Eksik Her Dişe İmplant İşlemi mi Yapılır?

Günümüz diş hekimliğinde diş eksikliklerinin telafisi dental implant uygulamalarıyla sıklıkla yapılmaktadır. Özellikle son 20 yılda gelişen teknoloji sayesinde titanyum, titanyum-zirkonyum alaşımı ya da ful seramik materyallerden üretilen diş implantlarının yüzeylerinde kan ve kemik hücrelerinin tutunmasını sağlayan mikropartiküller bulunur. Cerrahi işlem sonrası minimum 6-8 hafta beklenir ve implant çene kemiğine yapışarak çiğneme kuvvetlerine dayanabilecek dirence sahip olur. Dental implantın çene kemiğine tutunmasını ölçen bir takım dijital cihazlar sayesinde implantın kemiğe yapışma değeri saptanır. Genellikle 100 üzerinden 65 ve üstü değerler porselen kaplama yapılması için yeterlidir. Fakat çene kemiğinin yoğunluğuna bağlı olarak bazen 6-8 haftadan daha uzun süre beklemek gerekebilir. Bu kararı implantı yapan hekim belirler. Osteointegrasyon denilen implantın çene kemiğine bağlanma aşaması tamamlandıktan sonra porselen diş yapımı için ölçü alınır ve ortalama 1 haftada tüm tedavi tamamlanmış olur.

 

Eksik her bölgeye implant yapılabilir fakat burada belirleyici faktör implant yapılacak bölgenin lokalizasyonu ve o bölgedeki kemik miktarıdır. Örneğin azı dişlerinin olduğu bölge, çiğneme kuvvetlerine fazlasıyla maruz kaldığı için tercihen minimum 4 mm çapında ve 6 mm uzunluğunda implant tercih edilmesi idealdir. Özellikle uzun süre önce diş çekilmişse bu bölgede, zamanla, kemikte erime meydana gelir. Eğer bu belirttiğimiz hacimdeki implant için yeterli kemik yok ise o zaman kemik transfer operasyonları yapmak gerekebilir. Alt çene 20 yaş bölgesinden alınan gerekli ölçülerdeki kemik doku, minik vidalarla implant yapılacak bölgeye transfer edilir. Yapılabiliyorsa aynı seansta yapılamıyorsa da minimum 3 ay sonra implant ilgili bölgeye yerleştirilir. Kesici dişler bölgesinde ise daha ince implantlar tercih edilebilir. Çünkü bu bölge azı dişleri gibi sürekli kuvvete maruz kalmaz,  azı dişleri gibi çiğneme görevi üstlenmez. Buna bağlı olarak 2,9 mm’ye kadar olan dar çaplı implantlar kesici dişler bölgelerinde uygulanabilir.

 

-İmplant Tedavisinin Yan Etkileri Nelerdir?

İmplant uygulaması cerrahi bir uygulama olduğu için ister dikişli ister dikişsiz teknikle yapılsın, işlem yapıldığı gün çok hafif bir ağrı, hastaların yaşadığı bir durumdur. Fakat bu ağrı kullanılacak ilaçlarla tamamen kontrol altına alınabilir. Özellikle dikiş atılması gereken implant uygulamalarında ödeme/şişmeye bağlı olarak ağız içinde ve yanak – dudak bölgesinde şişlik meydana gelebilir. Bu nedenle işlem sonrasında mutlaka buz kompresi yapılması gerekir. Cerrahi tüm işlemler sonrası özellikle ilk 48 saatin sonunda ödem maksimum seviyeye gelir. Bu süreçte belirli aralıklarla buz kompresi yapılması ödemin ve buna bağlı şişliğin minimum seviyede olmasını sağlar. Şişlik az oldukça buna bağlı ağrı da önemli seviyede azalacaktır. Meydana gelen ödemin inmesini takiben ciltte renk değişiklikleri ortaya çıkabilir. Özellikle alt çene ön dişlerin dikişli implant uygulamalarından 3-4 gün sonra boyun bölgesinde hafif şiddette morluk meydana gelebilir. Bu durum hastaya herhangi bir zarar vermez. Bu reaksiyon tamamen vücudumuzun iyileşme mekanizmasına bağlı olarak gelişen doğal bir komplikasyondur.

 

Dünya genelinde kullanılan bazı implantların bio-uyumluluk açısından belli standartlarda olmaması bir takım komplikasyonları da beraberinde getirebilir. Makalenin başında belirttiğimiz implant yüzeyindeki kemik ve kan hücrelerini tutan mikropartiküller bakımından yetersiz ürün kullanıldığı takdirde uzun vadede Periimplantitis olarak isimlendirilen hastalık meydana gelebilir. Bu durumda meydana gelen enfeksiyon sebebiyle çene kemiğindeki erime maalesef artış gösterir. Bu sürecin tedavisinde implantın çıkartılması ve ilgili bölgede yeniden kemik oluşumunu artıran materyaller uygulanması gerekebilir. Aynı bölgeye tekrar implant yapılabilir fakat bu süreci oldukça titiz yönetmek gerekir. Sertifikalı ve uzun yıllar başarılı vaka takipleri yapılmış implantların kullanılması çok önemlidir.

 

-Kemiği Olmayan Hastaya Dental İmplant Süreci

Makalemizin ilk paragrafında kısaca bahsettiğimiz kemik transfer uygulamaları, çoğu zaman üst çene ön bölge ve alt çene azı dişler bölgesinde kemik genişliğinin kaybı olan hastalarda uygulanmaktadır. Üst çene azı dişler bölgesinde kemik kaybı meydana gelmesi genelde sinüs boşluklarından kaynaklanmaktadır. Sinüs boşlukları üst çene kemiği içerisinde bulunan, hava boşluğu şeklindeki anatomik yapılardır. Azı dişlerinin kökleri genellikle sinüs ile komşudur. Bu dişlerin herhangi bir sebepten kaybı yaşandığında sinüs aşağı yönde hareket etme eğiliminde olur. Sinüs aşağı yönde hareket etmeye başladığında çene kemiğinin yüksekliğinde azalma olur ve uygulanacak implantın boyu da daha kısa olacak şekilde seçilir.

Sinüsün ileri seviyede aşağı yönde sarkması dikey olarak tamamen kemik kaybına sebep olursa implant yapımı için öncelikle Sinüs Lift denen cerrahi işlem yapılması gerekir. Sinüs Lift Tekniği iki şekilde yapılmaktadır; kapalı teknik ve açık teknik. Kapalı teknik, kemik yüksekliği 4-5 mm seviyelerinde ise tercih edilmektedir. En kısa implantın boyunun 6 mm olduğu düşünülürse Kapalı Sinüs Lift Tekniği ile uygulanacak implantın en uç 2-3 mm sinüs içerisinde konumlanması gerekecektir. Bu konumlandırma yapılmadan önce sinüs çevresindeki çene kemiği özel aletler kullanılarak sıkıştırılır. Böylece sinüse direkt bir müdahale yapılmaksızın işlem tamamlanmış olur. Açık teknikte ise kemik yüksekliği 4 mm altındadır. Bu durumda sinüse ağız içerisinden ve yanağa komşu tarafından ufak bir pencere açılarak ulaşılır ve boşluğun içerisi kemik tozu ile doldurulur. Çoğu zaman aynı seansta implantı da yerleştirilir. Bu şekilde cerrahi tamamlamlandıktan sonra minimum 3,5 – 4 ay beklenmesi gerekir. Osteointegrasyon sürecinin uzunluğu işlemi yapan cerrahın belirlediği süreye göre gerektiğinde daha da artabilir.

Diş Ağrısı Nasıl Giderilir? Evde Diş Ağrısı Çözümü

1)Diş Ağrısı Neden Olur? Kaynağı Nedir?

Ağız içi dokularda meydana gelen ağrıların çoğu zaman diş kaynaklı olmakla beraber yumuşak dokularında potansiyel ağrı kaynağı olduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzden hastalar ağrı şikayetiyle geldiğinde sadece diş odaklı değil tüm olası etkenleri değerlendirerek muayene etmek lazım. Bu noktada hastanın yaşadığı ağrıyı doğru tarif edecek yönlendirme soruları diş hekiminin kaynağı bulmak için kullandığı en önemli araçtır. Örneklendirmek gerekirse,

   a)Ağrı hiç bir şey yapmadan spontane mi başlıyor?

   b)Soğuk gıdalar tüketildiği sırada mı ağrı oluyor?

   c)Sıcak gıdalar tüketildiği sırada mı ağrı oluyor?

   d)Geceleri ağrının şiddetinde artış oluyor mu?

   e)Sabahları uyanıldığında ağrı maksimum seviyede mi oluyor?

   f)Özellikle bir şeyler yedikten sonra mı ağrı başlıyor?

   g)Dişler fırçalandıktan ve diş ipi yapıldıktan sonra ağrı şikayetinde azalma oluyor mu?

   h)Zonklama derecesinde başlayan ve ağrı kesici ilaçlarla bile kontrol altına alınamıyor mu?

   i)Ağrı özellikle kulağa doğru yayılıyor ve çene açmakta zorluk yaşanıyor mu?

Yukarıda saymış olduğumuz örnek soruların her birine verilecek cevap ağrının kaynağı hakkında hekime farklı bilgiler sağlamaktadır. Hekimin her açıdan değerlendirmesi, doğru teşhis ve tedavi yapmasını sağlar. Bu yüzden ağız içi muayenenin yanı sıra radyolojik değerlendirme de ağrı kaynağının teşhisi için çok önemlidir. Özellikle dişlerin kökleri etrafında meydana gelen enfeksiyon kaynaklı etkenler direkt olarak ağız içinde belirti vermeyebilir. Panoramik veya ağız içinden alınan küçük röntgenler teşhis konusunda ağız içi bulgularla birleştirilerek ağrı kaynağı tespit edilebilir.

Çoğu zaman dişte meydana gelen çürük doku diş sinirine doğru ilerledikçe ağrının sıklığında artış gözlemlenir. Fakat bunun durdurulamayan bir ağrı tablosuna ilerlemeden mutlaka kişiye sızlama şeklinde kendini belli etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda diş hekimine başvuran hastanın dişin çürük dokusu lokal anestezi altında hiç ağrı hissettirilmeden temizlenir ve dolgusu yapılarak şikayetin artmasını beklemeden tedavi edilebilir. Eğer ki hasta sızlama belirtilerini dikkate almaz ise çürük doku diş sinirine temas eder ve yukarda belirttiğimiz zonklayan ağrı, gece ağrısı, sıcak gıdalarda ağrının artması gibi şikayetleri bir arada söyleyebilir. Bu semptomlar diş sinirinin iyileşemeyeceği bir duruma geldiğinin belirtileridir. O yüzden kanal tedavisi yapılması gerekir. Ağrının kaynağı olan enfekte olan diş siniri kanal tedavisi yapılarak dişin içerisinden uzaklaştırılır. Böylece ağrının kontrol altına alınması sağlanmış olur.

 

2)Ağrıyı dindirmek için geçici bir çözüm önerisi var mıdır?

Ağrının kontrol altına alınabilmesi kaynağın neresi olduğu ile direkt bağlantılıdır. Örneğin, derin çürüğe bağlı bir ağrı çoğu zaman ağrı kesici ile kontrol altına alınamayabilir. Çünkü ağrının kaynağı enfekte olan diş siniridir ve sinirin etrafındaki damar yapısı tamamen bozulmuştur. Dolayısıyla ağız yolundan alınacak ilaç kana karışıp damar yolu ile etken bölgeye ulaşamaz ve etki göstermez. Çözüm ancak hekimin yapacağı kanal tedavisinden geçmektedir. Başka bir örnek vermek gerekirse, özellikle alt çene yirmi yaş dişlerinin süremediği ya da açılı bir pozisyonda bir kısmının ağız içinde göründüğü ama tamamının çıkamadığı durumlarda diş etinde meydana gelebilecek bir enfeksiyon söz konusudur.

Enfeksiyona bağlı olarak kişi ağzını açmakta, yutkunmakta zorluk çekebilir. Bu noktada ağrıyı kontrol altına almak için mutlaka hekimi ile irtibata geçerek antibiyotik reçete edilmesi gerekir. Antibiyotik kullanımı enfeksiyonun azalmasını, yumuşak dokunun sıkılaşmasını, ödemin azalmasını sağlar ve böylece hastanın yaşadığı çenesini açma ve yutkunma zorluğu şikayetlerinde azalma olduğunu görür. Bu geçici bir durumdur. Hastaların en sık yanıldığı durum bu rahatlamanın tedavinin tamamlandığı yönündedir. Halbuki oradaki asıl etken dişin sürememiş olmasıdır. Dolayısıyla antibiyotik kullanımı sonrası enfeksiyon kontrol altına alındığında ilgili yirmi yaş dişi mutlaka çekilmelidir.

Böylece diş eti de çekim sonrasında iyileşerek tekrardan enfekte olma ihtimali ortadan kaldırılmış olur. Bir başka örnek vermek gerekirse, özellikle uyumu bozulmuş eski dolgu veya kaplamaların olduğu bölgelerde yemek yedikten sonra gıda birikimine bağlı diş etinde kaşıntı şeklinde bazen de zonklamaya yakın tipte ağrılar meydana gelebilir. Buradaki asıl etken olan uyumsuz restorasyonun yenilenmesi öncelikle tedavi yöntemidir. Fakat hekime gidene kadar geçici olarak rahatlama olabilmesi için hasta yemek yedikten sonra mutlaka dişlerini fırçalamalı ve ilgili arayüzü diş ipi ile temizlemelidir. En son olarak da basit bir tuzlu su hazırlayarak gargara yapmalıdır. Böylece diş eti kaynaklı ağrının geçici olarak hastayı rahatlatması beklenir. Fakat tekrar vurgulamak gerekir ki uyumsuz restorasyonun doğru kontak yüzeylerine sahip olacak şekilde yenilenmesi ve araya gıda birikimine sebep olmayacak şekilde yapılması kalıcı tedavi olarak bilinmelidir.

3)Ağrı, Vücudun Diğer Kısımlarına Etki Eder mi?

Diş ağrısı yaşayan hastalarda özellikle baş boyun bölgesinde yansıyan ağrılara sıkça rastlanmaktadır. En belirgin yansıyan ağrı, yirmi yaş dişlerinden kaynaklanan ve kulakta meydana gelen zonklama tipteki ağrıdır. Çoğu zaman tam sürememiş yirmi yaş dişlerinin etrafındaki diş etinde meydana gelen enfeksiyonun çevre yumuşak dokuları da (çiğneme kasları, yüz ve kulak bölgesinin hissetmesini sağlayan sinir dalları gibi) etkilemesi hastanın özellikle kulağında yoğunlaşan bir ağrıya sebep olur.

Enfeksiyonun antibiyotik kullanımı sonrası kontrol altına alındıktan sonra ilgili yirmi yaş dişi çekilir ve etken ortadan kaldırıldığı için çevre yumuşak dokularda etkilenmekten kurtulur. Bir diğer karşılaşılan yansıyan ağrı ise daha çok geceleri diş sıkan hastalarda baş ağrısı ve boyun kaslarında kasılma ve hatta sırt bölgesinde ağrı olarak kendini gösterebilmektedir. Bruksizm denen bu durumun kontrol altına alınabilmesi için öncelikle kişinin diş sıktığının farkında olması gerekir ki yaşadığı ağrıların kaynağına çözüm üretebilmek için motivasyonu olsun. Çünkü bruksizmi olan hastaların geceleri diş sıktığı kadar gündüz de diş sıktıkları ama farkında olmadıklarını görürüz. Bu konuda farkındalığı oluşmuş ve çözüm arayışında olan hastalar gündüz diş sıktıklarında farkına varıp kendilerinin durdururlar. Geceleri bilinç kapalı olduğu için kişinin kendini durdurması mümkün değildir.

Bu yüzden gece yatarken kullanabileceği sert gece dişlikleri kullanması gerekir. Bu gece dişlikleri, uyku sırasında dişlerini sıkan ve gıcırdatan hastalarda çiğneme kaslarının belirli bir açıklıkta ve gerginlikte olmasını sağlayarak hem dişlerin aşınmamasını hem de çene ekleminin korunmasını sağlar. Her hasta gece dişliğini kullanmakta yeterli adaptasyonu gösteremeyebilir. Bu durumlarda ise çiğneme kaslarına çift taraflı olarak botoks uygulaması yapılmaktadır. Botoks enjeksiyonu sayesinde çiğneme kasının kasılma kapasitesi ciddi oranda azalır ve bilinç dışı diş sıkma sırasında meydana gelen kuvvetin etkisi de aynı oranda bitirilmiş olur. Botoks ilacının kişiden kişiye uygulama sıklığı değişebilir. Bazı hastalarda 3-4 ayda bir yapılması gerekirken bazı hastalarda ise 6-7 ayda bir yapılması yeterli olabilmektedir.

4)Ağrıyı Dindirmek için Doğal Yöntemler Var mıdır? Yoksa Ağrı Kesiciler Kaçınılmaz mıdır?

Diş ağrılarında çoğu durumda medikal destek yani ilaç kullanımı ve hekim müdehalesi kaçınılmazdır. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi özellikle uyumsuz dolgu ya da kaplamaya bağlı gıda birikimi ve oluşan diş eti kaynaklı ağrı, ilgili bölgenin özenle fırçalanması, diş ipi ile temizlenmesi ve tuzlu su gargarası gibi basit ve kolay bir şekilde ev şartlarında geçici olarak hastaya zaman kazandırır. Bu noktada aslında vurgulamamız gereken şey doğru olduğu sanılan yanlışlar olduğunu düşünüyoruz.

Örneğin ağrıyan bölgeye etki etmesi için alkol emdirilmiş pamukla saatlerce pansuman yapmaya çalışan hastalarımız ara ara kliniklerimize gelmektedir. Hastanın mevcut ağrısının üzerine bir de yumuşak dokunun kimyasal olarak zedelenmesi eklenmektedir. Bu yüzden unutulmamalıdır ki vücudumuz bir bölgesinde ters giden bir şeyler varsa bunu önce ufak ufak uyarılarla belli eder. Vücudumuzun alarm sistemi olan ağrı reseptörlerinin amacı da bunun kişide farkındalığının oluşturmasıdır. Konumuz ağız ve diş sağlığına yönelik ağrılar olduğu için sizi rahatsızlık verebileceğini düşündüğünüz durumlarda mutlaka diş hekiminizden bir yorum alın. Geç kalındığı takdirde ilk zamanlarında diş hekiminiz daha basit çözümler bulunabilecek tedaviler yerine daha kompleks tedaviler yapmaya mecbur kalabilir.

Ayrık Dişlerin Çözümü, Tedavisi

Bir insanın gülümsemesini olumsuz anlamda etkileyen en önemli faktörlerden bir tanesi de şüphesiz ki ayrık diş problemidir. Ayrık dişler, kişinin kendine olan özgüvenini negatif olarak törpüleyebileceği gibi, ardında yatan daha ciddi problemlerin de göstergesi olabilir.

 

Ayrık Diş Nedir?

İsminden de anlaşılacağı üzere ayrık dişler, iki diş arasında istenmeyen bir boşluğun oluşması anlamına gelir. Ayrık diş, doğuştan gelebilen bir sorun olabileceği gibi sonradan oluşan bir problem olarak da karşınıza çıkabilir. Ayrık dişlerin oluşturduğu boşluklar, ağzın herhangi bir bölgesinde oluşabilir, ancak ön dişlerde boşluk oluştuğu zaman çok daha göze batar hale gelir.

Ayrık diş problemi,

hem çocuklarda hem de yetişkinlerde meydana gelebilecek bir sorundur. Çocuklarda ayrık diş, çoğunlukla süt dişleri döküldüğünde ve yerlerine kalıcı dişler geldiğine meydana gelmektedir.

Eğer siz de ayrık dişlerinizden şikayetçiyseniz, yazımızın devamında önerdiğimiz ayrık diş tedavisi yöntemlerini değerlendirerek bu endişelerine bir son verebilirsiniz. Ayrık diş düzeltme metodlarına geçmeden önce ise ayrık dişlerin oluşma sebeplerine yakından bakmak gerekir.

 

Ayrık Dişlerin Meydana Gelmesindeki Sebepler Nelerdir?

“Ayrık diş nasıl kapatılır?” sorusunun cevabı,

her şeyden önce ayrık dişlerin meydana gelmesini tetikleyen sebeplerde saklıdır. Ayrık dişlerin meydana gelmesinde tek bir etmenin etkili olduğu söylemek mümkün değildir; zira bu tip bir ağız ve diş sağlığı problemi ile karşılaşmanıza neden olabilecek birden fazla faktör bulunmaktadır. Ayrık diş neden olur, gelin hep birlikte bakalım.

– Bazı insanlarda ayrık dişler, çene ebatları ve diş boyutları ile alakalıdır. Eğer dişleriniz, çene kemiğiniz için fazla küçük ise ister istemez aralarında boşluklar oluşabilir. Bunun sonucunda dişler birbirinden uzak lokasyonlarda konumlanır ve ayrık diş problemi meydana gelir. Dişlerinizin ve çene kemiğinizin ebatları ise tamamen genetik olarak belirlenen bir durumdur; bu yüzden de ayrık dişler, kalıtsal bir özellik haline gelebilir.

– Diastema da denilen ayrık diş sendromu,

ön iki dişiniz ve diş eti hattınız arasında meydana gelebilecek aşırı diş eti büyümesi sonucunda da kendine gösterebilir. Bu aşırı büyüme, iki ön diş arasında ayrılığa sebep olarak bir boşluğun oluşmasını sağlar.

– Bazı kötü alışkanlıkların da diastemaya yol açabileceği, çeşitli araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır. Baş parmağını gereğinden fazla ve gereğinden uzun zaman boyunca emen çocuklarda ayrık diş sendromu meydana gelebilir. Bu kötü alışkanlık, emme hareketinin ön iki dişe fazlasıyla baskı oluşturmasına ve bu iki dişin birbirinden ayrı lokasyonlara doğru itilmesine sebebiyet verebilmektedir.

– Yaşça daha büyük çocuk ve yetişkinlerde ise ayrık diş bozukluğu, yanlış yutkunma reflekslerinden dolayı doğabilir. Normal şartlar altında yutkunma esnasında dil, kendini ağzın üst bölgesinde konumlandırmalıdır, ancak yutkunma refleksi bozukluğu söz konusu olduğunda dil, ön iki dişe baskı yapar ve bu baskı da o iki ön diş arasında zaman içerisinde bir boşluk oluşturur. Diş hekimlerinin “dil itimi” olarak bahsettiği bu süreç, ilk etapta zararsız bir refleks olarak gözükse de ayrık diş gibi istenmeyen sonuçları beraberinde getirebilir.

– Diastemanın oluşabileceği bir diğer durum ise diş eti rahatsızlıklarıdır.

Özellikle diş eti enfeksiyonu söz konusu ise meydana gelen şişkinlik, sadece diş etlerine değil, aynı zamanda dişlere destek sağlayan diş eti dokusuna da zarar teşkil eder. Önce ayrık diş belirtileri ile başlayan bu durum, zaman içerisinde diş kaybına bile yol açabilir.

– Özellikle arka bölgedeki diş çekimini takiben, çekilen dişin ön ve arkasındaki dişler çekim boşluğuna doğru kayabilir. Eğer eksik dişin yerine protetik tedavisi yapılmazsa, zaman içerisinde dişlerin aralarında boşluklar meydana gelebilir.

 

Özellikle kalıtsal olan ayrık diş,

ortodonti tedavisi ile yüz güldüren sonuçlar alınabilmektedir. Diş yüzeyinde bir kaplama veya aşındırmaya uygulamadan sadece dişlerin yerini değiştirerek elde edilen bu yöntem birçok hasta için uygun olmasına rağmen gerek fiyatları gerek ise uygulama zamanı sebebi ile bazı durumkarda tercih edilmeyen bir yöntemdir.

Diş renginde uygulanan bir çeşit dolgu diyebileceğimiz bonding uygulaması ayrık diş tedavisi için kısa süreli hızlı bir tedavi seçeneğidir. Bu işlem için genellikle anestezi yani uyuşturma gerekmez. Önemli olan bir dişin hacminin fazla büyümeden yüz ve diğer dişler ile orantılı olarak aralığın kapatılmasıdır. Hekimin tecrübesi ve hastanın beklentileri doğrultusunda yapılacak tedaviye karar verilir. Uygulamasına geçildiğinde diş yüzeyi temizlenir ve uygulama için gerekli aşamalardan sonra boşluk olan bölgeye hamur şeklindeki kompozit malzeme dikkatli bir şekilde yerleştirilir. Burada dikkat edilmesi gereken diş etinden çıkış konturudur. Dişlerin birbirleri ile simetrik olması ve diş eti ile uygulamanın birleştiği alanda gıda birikintilerinin kalmaması için maksimum özen gösterilmesi gerekir. Boşluk bu malzeme ile kapatıldıktan sonra dikkatli bir şekilde cila işlemine geçilir yüzeyi parlaklığı diş minesi kadar parlak yapılmaya çalışılmalıdır. Aksi taktirde zaman içerisinde çay, kahve, sigara gibi dış etkenler ile renklenme ortaya çıkacaktır. Bu renklenmeye ortaya çıktığında basit bir cila işlemi ile giderilebilir.

Ayrık dişlerin tedavisinde bonding yönteminin en büyük dezavantajı yüzeyi özelliklerinin porselen diş kaplamalar kadar iyi olmamasıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi çay kahve sigara gibi etkenler kompozit malzeme yüzeyinde renklenme yaparlar. Ancak tedavisi hem uygulanma zamanın kısa olması, hem de uygun maliyetli olması nedeniyle çok tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

 

BONDİNG UYGULAMASINI HER DİŞ HEKİMİ YAPAR MI?

Bu konuda eğitim almış ve tecrübe edinmiş hekimler zaman ayırıp dikkatli bir çalışma yaptıklarında tatmin edici sonuçlar alabilirsiniz. Ancak ön diş tedavisi dikkatli bir çalışma ve tecrübe gerektirir. Kullanılan malzemenin bütün kurallarına uyulması ve ağız içerisinde tedavi sonucunda işlerin nasıl görüneceğine tahmin edilebilmesi gerekir. Özellikle bu konuda çalışma yapan ve bilgi deneyimini arttırmış hekimleri uygulamayı rahatlıkla yapabilirler.

Yüzey özellikleri neredeyse mine tabakasında eşdeğer olan porselen lamina uygulamaları ayrık dişlerin kapatılması için kullanılan yöntemlerden bir tanesidir. Genellikle kırık, eğri, orantısız, renk problemli diş sorunları için uygulanan lamina tedavileri ayrık diş tedavisinde de mükemmel sonuçlar verir. Estetik diş hekimliğinde yapıştırma tekniklerinin ve malzeme özelliklerinin gelişmiş olması sayesinde başarı ile uygulanan porselen lamina kaplamalar ayrık diş uygulamalarında yaklaşık bir hafta gibi bir süre içerisinde tamamlanır eder. Porselen lamina uygulamasında sadece işlerin aralık deri kapatılmaz aynı zamanda renk ve şekil gibi sorunlarda giderilir.

Uygulanma süresi olarak Bonding ile aralıklı diş kapatma tedavisinden daha uzun sürse de ortodonti ile aralıklı diş kapatılması gibi aylarca zaman almaz.

 

Bonding Uygulaması Sadece Ayrık Dişler İçin Mi Yapılır?

Bonding uygulaması, genellikle diş aralıklarını kapatmak, diş çürüklerinin ve kırıklarını onarmak, çentikli ya da renkleşmiş dişlerin görünümünü değiştirmek için kompozit malzeme kullanılarak onarılmasıdır. Diş boyutlarını değiştirmek için de kullanılan bonding teknolojisi, aynı zamanda genç yaştaki travma veya düşme etkisi ile kırılan dişlerde porselen uygulamasının yapılamadığı zamanlarda da kurtarıcı göreve sahiptir.

Doğal diş şeklindeki yapıların diş yüzeyine tutunarak şekil ve renk bozukluklarının giderilmesini sağlayan bonding sayesinde dişler, eski işlevlerine dönerken lekelenmelerden de arınırlar. Bonding diş uygulaması, dişin yarısının kırık olduğu durumlarda bile rahatlıkla uygulanmaktadır. Diş kusurlarının giderilmesini sağlarken tek seansta acısız ve ağrısız şekilde gerçekleştirilmektedir. Diş teli tedavilerinden sonra destekleyici bir uygulama olarak kullanılabilir.

Hemen her yaşta uygulanabilen bonding yöntemi,

diş yapılarındaki her türlü estetik kaygılarını gidermektedir. Bonding dolgu şeklinde yapılan tedavilerde diş şeklini beğenmeyenler için kişiye özel olarak. yapılmaktadır.

  • Dişin rengini veya şeklini değiştirmek isteyenler,
  • Dişlerini büyütmek ya da kusurlarını gidermek isteyenler,
  • Diş kırıkları olanlar,
  • Diş aralarında boşluk olanlar,
  • Diş çürükleri olanlar,
  • Diş boylarını eşitlemek isteyenler bonding diş uygulaması için uygundurlar.

Bonding uygulaması çok hızlı ve ekonomik bir uygulama olduğu için her bütçeye hitap etmektedir. Bonding diş tedavisi ve diş dolgu işlemlerinin hasta için yararlı olup olmadığına hekim kontrolleri sonucu karar verilirken alternatif tedaviler yine diş hekimleri tarafından önerilecektir.

Dişlerin renginden, şeklinden, boyundan, duruşundan memnun olmayan kişilerde uygulanan bonding uygulaması, bir-bir buçuk saat kadar süren bir işlemle tamamlanır. Diş hekimliğinde kullanılan adeziv kompozit dolgular sayesinde, çok çabuk ve başarılı bir çalışma yapılır. Bu adesiv malzemeler dişlerde yapışkanlık sağlayan maddelerdir. Adezivler estetik diş hekimliğinde temel unsurlardan biridir. Bonding uygulamasının bu derece başarılı olmasında, bu yapıştırma teknolojisinin yani adezyon tekniğinin büyük rolü vardır. Diş yüzeylerine yapılan cilalama işleminden sonra, diş yapısına çok yakın özellikteki maddeler bu adezyon tekniği sayesinde diş yüzeyine yapıştırılır. Kullanılan malzemelerin kaliteli olması ve uzman birisi tarafından yapılırsa, bonding uygulaması kişiye 5-10 sene sorun çıkartmadan hizmet edebilir.

Bu işlemin en büyük avantajı tedavi sırasında dişlerden hiçbir aşındırma ve dişlerden hiçbir eksilme yapmamasıdır. Arzu edildiğinde sökülebilir ve dişlere hiçbir işlem yapılmamış gibi eski haline dönmesi sağlanabilir.

Bu alanda kullanılan mikrofil ajanlar,

ileri teknoloji ürünü olup diş yapısıyla çok fazla benzerlik göstermektedir. Bu nedenle doğal dişlerin etkilendiği oranda renk değişimine uğrayabilirler. Dişlerin hazırlanması sırasında yüzeyde olan pürüzler, cilalama yapılarak mümkün olduğu kadar düzeltilmektedir. Bu yüzden lekelenme etkisine karşı son derece dayanıklı olur. Bunun dışında bazı içeceklerden ve bazı yiyeceklerden kaynaklanan renkleşmeler 6 aylık diş hekimi kontrolü sırasında cilalanarak giderilmektedir.

Yapılan tedavi sırasında dişimiz hangi renkte olduğu dikkate alınarak yapılan bonding uygulamaları son derece estetik ve hastanın gülüşünü olması geren seviyeye getirmesi sayesinde aslında gülüş tasarımının bir parçası olarak da kabul edilmektedir.

Bu uygulama estetik amaçla çocuklar hariç her yaş grubundaki kişilere rahatlıkla uygulanabilir. Çocuklarda, özellikle dişlerin gelişimini takip etmek çok önemlidir. Bu yüzden bu yaşlarda estetik amaçla bonding uygulaması önerilmemektedir. Ancak kliniğimize başvuran hastaların arasında yeni çıkan ön dişleri kıran çocuklara da sıklıkla rastlamaktayız. Bu dişlere yapılacak bonding uygulaması ile dişleri eski haline getirerek çocuğun sağlıklı ağız ve diş gelişimini desteklemekteyiz. Yetişkinlere estetik amaçla yapılan bonding işlemi son derece başarılı sonuçlar vermektedir. Bu sayede estetik gülüş ve görünüm daha güzel bir hale gelmektedir. Gülümsemeyle bütünlük sağlayan ön bölge dişler, kişinin özgüven kazanmasına, işinde, ailesinde ve çevresinde saygınlık ve hayranlık uyandırmasına neden olur.

Bonding uygulamaları yapıldıktan sonra düzenli ağız bakımının yapılmasına dikkat etmek gerekir. Sert yiyeceklerden kaçınmak, diş temizliğine ve bakımına özen göstermek bonding dolgulara zarar verilmemesi açısından önemlidir.

Tırnak yeme ve kalem ısırma gibi alışkanlıklar dişlerin kırılmasına neden olacağı için bu alışkanlıklardan vazgeçmek gerekir. Aksi taktirde yapılan bonding uygulamalarının kullanımı uzun sürmeyecektir.

 

Kompozit Dolgunun Ortalama Fiyatları Nelerdir

 Kompozit dolgu fiyatları için belirlenen net bir fiyat aralığı yoktur. Genellikle fiyatın belirlenebilmesi için hastanın ağız muayenesinin yapılması gerekir. Ayrıca yapılan işlemlere, tedavinin uygulandığı merkeze ve doktor tecrübesine, hastanın ihtiyacına göre fiyat seçeneği değişmektedir. Ağız ve diş sağlığı vücut sağlının temeli oluşturan etken bölgedir. Bu nedenle var olan ya da oluşabilecek hastalıklara karşı doğru tedavinin yapılabilmesi için uzman ve tecrübeli merkezlere yönelmeniz önerilir.

Uygun fiyat seçenekleri ile istenilen tedavinin uygulanmasından ziyade yanlış ve eksik bir müdahale kalıcı hasarların oluşmasına ve geriye dönüşü olmayan sonuçların yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ağız ve diş sağlığınız için bu kriterleri göz önünde bulundurarak tercih yapmanız daha ekonomik ve sağlıklı olacaktır. Ayrıca diğer estetik işlemlere göre daha ekonomiktir. Fiyatı belirleyen faktör, kullanılan malzeme ve seçilecek tedavi türüne göre şekillenmektedir.

HOLİSTİK DİŞ HEKİMLİĞİ İLE TANIŞIN!

– Holistik yani Bütünsel diş hekimliği, ağız sağlığının ve genel sağlığın bir bütün olduğunu kabul eden bir yaklaşımdır. Holistik diş hekimliği, geleneksel diş hekimliğinin yenilikçi ve tamamlayıcı tipi olarak tanımlanabilir. Ağız sağlığı ile genel sağlığımız birbiriyle ilişkilidir. Bu yaklaşımla, ağız ve diş sağlığı, tüm vücut sağlığının bir yansımasıdır ve bütünsel yaklaşımı benimseyen diş hekimleri bu prensibe bağlı olarak çalışmaktadır.

Holistik diş hekimliği, aslında geçmişi çok eskilere dayanan, günümüzde ise yükselen bir sağlık dalıdır. Holistik diş hekimliğinde amaç, diş ve diş eti hastalıklarını, toksik içerik barındırmayan, biouyumlu materyaller ve doğal bir yaklaşımla, modern ve geleneksel yöntemler ışığında önlemek ve tedavi etmektir. Tüm holistik yaklaşımlar hastalığın sadece belirtilerini değil, ona neden olan ana nedeni ortadan kaldırmak üzere çalışmaktadır.

Holistik diş hekimliği, sağlığı bir bütün olarak görür. Ağız içinde, diş, diş eti veya çene kemiklerinde oluşabilecek hastalıkların, hastanın genel sağlığı üzerinde yaratabileceği etkilerini gözeten bir yaklaşımdır. Ağız ortamı sadece yemek yenilen, besinlerin öğütüldüğü bir yer değil; aynı zamanda kişinin genel sağlığının bir aynasıdır. Bu nedenle holistik yaklaşımı benimseyen bir diş hekimi, hastalarının ağız içi muayenelerini gerçekleştirirken bu gerçeği esas alır ve tedavilerini bu yönde planlar ve yapar. Aynı zamanda kişiye uygun tedavi seçenekleri sunarak, tedavi sürecinde, hastalar için allerjen veya toksik olmayan bio uyumlu materyallerin kullanımını tercih eder.

– Holistik diş hekimliği, hayatın daha sağlıklı olması, daha az toksik olması amacıyla doğal element ve yöntemlerden desteğini alır. Bu yaklaşımda geleneksel diş hekimliği yaklaşımlarının yanı sıra sağlıklı beslenme, vücudun fiziksel, mental ve enerji seviyelerinin dengesini de sağlayacak prosedürler göz önünde bulundurulur.

– Holistik diş hekimliği aslında yeni bir yaklaşım değildir. 1800’lü yıllardan beri var olan eski bir yaklaşımdır. İlk olarak 1850 yılında Ulusal Diş Hekimliği Birliği tarafından dolgu materyali olarak kullanılan amalgam dolguların zararlı etkileri tanımlanmıştır. Bunun üzerine bu organizasyon ve birçok ülkede amalgamın restoratif materyal olarak kullanımı yasaklamıştır. Ancak bunun yanında ülkemizde ve birçok başka ülkede amalgam dolgular neredeyse tek restoratif materyal seçeneği olarak uzun yıllar uygulanmıştır.

Endodontik tedavilerin yani diş köklerine uygulanan kanal tedavilerinin bakteriyel enfeksiyonlara, kalp hastalıkları, akciğer, böbrek ve romatizmal hastalıkların gelişimine neden olabildiği de Holistik Diş hekimliği tarafından yoğun bir şekilde araştırılan bir konu olmuştur. Diş Hekimi Melvin Page, “Vücut kimyasını ayarlamak” terimini bulmuş ve dişi çürüğünü “Sistemik Kimyasal Ayarsızlık” olarak tanımlamıştır.

– Günümüz diş hekimliğinde, holistik konsepti takip eden modern diş hekimleri, hastalarının sadece ağız içi değil; tüm genel sağlıklarını gözeterek muayenelerini yapmakta ve tedavi seçeneklerini ona göre belirlemektedir. Bilgi, beceri ve imkanlarını buna göre geliştiren bir Holistik Diş Hekimi, ağız ve diş sağlığını 6 başlıkta takip eder:

1. Biouyumluluk
2. Biokimyasal balans
3. Bioestetik
4. Bioenerjik
5. Biomekanik
6. Bioetik bakım.

Bu prosedürleri esas alarak kurdukları modern muayenehane ve kliniklerde hastalarına bakan Holistik Diş Hekimlerinin temel prensipleri;
– Dejeneratif diş hastalıklarının tedavisinin yanı sıra bu hastalıkların geri dönmesini sağlamak ve korunmak için düzenli beslenmeye dikkat edilmesi,
– Diş tedavisi sırasında kullanılan materyallerdeki toksinlerin eliminasyonu ve bunlardan korunabilmek için gerekli önlemlerin alınması
– Dental maloklüzyonların yani kapanış bozukluklarının tedavisi ve önlenmesi
– Dişeti hastalıklarının tedavisi ve önlenmesi.

Holistik Diş Hekimliğinde en çok tartışılan ve üzerinde durulan konu; Amalgam Dolgular. Özellikle 30 yaş üzeri ağzında dolgu olan birçok kişinin amalgam dolgusu vardır. Peki bu amalgam dolgular mutlaka değiştirilmeli mi? Kaç tane amalgam dolgu vücuttaki civa seviyesinde artışa neden olur? Amalgam dolgusu sökülürken özel bir önleme gerek var mı? Her klinikte amalgam sökümü her diş hekimi tarafından yapılabilir mi?

Amalgam dolguların değiştirilmesi

Minimal oranda bile olsa civaya maruz kalmak kişinin vücudunda ve genel sağlığında rahatsızlıklara yol açmaktadır. Holistik diş hekimleri civayı toksin olarak kabul eder. Son yıllarda yapılan araştırmalarda bazı metabolik hastalıklara neden olarak amalgam dolguların gösterilmesi nedeniyle zararları daha net olarak ortaya çıkmıştır. Amalgamın ağızda tükürükle girdiği reaksiyon sonucu çeşitli iyonlar ortaya çıkarması, zamanla korozyona uğraması ve vücudun elektrolit dengesini bozmasından dolayı günümüz diş hekimliğinde kullanımı tercih edilmemektedir. Alzheimer, Parkinson veya nörolojik bir takım rahatsızlığı olan bireylerde de amalgam dolguların sökümünü öneren çok sayıda çalışmalar bulunmaktadır.

Civanın bir klinikte bulundurulması bile tehlikeli bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre civanın, miktar farkı gözetmeksizin bulundurulması güvenli değildir. Bu nedenle günümüzde birçok modern muayenehanede hastalara amalgam dolgular hiç uygulanmamaktadır; hatta amalgam restoratif materyali hiç bulunmamaktadır. Ancak geçmişte bu tedaviyi yaptırıp bugün ağzında hala amalgam dolgu bulunan çok sayıda kişi var.

Amalgam dolgular uzun yıllar bütünlüğünü koruyabilen fakat uygulandığı dişlerde sıklıkla kırıklara yol açabilen dolgulardır. Holistik diş hekimleri dolgu tedavilerinde bu tip dolguları kesinlikle kullanmazlar. Buradaki kritik ve önemli konu amalgam dolguların sökümü ve değişimidir. Amalgam sökümü için mutlaka güvenli amalgam dolgu söküm protokolünün uygulanması gereklidir. Bu protokolün uygulanabilmesi için hekimin konu ile ilgili eğitim almış olması çok önemlidir.

Amalgam dolgu sökümü bir protokole bağlı olarak uygun ekipmanların bulunduğu muayenehanelerde ve kliniklerde, söküm protokolü sertifikası almış diş hekimleri tarafından yapılmalıdır. Amalgam dolgu söküm prosedürünün özel ekipmanları vardır. IAOMT (International Academy of Oral Medicine & Toxicology) tarafından belirlenen prosedürlere ve ekipmanlara sahip olmakla birlikte bu prosedür ve ekipmanları hekimlerin doğru uyguladığını gösteren SMART (Safe Mercury Amalgam Removal Technique) sertifikasına sahip olması çok önemlidir.

Söküm yapacak klinik çalışanları ve hekimin özel kıyafetler giymesi, özel maske ve ekipman kullanması gerekir. Amalgam dolgularla ilgili biyolojik olarak karşılaşılan önemli sıkıntılardan biri oral galvanizmdir. Oral galvanizm, ağız ortamında bulunan materyallerin meydana getirdiği elektrik akımıdır. Amalgam sökümü protokolünde hastayı civa içeren amalgam parçaları ve civa buharından koruyabilmek için alınan çeşitli önlemler vardır; bunlar hastanın söküm sırasında oksijen alması ve söküm öncesi aktif karbon ile gargara yapması gibi kurallardır. Ortamın civa buharını çeken özel ortam temizleyici aspiratör kullanılmalıdır. Ayrıca rubber dam denilen ilgili dişe takılan lastik örtüler sayesinde hastanın ağız ortamı tamamen izole edilmiş olur. Ayrıca açığa çıkan civa buharı nedeniyle oksijen maskesi kullanılması ve işlem bölgesine yakın konumlandırılacak hava filtresinin olması önerilir. Vitamin c takviyesi de yapılmaktadır.
Tüm bu ekipmanlara sahip olan ve bu prosedürleri uygulayabilen çok az klinik vardır. Bu kliniklerdeki yetkili hekim bu konuda eğitim almış olmalı ve sertifikasyonu olmalıdır.

Amalgam dolgu değişimi sırasında uyulması gereken protokolleri sırasıyla yazmak gerekirse:

• Hekim ve hasta özel koruyucu önlük giymeli, koruyucu gözlük takmalı ve hastanın üzeri tamamen özel bir örtüyle örtülmelidir.
• Hastaya işlem sırasında ortaya çıkan toksik civayı emmesini önlemek için aktif karbon içeren gargara ile gargara yaptırılmalıdır.
• Ağız mukozasını söküm sırasında açığa çıkacak olan civa ile doğrudan temastan korumak için ilgili dişin Lateks içermeyen lastik örtü ile kaplanması gerekir.
• Hastaya oksijen maskesi takılır.
• Basınçlı su ve hava ile amalgam dolgu sökülürken bol miktarda su ve yüksek hacimli emiş gücüne sahip ağız içi aspiratör kullanılmalıdır.
• Oda hava temizleyicisi olmalıdır.
• Vitamin C yüklemesi yapılır.

Çeşitli dental materyallerin biyouyumluluğu:
Geleneksel diş hekimliğinde hekim, tedavi öncesi hastanın dental materyallere karşı allerjik durumunu çoğunlukla sorgulamamaktadır. Holistik diş hekimleri ise kullanılan her dental materyalin vücut sağlığını bütün olarak etkileyebileceğine inanır.
Diş hekimlerinin tedaviye başlamadan önce farklı materyal türlerinden ve farklı materyallerle uygulanabilecek tedavi seçeneklerinden bahsetmeleri ve tedavileri anlatmaları oldukça önemli ve gereklidir. Biyolojik diş hekimliğini benimseyen ve uygulayan hekimler, farklı türde kompozit dolgu materyalleri ve çeşitli prosedürler için farklı materyaller uygulamaktadırlar.

Metal İçermeyen Kompozit Dolgular

Kompozit dolgular olarak da adlandırılan metal içermeyen dolgular, diş rengindedir ve biyo uyumludur. Geleneksel bir amalgam dolgu, diğer metallerle birleştirilmiş civa ve gümüşten oluşur. Amalgam tükürükle girdiği reaksiyon sonucu çeşitli iyonlar çıkarır, zamanla korozyona uğrar ve vücudun elektrolit dengesini bozar ve çoğu zaman bu amalgam dolgular altında çürük başlangıçları bulunur.
Kompozit restorasyonların uygulanması:
Dişte bulunan çürük doku ve/veya amalgam dolgu temizlenir. Adeziv ürün uygulama prosedürleri uygulanarak kompozit restorasyon materyali dişe uyumlu bir form verilerek uygulanır ve ışıkla sertleştirilir.

Metal İçermeyen Zirkonyum Kaplamalar (Zirkonyum Kuronlar)

Klasik metal destekli kuron veya köprü protezlerin alt yapısında bulunan gri metal yerine kullanılan beyaz alaşımlardır. Dayanıklı olması ve metallerin aksine korozyona dirençli olması nedeniyle diş hekimliğinde kuron köprü dışında da pek çok alanda kullanılmaktadır. Örneğin, implant, implant üstü protezlerde ara parça (abutment), tedavide kompozitin içine belli oranlarda katılarak dolgunun dayanıklılığını artırmada kullanılmaktadır. Zirkonyum kaplamalar dayanıklı olmasının yanında yüksek ışık geçirgenlikleri sayesinde hem estetik hem de doku dostu materyallerdir. Yeni nesil zirkonyum kaplamalar ile zirkonyum alaşımı alt yapısına, seramik işlenerek parlak diş yapısını birebir taklit eder. Bu sayede hastalara metal alaşım uygulanmamış olur. Metalin zamanla tükürükle birlikte okside olarak çıkardığı nikel, krom gibi iyonlar ve daha sonrasında uğradığı korozyon ağız hijyenini bozmakla birlikte vücudun elektrolit dengesini de bozabilmektedir. Özellikle metal allerjisi olan bireylerde alerji tetiklenmiş olur. Zirkonyum kaplamalar ile bu durumun önüne tamamen geçilmiş olur.

Metal İçermeyen Porselen Dolgular (İnley ve onley)

Porselen dolgular olarak bilinen inley ve onley uygulamalar, eski dolguların çıkarılması veya değiştirilmesi gerektiğinde özellikle madde kaybının fazla olduğu durumlarda kullanılan diş restorasyonlarıdır. Çatlamış veya kırılmış, ancak bir kaplamaya ihtiyaç duyulacak kadar hasar görmemiş dişleri onarmak için veya orta dereceli çürükleri olan dişler için kullanılabilirler. Bir inley veya onley uygulaması için ideal bir diş adayı nasıldır? Dolgu ile başarılı bir şekilde tedavi edilemeyecek kadar fazla çürük veya hasar görmüş, ancak kaplama yapılmasına gerek olmayacak kadar da yeterince sağlıklı diş yapısı kalmış bir diş, inley veya onley uygulaması ile rahatlıkla tedavi edilebilir. Amalgam dolgular yapılırken uygulama tekniği açısından, fiziksel tutunma ilkesi gereğince dişten sağlıklı dokunun da kaldırılması gerekebilmektedir. Bu nedenle amalgam dolguların değiştirilmesi işleminden sonra dişlerdeki madde kaybı fazla olduğundan kompozit dolgu ile restore edilmesi pek mümkün olamayabilmektedir. Bu dişlerin restorasyonunda çok daha uzun ömürlü olan seramik dolgular tercih edilir. Seramik dolgular yapılırken, herhangi bir kimyasal ölçü maddesi kullanılmadan dijital olarak dişin ölçüsü alınır, bilgisayar ortamında tasarımı yapılır ve 15 dk içerisinde porselen bloktan kazınarak hazır hale getirilir ve dişe uygulanır.
Diş gücü: Dişlerin gücünü gerçekten azaltan geleneksel amalgam dolguların aksine, porselen dolgular (inleyler ve onleyler) % 75’e kadar dişi güçlendirmeye yardımcı olurlar.
Diş ömrü: Bir porselen dolgu, gelecekte ek diş tedavisi ihtiyacını önlemeye ve dişin ömrünü uzatmaya yardımcı olur.

Ozon Terapisi

Ozon Terapisi, oksijen tedavisi olarak da bilinen, enfeksiyonu ortadan kaldırmak ve ilaçların toksik yan etkileri olmadan çevredeki sağlıklı dokuyu desteklemek için oksijeni kullanan bir tedavi şeklidir. Ozon tedavisi, saf oksijenin vücutta iyileştirici etkiyi tetiklediği ve böylece enfeksiyona neden olan etkenleri ortadan kaldırarak kendi kendini iyileştirebileceği ilkesine dayanır. Ağızda yaşayan bakteriler asidik ortamda çoğalırlar. Ozon, ağızdaki asiditeyi nötralize ederek pH seviyelerini değiştirir, böylece zararlı ağız bakterileri ortadan kaldırılarak daha sağlıklı bir ağız florası elde edilir. Ozon, diş tedavileri sırasında özellikle ağız içi cerrahi (her türlü kist, enfeksiyon, diş çekimini takiben yara yerinde) tedavilerde ve dişeti tedavisinde destekleyici bir unsur olarak kullanılmaktadır. Ozon terapisi uygulanırken herhangi bir enjeksiyon yapılmaz. Can acıtıcı bir uygulama değildir ve sonrasında herhangi bir ilaç (ağrı kesici vb.) kullanılması gerekmez. İşlemden sonra günlük yaşantıya devam edilebilir.

C Vitamini Tedavileri

C vitamini yaygın olarak kullanılan, güçlü bir antioksidan ve bağışıklık sistemini güçlendirici olarak bilinen bir vitamindir. C vitamininin sağlığa faydaları, sadece soğuk algınlığını yok etmekle sınırlı değildir. C vitamini infüzyonları, diş cerrahisinden (diş çekimi, implant operasyonu ve diğer cerrahi operasyonlar) sonra iyileşme sürecine yardımcı olmak için kullanılmanın yanı sıra amalgam dolgu değişiminde de destekleyici tedavi olarak kullanılırlar. Amalgam dolguları değiştirirken damardan C vitamini takviyesi önemlidir, çünkü vücutta amalgam dolguya bağlı birikmiş civanın yanı sıra amalgam dolguları değiştirme işlemi sırasında emilen civanın detoksifikasyonuna ve ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir. C vitamini oral yol yerine İntravenöz (IV) infüzyonla verildiğinde, kanda daha yüksek seviyelere ulaşabilir. Her bir intravenöz tedavinin hastaya ve onun özel ihtiyaçlarına göre uyarlanması gerekmektedir. Bu nedenle en iyi tedavi planını tasarlamak için diş hekiminize danışınız.

Proliferasyon Tedavisi (PRF, PRP)

Proliferasyon Terapisi, vücudun kendi doğal iyileşme sürecini uyaran rejeneratif bir enjeksiyon terapisidir. Proliferasyon Terapisi, diş hekimliğinde yumuşak doku iyileşmesini iyileştirmek için kullanılmaktadır. Genellikle kemik grefti ve diş implantı yerleştirmede etkili olan trombositten zengin plazma (PRP) ve trombosit açısından zengin fibrin (PRF), trombositleri diğer kan hücrelerinden ayırarak operasyon yerindeki iyileşmeyi başlatan ve hızlandıran süreçler kullanılmaktadır. Trombosit açısından zengin fibrin (PRF), büyüme faktörlerini yoğunlaştıran ve kök hücre türeten kişinin kendi kan serumundan yapılır.

Lazer uygulamaları

Diş hekimliğinde kullanılan lazerler, hemen hemen her diş hekimliği tedavisinde kullanılan, en önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Hem yumuşak dokuların hem de sert dokuların tedavisinde kullanılan farklı lazer tipleri vardır.
Periodontal hastalıkların (Dişeti hastalıklarının) lazer ile tedavi edilme yönteminde geleneksel cerrahi uygulamalara göre kesme veya dikiş işlemleri yoktur. Bu durum, dişeti hastalıklarını etkili bir şekilde tedavi eden hızlı, neredeyse tamamen ağrısız bir prosedür olmasını sağlar. Yetişkinlerde diş kaybının önde gelen nedeni dişeti hastalıklarıdır. Diş eti hastalıklarının, kalp rahatsızlıkları ile doğrudan ilişkili olduğu, ülserler, artrit, prematüre doğumlar ve daha fazla olgu ile ilişkilendirildiği bildirilmiştir. Dişeti hastalıklarının belirtisi, dişetlerinde kızarıklık, fırçalarken kanama, dişlerde sallanma ve ağızda kötü koku olarak sıralanabilir. Kontrolsüz dişeti hastalıkları çok daha ciddi hale gelip derin, bakterilerin barınacağı dişeti cepleri olarak kendini gösterir. Bu bakteriler dişlerinizi destekleyen çene kemiğinin yavaş yavaş kaybına neden olabilmektedir. Periodontal bakteriler ayrıca kan dolaşımına girer ve diğer birçok tıbbi soruna da neden olabilir. Diş ve dişeti birleşiminde oluşan bu Periodontal cepler, tedavi edilmezse derinleşirler ve sonunda diş kaybına neden olurlar.
Lazerin en belirgin ve önemli hassasiyeti, sadece enfekte dokuyu bölgeden uzaklaştırması; sağlıklı dokunun bölgede kalmasını sağlamasıdır. Bu, işlemden sonra daha hızlı bir iyileşmenin olmasını, minimum diş ve minimum kemik kaybının olmasını sağlar.
Lazerler, dezenfekte etmek veya dişetinde kesi yapmak için güçlü ışık yayabilen veya beyazlatma yapmak, iltihabı azaltmak ve iyileşmeyi hızlandırmak için düşük ışık yayabilen çok yönlü tıbbi cihazlardır. Diş hekimliğinde lazerler, farklı dalga boylarında çeşitli amaçlar için kullanılmakta olup yumuşak ve sert dokular için farklı faydalar sunarlar.

Yumuşak dokular:

• Hedef doku kesme, koagüle etme (kanamayı durdurma), buharlaştırma yeteneği
• Küçük kan damarlarının kapatılması – kuru bir ameliyat alanı yaratma
• Küçük lenfatik damarların kapatılması – şişliğin azalması
• Doku sterilizasyonu
• Ameliyat sonrası doku büzülmesini azaltarak daha az yara izi oluşturma

Sert dokular:

• Çürük diş dokusunu seçici olarak çıkarma yeteneği
• Geleneksel döner alet kullanımına kıyasla dişte daha az çatlak oluşturma olasılığı
• Çürükten temizlenmiş olan kalan diş dokusunu bakteriler nedeniyle sterilize etmek

Seramik Zirkonyum İmplantlar

Tedavisi mümkün olmayan dişler her zaman ağrı ile kendilerini belli etmeyebilirler. Ancak vücudun genelinde kronik enflamasyona yani iltihaba neden olurlar. Bazen tek çözüm, dişi çekmektir. Diş veya dişlerin çekilmek zorunda kalınması durumlarında, Eksik dişler sadece çiğneme ve konuşma fonksiyonlarımızı olumsuz etkilemekle kalmaz, aynı zamanda estetik olarak da sıkıntılara neden olurlar. Günümüz diş hekimliğinde diş kayıplarının tek çözümü diş implant uygulamalarıdır.

 

Geleneksel diş hekimliğinde implant uygulaması olarak titanyum metal implantları kullanılmaktadır. Holistik (bütünsel) diş hekimliğinde ise günümüz teknolojisi ile, Zirkonyum dioksit implantlar daha çok tercih edilmektedir. Zirkonyum implantlar, titanyum metal implantlara göre çok daha biyo-uyumlu olmakla birlikte bir titanyum metal implantın sağladığı tüm faydalarını sunar. Zirkonyum dioksitten oluşan zirkonya implantlar, aslında geleneksel titanyum metal implantlara göre daha fazla güç ve dayanıklılığa sahiptir. Titanyum metal implantlara göre korozyona uğramamaları bir diğer avantajlarıdır. Çiğneme sırasında korozyon veya aşınma yoluyla metal ağızda kalıcı olarak salınır ve mukoza zarının/dişetlerinin lokal olarak aşırı duyarlılığı (kızarıklık, şişme) söz konusu olabilir. Ayrıca bağışıklık sisteminin reaksiyonları ile tüm organizma üzerinde sistemik etkiler de oluşabilir. Bunlar hem allerjik reaksiyonlara neden olabilir hem de sessiz iltihaplanmalar ortaya çıkabilir.

Zirkonyum İmplant Uygulamaları Dentway’de yapılıyor!

Biyolojik diş hekimliğinde seramik zirkonyum implantları kullanılır. Zirkonyum seramik implantların içeriği olan zirkonyum dioksit, elektriksel olarak nötr bir malzemedir. Metal içermez ve beyaz rengi sayesinde estetik açıdan da hem kişiyi hem de hekimini tatmin eder. Dişeti altından gri renk yansımaz. Seramik implantlar, yapılan kişinin bünyesi tarafından mükemmel şekilde tolere edilir; bu sayede implantın etrafındaki doku en iyi şekilde iyileşir. Tek diş veya çoklu diş restorasyonu gereken durumlarda güvenle kullanılabilir. Seramik implantın yapımı aşamasında kullanılan her ürün zirkonyumdan oluşmaktadır. Örneğin, implantın yerleştirileceği bölgede diş eti kaldırılırken veya implantın yerleştirileceği kemik içinde yuvası hazırlanırken de metal olmayan zirkonyum alet ve döner aletler kullanılmaktadır.

Zirkonyum implantlar kimlere uygundur?

Titanyum implantlar, eksik dişlerin yerine konması için büyük bir başarıyla kullanılmıştır ve kullanılmaya devam edilmektedir. Kullanımlarını destekleyecek uzun vadeli verilere sahip oldukları konusunda hiçbir şüphe yoktur. Titanyum, güvenli ve çok güvenilir bir seçenektir. Çok güçlü olmaları, uzun ömürlü olmaları ve kemikle çok iyi bütünleşmeleri nedeniyle en çok tercih edilen materyallerdir.

Peki ya titanyum implant sizin için doğru seçim değilse?

Metale allerjisi veya hassasiyeti olan ya da daha bütünsel bir yaşam tarzı uygulamayı tercih eden kişilere seramik implant uygulamasını sunmaktan mutluluk duymaktayız. Ayrıca kullanılan Zirkonya implantı terimini de duymuş olabilirsiniz. Zirkonyum implant ile Zirkonya implant aynı uygulamalardır. Zirkonyum diş implantları, kırılma ve ısıya karşı yüksek direnci nedeniyle havacılık ve uzay mühendisliğinde geleneksel olarak kullanılan özel, endüstriyel, yüksek darbeye dayanıklı bir materyal olan zirkonyum oksitten (ZrO2) yapılır.

Diş İmplantlarının bakımı

Diş implantları doğru yerleştirildiğinde ve uygun şekilde bakıldığında ömür boyu kullanılmaktadır. Bununla birlikte, implantların bakımı yapılmadığında mukozit ve peri-implantit gibi periodontal hastalıklar (dişeti hastalıkları) ortaya çıkabilir ve kemik kaybına dolayısıyla implantınızın kaybına neden olabilir. İmplantınızın diş eti dokunuzla buluşma şekli doğal dişlerden farklı olduğu için diş etlerinin ve kemiğin sağlıklı kalması için özel bakım ve takip gerekir. Ancak bu bakım ve takip kendi dişinize yapacağınız bakımdan ya da takipten farklı değildir.

Düzenli olarak yılda en az 2 kez profesyonel temizlik önemlidir.

Dental implantın uzun dönem ağızda kalma başarısı için evde yapılan fırçalama ve ip kullanımının yanı sıra yılda 2-3 kez profesyonel temizlik önerilmektedir.

İmplantlarınızın evde bakımı da önemlidir.

Düzenli fırçalama ve günlük diş ipi kullanımı, ev bakımının önemli bir parçasıdır. Erişilmesi daha zor alanların etrafını temizlemek için küçük diş fırçaları kullanılması da önerilir. Size uygun bakım önerilerini diş hekiminizden almayı unutmayın.

İmplantınızın çevresinde diş eti hastalığı belirtileri nelerdir?

Bir diş implantı çevresinde gelişen kızarıklık ve şişlik, enfekte bir diş implantının belirtileri olabilir. Dişeti hastalığı kemik kaybına ve bu durum da implantınızın kaybına neden olabilir. Ağrı sıklıkla dişeti hastalığı ile ilişkili olmadığından, aşağıdakileri içeren belirtilerin farkında olmak zorunludur. Sık görülen belirtiler:
• Ağızda hoş olmayan bir tat
• Fırçalama sırasında kanama
• Diş etlerinden akıntı
• Kızarıklık veya şişme

Bu belirtilerden herhangi birini yaşarsanız, diş hekiminden randevu alın ki herhangi bir sorun daha da büyümeden çözülebilsin.

Holistik diş hekimliği, aslında geçmişi çok eskilere dayanan günümüzde ise yükselen bir sağlık dalıdır. Holistik diş hekimliğinde amaç, diş ve diş eti hastalıklarını, toksik içerik barındırmayan, biouyumlu materyaller ve doğal bir yaklaşımla, modern ve geleneksel yöntemler ışığında önlemek ve tedavi etmektir. Tüm holistik yaklaşımlar hastalığın sadece semptomlarını değil, ona neden olan ana nedeni ortadan kaldırmak üzere çalışmaktadır.

Zirkonyum Kaplama (Zirkonyum Kron) Nedir?

Klasik metal destekli kron veya köprü protezlerin alt yapısında bulunan gri metal yerine kullanılan beyaz  alaşımlardır.  Dayanıklı olması ve metallerin aksine korozyona dirençli olması sebebiyle diş hekimliğinde kron köprü dışında da pek çok alanda kullanılmaktadır. Örneğin, implant, implant üstü protezlerde ara parça (abutment), tedavide kompozitin içine belli oranlarda katılarak dolgunun dayanıklılığını artırmada kullanılmaktadır. Zirkonyum kaplamalar dayanıklı olmasının yanında yüksek ışık geçirgenlikleriyle hem estetik hem de doku dostu materyallerdir.

 

Neden Zirkonyum Diş Kaplama?

Zirkonyum kaplama, metal destekli kaplamalarla kıyaslandığında mükemmel dişeti uyumuna sahip olduğu görülmüştür. Kaplama ile dişeti sınırı hizasındaki metalin verdiği gri yansıma zirkonyum kaplamalarda olmamaktadır. Bu durum hem kişiyi estetik açıdan tatmin eder hem de dişeti uyumunun bu denli iyi olması ilerde yaşanabilecek dişeti çekilmesi gibi problemleri de elimine eder. Çay, kahve gibi renkleştirici gıda tüketimi ile beraber renkleri değişmez. Diş taşı birikimi, yüzeyleri cilalı olduğu için görülmez.

 

Yeni Nesil Diş Kaplama: Zirkonyum Kronlar!

İçinde metal olan seramik kaplamalar metalin koyu rengi sebebiyle yeterli ışık geçirgenliğine sahip değillerdi. Yeni nesil zirkonyum kaplamalar ile, zirkonyum alaşımı alt yapısına seramik işlenerek parlak diş yapısını birebir taklit ederken kişiyi metal maruziyetinden de kurtarır. Metalin zamanla tükürükle birlikte okside olarak çıkardığı nikel, krom gibi iyonlar ve daha sonrasında uğradığı korozyon ağız hijyenini bozduğu gibi vücudun elektrolit dengesini de bozabilmektedir. Özellikle metal alerjisi olan bireylerde alerji tetiklenmiş olur. Zirkonyum kaplamalar ile bu durumun önüne geçmek amaçlanmıştır.

 

Hangi Dişlerde Zirkonyum Kaplama Kullanılır?

-Laminelere alternatif olarak gülüş tasarımında,

-beyazlatma metotlarıyla beyazlamayan ve içsel renklenmesi olan (küçük yaşlarda kullanılan antibiyotik, aşırı flor tüketimiyle oluşan florozis vb.) durumlarda,

-çapraşıklık olan dişlerde kişi ortodontiyi tercih etmediyse,

-ayrık dişlerde,

aşırı madde kaybı olan büyük dolgulu dişlerde tercih edilebilir. Zirkonyum diş kaplaması için uygun olan kişiler, gelişim dönemini tamamlamış, tüm daimi dişleri çıkmış kişilerdir. Bu nedenle 18-20 yaştan daha küçük olan kişilere zirkonyum kaplama tedavisi önerilmemektedir. Diş eti rahatsızlığı olan kişilere zirkonyum kaplama yapılabilmektedir. Ancak tedavinin uygulanabilmesi için kişinin öncelikle diş eti rahatsızlıklarını tedavi ettirmesi ve sonrasında zirkonyum kaplama yaptırması gerekmektedir.

 

Zirkonyum Diş Kaplama Tedavi Süreci Nasıldır?

Dişleri tedaviye hazırlarken dişlerde kaplamaların gireceği yollar oluşturulur.Bu, dişleri dört bir yanından küçülterek sağlanır. Metal destekli kaplama için hazırlanan dişlerden daha az aşındırma yapılır. Dişlerin tüm yüzeyinden 1-1.5 mm kadar aşındırma yapmak gereklidir. Daha sonra hassas ölçü maddeleriyle ölçü alınır. Laboratuvar ortamında da ölçüden dökülen modellerden kaplamalar üretilir. Elbette burada hem laboratuvarın başarısı hem de hekiminin  dişleri hazırlama süreci önem kazanmaktadır. Doğru bir giriş yolu protezin başarısını ve daha sonra karşılaşılan durumları çok etkiler.  İşlem esnasında hiçbir ağrı ve acı duyulmaz. Anestezi, kaplama yapılacak dişlere yapılarak lokal şekilde uygulanır.  Daha sonra prova seansları başlar. Bu seansta dişlerin yüz şekli ile, ten rengi ile

diğer dişlerle hem kapanışsal hem de estetik açıdan uyumluluğu kişi ile birlikte değerlendirilir. Hasta ve hekim fikir birliğine vardığı noktada yapıştırma işlemine geçilir. Ara seanslarda geçici dişler uygulanır; geçici dişler plastik – akrilik esaslı materyallerden olduğu için bu süreçte dişlerde hassasiyet, geçici dişlerde kopmalar ve kırılmaların yaşanması olasıdır ve normaldir. Fakat daimi kaplamalar yapıştırıldıktan sonra bu durumların hiçbiri yaşanmaz. Tedavinin tümü ortalama 7-10 gün gibi bir sürede tamamlanmaktadır.

Zirkonyum kaplamalarda kırılma ve çatlak oluşumu görülmesi kişinin kendi dişinde bunların görülmesi oranıyla neredeyse aynıdır. Doğal dişi kırabilen ve çatlatabilen her şey zirkonyum kaplamaları da kırabilir veya çatlatabilir. Bu gibi durumlarda klinik ortamında tamir mümkündür.

 

Zirkonyum Dişlerin Bakımı Nasıl Yapılır?

Zirkonyum kaplamaların da tıpkı kişinin kendi dişi gibi düzenli olarak fırçalanması ve diş ipi kullanılarak ağız hijyeninin daimi olarak sağlanması gerekmektedir. Kaplamalar dişetini bir yaka gibi sarar. Bu durumda zirkonyum kaplamaların normal şartlarda koku yapma, altındaki dişi çürütmesi gibi bir etkisi yoktur. Dişler canlı dokulardır. Zamanla, aşınmalar, dişeti çekilmeleri kişinin yaşı ile orantılı olarak görülebilir. Bu gibi durumlarda zirkonyum kaplamalarda herhangi bir değişiklik olmaz fakat tekrardan değişen dokuya göre uyumlandırmak gerekebilir. Değiştirilmek istendiğinde dişlere zarar vermeden çıkarılabilir. Kişiye çeçici dişler yapıştırılarak, bir müddet yeni görünümüne ve yeni kazandırılan fonksiyonuna alışması sağlanabilir. Kişinin alışma süreci için zirkonyum kaplamaları daha hafif yapıştırıcılar ile yapıştırmak mümkündür.

Zirkonyum kaplamaların bakımı kendi dişlerinizin bakımından farksızdır. Düzenli diş fırçalama alışkanlığı ve diş ipi kulllanımı zirkonyum kaplamaların ömrünü uzatır, dişeti sağlığını bozmadan kaplamaların uzun süre kullanımını sağlar. Diş fırçalamanın yanında 6 ayda bir profesyonel temizlik idame safhasında çok önemli rol oynar. Düzenli diş hekimi kontrolleri ve profesyonel bakım ağız hijyenini çok iyi bir noktaya taşır ve bu, vücudun genel iç dengesini de sağlamakta yardımcıdır. Bu kontroller, kişinin ağız içerisinde farkedilmeyen değişikliklerin iyi ve/ veya kötü oluşumların farkedilmesini de sağlar.

Çocuklarda Diş Gıcırdatma Tedavisi, Belirtiler

Çocuklarda diş gıcırdatmasının birçok sebebi vardır. Bunlar dişlerdeki kapanış ile ilgili bozukluklar, yüksek yapılmış bir restorasyon, beslenme bozuklukları, bağırsak parazitleri, psikolojik faktörler olabilir.

İlk adımda sorunun ağız içi kaynaklı olup olmadığının belirlenebilmesi için diş doktoruna gidilmelidir. Gıcırdatma diş kaynaklı değilse duruma göre psikolojik destek, eğer sindirim sistemi kaynaklı ise çocuk gastroenteroloji uzmanından yardım alınmalıdır.

 

-(Bruksizm) Diş Gıcırdatmanın Belirtileri

Dişlerin yüzeylerinde aşınmalar, kırılmalar, çatlaklar, düzleşmeler, minenin incelmesi veya ortadan kalkmasıyla hissedilen sıcak ve soğuk hassasiyetleri, dil kenarında ve yanak içlerinde tahriş, dil kenarlarında dantel şeklinde izler görülebilir. Ayrıca çiğneme kaslarındaki sürekli kasılmadan dolayı ağrı, çene yüz ağrıları, şakaklarınızda başlayan hafif bir baş ağrısı önemli bulgulardandır. Bazı hastalarda çene eklemi problemleri de oluşabilmektedir. Ayrıca ileri düzeyde diş sıkma ve diş gıcırdatma alışkanlığı olan kişilerde, dişlerde bir miktar sallanma ve dişleri çevreleyen kemik dokusunda da yıkımların artması ve bunun sonucu kemiğin erimesi ve diş eti çekilmesi görülebilmektedir.

 

-Diş Gıcırdatmanın Kesin Çözümü Çene Botoksu Mudur?

Gece plağının yanında takviye olarak botoks ile tedavi yapılması olumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Botoks bu konuda etkili bir tedavidir çünkü çene kasları bir süre sonra aşırı kasma işlemini bırakabiliyor. Çiğneme kasına belirli noktalardan uygulanan botoks enjeksiyonu kasta bulunan stresi yok eder. Böylece kasılmalar, kontrol dışı diş sıkmalar ortadan kalkabilmektedir. Yaklaşık 4-5 ay etkisini koruyor. Birkaç sene düzenli olarak yapıldığı zaman çok kuvvetli olan çene kaslarının kasılması zayıfladığı için, gıcırdama problemi ciddi oranda azalıyor hatta bitebiliyor. Aşırı çene sıkma yüzünden güçlenip genişleyen çene kaslar inceliyor, yüz şekli daha ovalleşiyor.

Diş Beyazlatma İşlemleri Ne Sıklıkla Yapılmalıdır?

Dişlerdeki beyazlık ortalama 2 yıl civarında kalıcı olmaktadır. Beyazlatma işleminden sonra dişlerde yeniden renklenmelere neden olabilecek ürünlerin (gıda, tütün vb.) tüketilmesiyle renkte değişiklikler olabilir. Ancak bu durum kişiden kişiye farklılık gösterir. Diş bakımının kalitesi, renklenmeye neden olan maddelerin tüketim oranı gibi faktörler nedeniyle beyazlatma sonrasında ilk elde edilen renk bir miktar kaybedilebilir. Yılda bir kez tekrarlanması beyazlatmanın daha uzun ömürlü olmasını sağlar.

 

-Lazerle Diş Beyazlatmanın Zararı Var Mıdır?

Bütün diş tedavilerinde olduğu gibi diş beyazlatmada da uygun tedavi yöntemi belirlenir, hastaya özel bir zaman ayarlanır ve doğru malzemeler seçilirse dişe hiçbir zararı olmaz.

Bu alanda yapılan çalışmalar, yayınlanan makaleler lazerle diş beyazlatmanın güvenilir bir tedavi yöntemi olduğunu göstermiştir.

Yalnızca belli durumlarda (18 yaş altına, gebelere, yoğun çay, kahve, sigara, alkol tüketimi olan bireylere, diş eti çekilmesi sonucu köklerin açığa çıkması, mine yüzeyinde defekt bulunan hastalara) tedavi önerilmez.

 

-Beyazlatma İşleminden Sonra Dişler Ne Kadar Süre Beyaz Kalır?

Diş beyazlatma ile elde edilen sonuç, işlem sonrası kurallarına uyulduğu takdirde uzun sürelidir. Ortalama 2 yıl beyazlığının korunması beklenir. Düzenli bakım ve diş fırçalamaya dikkat edilmesi, düzenli diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması bu süreyi uzatır.

Ancak aşırı dozda sigara içilmesi, çay-kahve gibi renkli gıdaların tüketilmesi bu süreyi kısaltabilir.

Kötü Ağız Hijyeni, SARS-CoV-2 Testlerinin Doğruluğunu Etkileyebilir

Hepimiz çok ani olarak gelişen ve tüm dünyaca etkilendiğimiz Covid 19 gerçeği ile karşı karşıyayız. Ve bu süreç nasıl ve ne kadar süre hayatımızı etkilemeye devam edecek onu da bilemiyoruz. Tek bildiğimiz, kendimizi, sevdiklerimizi ve çevremizi koruyabilmek adına uyulması gereken kurallara uymak ve dikkati elden bırakmamak. Genel ve sosyal hayatımızda kurallara uymakla birlikte korunabilmek için daha başka neler yapabiliriz diye Covid 19 hakkında çıkan tüm haberleri de merak ve ilgiyle takip ediyoruz… Biz de Dentway Ağız ve Diş Sağlığı Klinik Hekimleri olarak hem siz kıymetli hastalarımızı hem de kendimizi koruyabilmek için bu konuda yayınlanan tüm haber ve yayınları yakından takip etmeye çalışıyoruz. Ancak hem araştırmalar hem de gözlemler için henüz yeterli süre olmadığından henüz kanıta dayalı araştırmalar olamadığını gözden kaçırmamak gerektiğini de unutmuyoruz.

Covid 19 hakkında yayın takibi yaparken dikkatimi çeken ve sonuçlarının günlük hayatımıza uyguladığımızda fayda sağlayabileceğini düşündüğüm bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim. Tokyo’daki bir hastanede yapılan bir araştırma, kötü ağız hijyeninin COVID-19 hastalarında uzun süreli viral bulaşmaya neden olabildiğini açıklıyor. Çalışmada, yetersiz ağız sağlığı hijyenine sahip hastaların, klinik olarak iyileşmelerinden çok sonra bile PCR testsonuçlarının pozitif sonuçlar verdiği görülmüş, bu da araştırmacıların ağız hijyeninin test doğruluğunu etkileyebileceğini düşünmelerine neden olmuştur.

Araştırmacılar, 30 Nisan – 14 Mayıs tarihleri ​​arasında Tokyo Metropolitan Nöroloji Hastanesi Nöroloji Bölümü’ne kabul edilen sekiz COVID-19 hastasının tedavi sürecini değerlendirdikleri çalışmalarında,  hastalığın akut fazının geçmiş olmasına rağmenSARS-CoV-2 PCR test sonuçlarının pozitif çıkmaya devam etmesi üzerine hastaları bulaşıcı hastalıklar için özel bir bölüme almak zorunda kaldıklarını bildirmişlerdir.

Çalışma, hastalar arasında viral bulaşma döneminin klinik iyileşmeden sonra 40 günden daha uzun süre devam ettiğini göstermektedir. Ortalama viral bulaşma süresi 15.1 gün olarak kabul edilmişken özellikle Hasta 1 ve Hasta 2’de bu sürenin sırayla 53gün ve 47 gün olması dikkat çekmiştir. Diğer 6 hastada klinik iyileşmenin ortalama 18 gün olduğu görülmüştür.

Araştırmacılar, Hasta 1 ve Hasta 2’nin  test sonuçlarının neden uzun süre pozitif çıktığını araştırmaya başlayıp hastaları hastanedeki özel odalarda karantina sürecinde izlenmeye almışlar. Gözlemleri sırasında Hasta 3-8’in düzenli olarak diş fırçalamayı da içeren kişisel hijyen rutinlerini sürdürdüklerini; zihinsel ve /veya psikiyatrik bozuklukları olan Hasta 1 ve 2’nin ise gönüllü olarak dişlerini hiç fırçalamıyor olmaları dikkat çekici olmuşBu durum fark edildikten sonra araştırmacılar tarafından Hasta 1 ve Hasta 2’ye düzenli diş fırçalama ve gargara yapma talimatı verilmiş; düzenli diş fırçalama başladıktan 4-9 gün sonra PCR testlerinin negatif sonuç verdikleri görülmüştür.

Çalışma, ” 1. hasta şizofreni hastasıydı ve hastanede yatarak karantina süreci boyunca gönüllü olarak kendini temiz tutamadı” diyor. Hasta 1 ilk kez dişlerini 18.  günde hastanede fırçaladığını; bundan sonra dişlerini hiç fırçalamadığınıbelirtmişlerdir. Sürekli pozitif PCR testi sonuçlarıgösteren bu hastanın virüsten kurtulma süresi 49. günde olmuşturYapılan incelemeler sonucunda uygun olmayan ağız bakımının PCR testi pozitifliğinin kalıcı olmasına neden olabileceğini düşündürmektedir. Hemşire ile işbirliği içinde, Hasta 1’i dişlerini fırçalamaya ve gargara yapmaya tekrar tekrar teşvik ettik . Diş fırçalamanın başlamasından 4gün sonra 49. ve 53. günde hastanın PCR testi sonucunun ilk kez negatif olarak çıktığı belirtilmektedir.

Araştırmacılar, altta yatan dissosiyatif bozukluk ve hafif zihinsel geriliği olan Hasta 2’nin tıbbi tesise kabul edildikten 26 gün sonra negatif bir PCR testi sonucu verdiğini ancak bir sonraki ardışık testte pozitif sonucu verince hastayı karantinaya alarak izlemeye başladıklarını belirtiyorlar. Bu izleme sırasında bu hastanın da dişlerini nadiren fırçaladığını görmeleri üzerine hastaya defalarca dişlerini fırçalamasını söyleyip onu bu konuda teşvik etmeye çalıştıklarını bildiriyorlar. Araştırmacılar, sadece su ile dört günlük yoğun diş fırçalama sonrasında, Hasta 2’nin 44 ve 47. günlerde arka arkaya iki negatif PCR testi sonucu alındığını ve hastayı bu sayede taburcu edebildiklerini bildiriyorlar.

Araştırmacılar, çalışmada takip edilen hasta sayısının az olmasından dolayı bu araştırmadan istatistiksel sonuçlara varmanın mümkün olamayacağını kabul ediyorlar, ancak kötü ağız sağlığı hijyenine sahip iki hastanın ortalama viral dökülme sürelerinden önemli ölçüde daha uzun süre göstermesinin önemli bir bulgu olduğunun da altını çiziyorlar. “Bu tür uzun süreli viral bulaşma vakalarında, bulaşıcı olmayan viral nükleik asit fırçalamanın yapılmayıp bakteri miktarının fazla olduğu bir ağız boşluğunda birikebilir ve PCR ile tespit edilmeye devam edebilir. Araştırmacılar, birikmiş enfeksiyöz olmayan viral nükleik asidi uzaklaştırmak için düzenli olarak diş fırçalama ve ağız gargara yapmayı önermektedir. Bu sayede negatif PCR testisonucunun daha hızlı alınabileceğini, böylece gereksiz yere uzun süre hastanede kalmanın önüne geçilebileceğini bildirmektedirler.

Bu araştırma, araştırmacıların da belirttiği gibi hem sayı olarak hem de süre olarak kanıta dayalı bir çalışma olmaktan şu an için uzaktır. Ancak bize verdiği mesaj dikkate alınmaya değerdir. Başta ağız ve diş sağlığımız olmak üzere kişisel bakım ve dikkatimiz Covid 19 virüsünden korunmada ve eğer yakalanırsak kısa sürede kurtulmamızda büyük önem taşımaktadır. Hepinize sağlıklı günler dilerim….

24 Temmuz 2020’de Diş Hekimliğinde Özel Bakım sayısında ve öncesinde de online olarak yayınlanmıştır.

-Diş Etinin Morarması Normal Midir?

-Diş Eti Hastalıklarının Teşhisi Nasıl Yapılır?

Dişeti hastalıkları genelde yavaş ilerleyen ve bu yüzden hastaya kendini çok geç belli eden, toplumumuzda da oldukça sık karşılaşılan patolojik bir durumdur. Hastalar genelde dişetlerinde kanama, kötü tat, kötü koku ve dişler arasındaki dişetlerinde kaşıntı hissi ile diş hekimlerine başvururlar. Yapılan klinik muayenede karşılaşılan durum çoğu zaman diş taşı birikimine bağlı kızarmış dişetleri, eski ve uyumsuz dolgu ya da porselen kaplamalara bağlı derin cepler şeklinde olur.

Dişeti hastalığı eğer bir genetik yatkınlık yok ise tüm diş ve çevre dokularda değil de belirli bölgelerde karşımıza çıkabilir. Sadece klinik muayene tek başına teşhis için yeterli değildir. Mutlaka panoramik röntgen çekip tüm çene kemiği hakkında radyolojik incelemede bulunmak gerekir. Röntgende dişler arasında ve çevresinde kemik erimesi olan bölgelerde siyah görüntülü alanlarda artış olur.

Sağlıklı kemik dokusu ise gri ve pullu bir radyolojik görüntü verir. Radyolojik olarak belirlenen bu bölgeler, özel bir el aleti ile kontrol ederek dişeti ceplerinin derinliği tespit edilir. Normal şartlarda sağlıklı dişeti cebi 2-3 mm derinliğinde olur. 4mm olan cepler düzenli temizlik yapılarak kontrol altında tutulabilir. Fakat 5 mm ve üzeri dişeti ceplerinde derin temizlik, küretaj ya da flap operasyonu olarak isimlendirilen cerrahi işlemler yapılması gerekebilir.

İleri cerrahi tekniklere genelde ihtiyaç duyulmaz ama hastaların mutlaka kontrol altında tutulması gerekir. Bu tip hastalarda ihtiyaç olduğu takdirde estetik dolgu ya da porselen uygulamalara başlanabilir.

 

-Diş Etinin Morarması Normal midir?

Dişeti morarması kesinlikle normal bir belirti değildir. Sağlıklı dişeti pembe ve sıkı bir forma sahiptir. Dokunulduğunda ya da fırçalama sırasında kanama meydana gelmez. Mor renge bürünmüş dişetlerinin damar yapısında bozukluk var demektir. Damar yapısı bozulan yumuşak dokulara yeterli kan gidemez. Yeterli kan gidememesi yumuşak dokunun oksijenden mahrum kalması anlamına gelir. Oksijen bağlanmamış kan hücrelerinin renginden ötürü dişetleri de mor renge sahip olur. 

 

Kanal tedavisi görmüş dişlerin çevresindeki dişetlerinde koyu renk yansımalar gözlemlenebilir. Çünkü kanal tedavisi yapılan dişler canlılığını kaybeder ve böylece içindeki su miktarı çok büyük oranda azalır. Bu durumu canlı bir ağaç dalı ile uzun süre önce koparılmış bir ağaç dalı arasındaki fark olarak betimleyebiliriz. Bu şekildeki kanal tedavili dişlerde zamanla kökte renk değişikliği meydana gelebilir. Özellikle dişeti yapısı ince olan kişilerde kökün renk değiştiren bölümü dişetinden yansıyabilir. Bu durum hastalıklı dişeti olarak yorumlanmaz. Bu tip kanal tedavili dişlerin özellikle metalsiz porselen olan zirkonyum kaplamalarla tedavi edilmesi dişeti renginin de düzelmesini sağlar.

 

Uzun yıllar önce yapılan metal destekli kaplamalar da dişetinde mor yansımalara sebep olabilir. Özellikle uyumu bozulan ve diş – kaplama sınırı belli olan standart metal destekli porselenlerde metal alt yapının dişetinden yansıması sıklıkla gözlemlenir. Bu yüzden ön dişlerin porselen kaplamalarını yenilemek gerektiğinde çoğu zaman zirkonyum kaplamalar kullanılır. Zirkonyum kaplamalar biyolojik olarak da daha uyumlu oldukları için dişeti sağlığı açısından oldukça önemlidir.

 

-Diş Eti Çekilmesi, Dişleri Sarartır mı?

Dişeti çekildiği zaman kök yüzeyindeki sement dokusu görünür hale gelir. Sement dokusunun rengi dişin orijinal rengine göre daha sarıdır. Dolayısıyla dişeti çekilmesi dişin genel olarak rengini açar demek doğru olmaz fakat çekildiği bölgelerde dişin sarı alanları dikkat çeker hale gelir. Şu noktaya dikkat çekmekte fayda olacaktır; dişeti çekilmesi olan bireyler genellikle çok sert diş fırçalama alışkanlığına sahip olurlar. Sert fırçalama sebebiyle doğası gereği narin yapıda olan dişetleri çekilme eğilimi gösterir. Bununla beraber fırçayı bastırmanın etkisiyle diş minesinde ciddi aşınmalar meydana gelir.

Diş minesinin altında ise sarı renkli dentin tabakası bulunur. Diş minesi aşınmış tüm dişler sarı renktedir. Dentin tabakası çok küçük kanalları olan bir yapıya sahip olduğu için daha kolay renkleşme eğilimindedir. Dolayısıyla diş minesi aşınan, dentin tabakası ortaya çıkan ve dişeti çekilmesine bağlı kök yüzeyi açılan tüm dişler hem kendiliğinden sarı renkte olur hem de renkli gıdalara maruz kaldıkça daha da sararma eğilimindedir.

Diş İmplantıEstetik Diş