirmedir. Dolayısıyla kardiyovasküler hastalık, dolaşım sistemini etkileyen herhangi bir hastalığı ifade eder. Kardiyovasküler hastalıklar, koroner kalp hastalığı, ateroskleroz, akut miyokardiyal infeksiyonlar, inme gibi çeşitli kalp ve damar ile ilgili durumları kapsarlar.

Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında ölümlerin en büyük nedenidir. Son yirmi yıl içinde, kardiyovasküler hastalıklardan ölüm oranları yüksek gelirli ülkelerde düşmüş olsa da hastalık ve ölüm oranları düşük ve orta gelirli ülkelerde şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde artmıştır.

Türkiye’de 1990 yılında başlamış ve devam etmekte olan “Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri” (TEKHARF) çalışmalarına göre, ülkemizde yaşı 20’nin üzerinde olan her bin erkekten 90’ında ve kadınların da 71’inde kalp ve damar hastalığı mevcuttur. TEKHARF kalp damar sağlığı önerileri içinde ağız diş sağlığı ile ilgili öneriler de bulunmaktadır.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de periodontal hastalık olarak adlandırdığımız dişeti hastalıklarının görülme oranı yüksektir. Yaşla artan periodontal hastalık, erken diş kayıplarının da başlıca nedenidir.

Periodontitis, dişin destek dokularında mikroorganizmalar sebebiyle meydana gelen enflamasyonun oluşturduğu ve kemik kaybı ile seyreden enfeksiyöz bir hastalıktır. Periodontitisin primer nedeni mikroorganzimalardır. Fakat hastalığın şiddetini belirleyen vücudun, bu organizmalara karşı verdiği cevaptır.

Periodontitis , sistemik inflamasyon düzeylerinde de artışa yol açar. Ayrıca bakteriler ve ürünleri kan dolaşımı ile ya serbest ya monositler ya da nötrofiller gibi dolaşan hücreler içinde kalp dokuları gibi uzak yerlere taşınabilirler.

Son yıllarda periodontal hastalıklar ve ilgili patojenlerin kardiyovasküler hastalık, inme, prematüre veya düşük kilo ağırlıklı bebekler, pulmoner infeksiyonlar, diyabet, osteoporoz, obesite, romatoid artrit, renal hastalıklar ve hatta Alzheimer hastalığı gibi sistemik durumlarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Periodontal hastalıkların başlıca nedeni kötü ağız hijyenidir. Ağız dışı risk faktörleri sigara içme, diyabet, genetik, mental anksiyete, depresyon, obesite ve hareketsiz yaşamdır. Duyarlı bir kişide iki birbirinden bağımsız inflamatuvar hastalıklar olarak varolan periodontitis ve kardiyovasküler hastalık risk faktörleri ortaktır. Hem periodontal hastalık hem kardiyovasküler hastalıkta vücuttaki iltihabi durumlarda kanda seviyesi artan bir laboratuvar bulgusu olan, serum C-reaktif protein (CRP)’nin düzeyi yükselir.

Bilinen kalp-kapak hastalığı olan hastalarda periodontal hastalık ve dental işlemler ciddi risk oluşturabilmektedir. Çünkü dişeti cebinde çok sayıda varolan mikroorganizmalar, dental tedavi sırasında kan yoluyla kalbe ulaşarak bakteriyel endokardit adı verilen duruma sebebiyet verebilir. Dolayısıyla bakteriyel endokardit hala önemli bir morbidite ve mortalite ile ciddi bir hastalık olmaya devam etmektedir.

Yine periodontitis ve aterosklerotik kardiyovasküler hastalık ilişkisi üzerine Amerikan Kardiyoloji Dergisi ve Periodontoloji Dergisi’nde 2009 yılında bir ortak rapor yayınlanmıştır. Bu raporda orta ve ciddi periodontitisli hastalarının kardiyovasküler hastalıkların artan olası riskleri konusunda bilgilendirilmeleri ve birden çok risk taşıyanların tıbbi yönden değerlendirilmeleri önerilmiştir.

Doğru ve düzenli ağız bakımı, diş çürüklerinin, gingivitis periodontitis olarak adlandırılan dişeti hastalıklarının ve odontojenik enfeksiyonlar gibi risklerin oluşmasını önlemekte en etkili yöntemdir. Hastalarımızın diş ve dişeti hastalıklarının değerlendirilmesinde ve yapılacak dental tedavilerin planlanmasında, genel sağlığın da bir bütün olarak düşünülmesi, daha sağlıklı bir çözüm getiricektir.

DR. CANAN KABADAYI

Diyabetin Farkında mıyız?

Halk arasında “şeker hastalığı” olarak bilinen “diyabet hastalığı”, dünyada çok sık görülen ve hayat boyu devam eden bir hastalıktır. Günümüzde dünyadaki diyabetli sayısının 250 milyon olduğu tahmin edilmektedir, 2025 yılında bu sayının 380 milyon olacağı öngörülmektedir.Her yıl 7 milyon kişiye diyabet tanısı konmaktadır. Diyabet ağır organ hasarlarına ve erken ölümlere sebep olabilir.

Her yıl 3,8 milyon kişi diyabete bağlı nedenlerle hayatını kaybetmektedir. Her 10 saniyede 2 kişi diyabet tanısı almakta,1 kişi diyabet nedeni ile hayatını kaybetmektedir,gelecek yıllarda bu sayının %25 artacağı düşünülmektedir. Diyabetlilerde kalp-damar hastalıkları en önemli ölüm nedenidir.

Diyabetlilerde kalp krizi ve felç geçirme riski diyabetli olmayanlara göre 2 kat fazladır. Gelişmiş ülkelerdeki böbrek yetmezliği vakalarının ve buna bağlı büyük oranlardaki diyaliz harcamalarının en önemli nedeni diyabettir. Tüm diyabetlilerin %10-20’si böbrek yetmezliği sonucu hayatını kaybetmektedir. Diyabetik retinopati (diyabete bağlı göz hasarı) gelişmiş ülkelerde erişkinlerde görme kaybının en önemli nedenidir. Dünya üzerinde yaklaşık 2,5 milyon insan diyabetik retinopatiden etkilenmektedir. Diyabet tanısından, yaklaşık 15 yıl sonra diyabetlilerin %2’sinde körlük,%10’unda ciddi görme kaybı gelişmektedir. Alt bacak amputasyonlarının(ayağın kesilmesi) %40-70’sinde diyabet sorumludur. Dünya üzerinde her 30 saniyede bir 1 diyabetli ayağını kaybetmektedir.

Diyabet Ağız Sağlığını Nasıl Etkiler?

Sağlıklı bir ağız denildiğinde öncelikle akla sağlıklı dişetleri ve çürüksüz dişler gelmelidir. Yine aynı şekilde dişlerin düzgün dizilmiş olması,ağız yumuşak dokularının problemsiz olması, çene kemiklerinde kayıplar olmaması, ağızda yapılmış her türlü restorasyonun ağzın doğal haline ve fonksiyon görebilirliğine uygun olması, ağızda kötü koku, tat hissedilmemesi gibi durumlar da sağlık göstergeleridir.

Diyabet sistemik bir hastalık olduğu için ağız içinde de etkili olur. Dokuların beslenmesi zorlaşır ve diğer organlarda olduğu gibi ağızda da hastalıkların gelişmesi kolaylaşır. Diyabette vücudun savunma sistemi zayıftır; ağız içi sorunlarının çözümü daha çok zaman alır. Bunların yanı sıra ağız içi yaraları, diş apseleri ve diş eti hastalıkları da kan şekerinin yükselmesine neden olur.

Diyabetli Bireyler, Diyabetli Olmayanlara Göre Dişeti Hastalıkları için Daha Fazla mı Risk Taşırlar?

Bu konuyla ilgili çok sayıda çalışma yapılmış olmasına rağmen diyabet hastalığının dişeti hastalıklarını yada ağızdaki diğer problemleri başlattığına dair net bir bulgu ortaya konamamıştır. Ancak kesin olarak söylenebilecek olan, diyabetin kişide var olan dişeti iltihabını arttırdığı ve hastalık tablosunu kötüleştirdiğidir. Dişetleri tamamen sağlıklı olan bireylerde ise diyabet olumsuz bir unsur olarak çıkmamaktadır. Diyabetli hastalar tükürük yapıları nedeniyle ağız içinde mantar enfeksiyonlarına da yatkındırlar. Tükürük, fizyolojik ağız temizliğinde önemli bir faktördür. Diyabette tükürüğün azalması ve yoğunluğunun artması fizyolojik ağız temizliğini güçleştirir. Temizlenemeyen yiyecek artıkları üzerinde bakteriler hızla çoğalır ve dental plak (diş kiri ) oluşumunu hızlandırır. Dental plak, diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının temel nedenidir. Özetle yüksek kan şekeri ağız içi sorunlarını; ağız içi sorunları da kan şekeri yükselmesini tetikler. Bu kısır döngü diyabetin ağıza verdiği zararları artırır.

Diyabetin kontrol altına alınması ve düzenli ağız bakımı yapılması,ağız hijyenini sağlamada kullanılacak tüm mekanik temzileyici ajanların doğru ve tam uygulanması ve düzenli diş hekimine yapılacak ziyaretler problemlerin büyük ölçüde giderilmesini sağlayacaktır.

Diyabetik Hastalarının Diş Hekimine Giderken Yapması Gerekenler

Diyabetli hastalar diş hekimine gitmeden bir gün önce mutlaka açlık kan şekeri seviyelerini ölçtürmeli ve bu bilgiyi diş hekimiyle paylaşmalıdır. Ayrıca diyabetli hastalar için en uygun tedavi saatleri, kahvaltı yapıldıktan sonraki sabah saatleridir.

DR. CANAN KABADAYI