Diş Gıcırdatma ve Diş Sıkmaya Karşı Pratik Egzersizler

Diş gıcırdatmak genel olarak pek fazla önemsenmeyen ancak ilerleyen dönemlerde ciddi sıkıntılara yol açan bir rahatsızlıktır. Geceleri istenmeden yapılan bu gıcırdatma ise sabahları diş ve çene ağrısı ile uyanmaya yol açabiliyor. Düzenli olarak devam eden diş gıcırdatmaları ise ilerleyen yaşlarda konuşamamaya ve çene kaymasına bile neden olabiliyor. Bu yüzden en kısa sürede tedavi almak ya da egzersizlere önem vermek büyük önem arz ediyor. Diş gıcırdatmayı ya da diş sıkmayı önemsemeyen kişilerin ciddi sıkıntılar yaşayacağını söyleyebiliriz.

 

DİŞ GICIRDATMASI İÇİN BASİT EGZERSİZ

Diş gıcırdatmasına karşı ufak bir egzersiz olan fasya gevşetmesi kısa vadede oldukça etkili bir egzersiz olacaktır. Deri altında bulunan ve yüzeye yakın şekilde olan fasya adı verilen yapı çeşitli masaj yöntemleriyle birlikte gevşeyebiliyor. Böylelikle problem yaşanılan bölge rahatlatılarak sorunlar ortadan kalkabiliyor. Bu egzersizi yapmak için öncelikle her iki elinizi de çene bölgenizdeki masseter kasının üzerine koyun ve yavaş bir şekilde aşağı yukarı hareketler yaparak masaj uygulayın. Şakaklara doğru aşırı bir güç uygulayarak dümdüz çıkınız ve masajı kulağınızın üst bölümünden geri dönerek tekrarlayın. Egzersizi gün içerisinde 3 set halinde 5 tekrar yaparak devam ettiriniz. Düzenli bir şekilde egzersizi yaptıktan sonra rahatlayacağınızı garanti edebiliriz.

DİŞ GICIRDATMASI İÇİN İKİNCİ EGZERSİZ

Önceki egzersizden sonra yapılması gereken bir diğer egzersiz ise yine fasyayı gevşettikten sonra devreye giriyor. Bu egzersizde bölgesel olarak rahatlamak mümkündür. Egzersizi yaparken yine aynı şekilde her iki elinizi karşılıklı bir şekilde çene bölgesine koymanız gerekiyor. Daha sonrasında ise dişlerinizi sıkıp sertlik hissettiğiniz bölgelere yaklaşık 5 saniye basınç uygulamanız isteniyor. Basınç uyguladıktan sonra ise tekrar gevşeyebilirsiniz. Bu egzersizi de gün içerisinde 3 set halinde 5 tekrar yaparak uygulayabilirsiniz. Egzersizleri sırası ile yapmak daha kısa sürede sonuç almanızı sağlayacaktır.

MUTLAKA STRESTEN UZAK DURUN

Diş gıcırdatması ve sıkmasına karşı bir egzersiz olarak meditasyon yapabilirsiniz. Bunun yanında çeşitli sporlarla ilgilenerek stresinizi atabilirsiniz. Sadece fiziksel olarak sorunlardan doğmayan diş gıcırdatması psikolojik sıkıntılarla da ortaya çıkabilir. Yapılan pek çok bilimsel araştırmada da stresin yol açabildiği hastalık ve rahatsızlıklar belirlenmiştir diyebiliriz. Yine aynı şekilde bir rahatsızlık olan diş gıcırdatması ve sıkması da stresin yol açtığı bir rahatsızlıktır. Stresten uzaklaşan ve daha rahat bir yaşam tarzına geçen kişilerde diş gıcırdatmasının büyük ölçüde azaldığı gözlemlenmiştir. Stresin bu konudaki gücünü hafife almayın.

DİŞ GICIRDATMASI İÇİN GÜNLÜK EGZERSİZ

Diş gıcırdatması için günlük pratik bir egzersiz olan yüz basınç egzersizi kolay bir şekilde yapılabilecek düzeydedir. Egzersizi yapmak isteyen kişilerin öncelikle yüzün her iki kısmına da ellerini koyması gerekiyor. Daha sonrasında ise yüzdeki sert kısımları keşfederek dişleri sımsıkı halinde olacak şekilde sıkmak gerekiyor. Dişleri sıktıktan sonra da sertlik oluşan bölgelere parmak uçları ile yaklaşık 5 saniye boyunca basınç uygulayın. Bu egzersizi de gün içerisinde yaklaşık 3 kez yapmanız ilerleyen süreçte ağrılarınızı daha da azaltacaktır. Özellikle çene bölgesinde ve diş etlerinde olan ağrılar daha da azalarak yavaş yavaş ortadan kalkacaktır.

MUTLAKA GÜNLÜK EGZERSİZ YAPIN

Güne başlarken ufak ısınma egzersizleri ve hareketleri yapmak hem psikolojik açıdan hem de vücut açısından faydalı olacağı için buna dikkat etmek gerekiyor. Günlük egzersizler stres atmaya da faydalı olduğundan dolayı diş gıcırdatmasını daha da azaltıyor. Böylelikle geceleri uyurken diş gıcırdatması ya da diş sıkması gerçekleşmiyor.

Bebeklerde Diş Çıkarma Belirtileri

Bebeğiniz yaklaşık olarak 4 ila 7 aylık olduğunda çok sık diş çıkarma belirtileri gösterir. Diş çıkarma zamanında bebeğinizde ilk dişleri çıkana kadar biraz problem olur. 3. aydan başlayıp 12 ila 14. aya kadar olan süreçte ilk dişler büyümeye başlar ve diş etlerinden çıkmaktadır. Bu durum, diş çıkmadan hemen öncesinde biraz şişmeye ve hassasiyete sebep olur. Çok nadir anlarda bazı bebekler dişleri çıkmış olarak bile doğabilmektedir. (yaklaşık 2000’de 1) Bebekte diş çıkarma göstergelerini fark etmek ve bebeğinizin ilk küçük dişleri kendini göstermeye başladığında yapmanız gerekenleri bilmek çok önemlidir.

Diş çıkarma zamanının bebeğinizi rahatsız ettiğini fark ettiğinizde bebeğinizi rahatlatma yollarına göz atmanızda fayda var. Bebeğiniz ilk birkaç ay içerisinde genişleyip gelişirken bebeğinizin ön dişlerinin yaklaşık olarak 4 ila 6. ayda çıkmasını bekleyin diş çıkarma göstergeleri genelde dişin ucu görünmeden yaklaşık üç ila beş gün öncesinde görülmektedir. Detaylı bilgileri diş çıkarma evreleriyle ilgili yazıda okuyabilirsiniz.

Bebeklerde en sık görülen diş çıkarma belirtileri şunlardır:

Daha Çok Isırma:

Diş çıkarmakta olan bebekler, diş etlerinde hissettikleri ağrıyı rahatlatmak için oyuncaklarını veya parmaklarını ısırmak isteyebilir.

İştah Eksikliği:

Bebeklerde iştah eksikliği olur ve ağızlarındaki problem sebebiyle yemek yemeyi veya bir şey içmeyi reddederler.

Salya Çokluğu:

Bebeğin diş çıkardığını gösteren göstergelerden biri salyadaki fazlalaşmadır. Salyada aşırı fazlalaşmanın sonucunda bazı bebeklerde ishal görülmektedir, bu da pişiğe sebep olabilir. Yumuşak dışkı olduğunu fark ederseniz bebeğinizin susuz olmadığından emin olun ve yüksek ateş ya da kanlı veya iltihaplı dışkı görürseniz doktorunuza başvurun.

Ağız Bölgesinde Kızarıklık:

Aşırı sayıda salya bebeğin ağzı, çenesi ve göğsü çevresinde hafif bir kızarıklığa sebep olabileceğinden bebeği gözlemlemek ve tükürüğü temizlemek oldukça önemlidir. Cildi daha çok tahriş etmesinden çok sık ve sert silmemeye dikkat etmeniz gerekmektedir.

Daha Çok Emme İsteği:

Bu gösterge, ısırma gibi bebeğinizin diş etlerinden çıkacak bir dişin sebep olduğu baskıyı düşürmeye çalışması sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Bebeğin Kulağını Çekmesi:

Bu bebekler diş çıkarırken çok fazla görülmeyen bir göstergedir ama bazı bebekler hassaslaşan diş etlerindeki acıyı hafifletmek için kulaklarını çekebilir.

Uykuda Zorlanma:

Şişme ve hassasiyet sonucunda rahatsızlık sebebiyle bebeğiniz geceleri veya uyku saatinde zor uyuklayabilir. Bebeğinizin rahatça uykuya dalmasını sağlayacak ipuçlarımıza göz atabilirsiniz.

Huysuz Davranışlar:

Bebeğinizin yeni dişleri çıkarken huzursuz veya sinirli olması gayet doğaldır. Diş çıkarma sonucunda hassaslaşan diş etleri çocuğunuzun normalden daha fazla huysuz olmasına sebep olabilir. Bebeğinizin dikkatini başka yere çekmek veya bebeğinizi kucaklamak bazen acıyı hafifletebilmektedir.

Yüksek Ateşlenme:

Diş çıkaran bebeğin vücut ısısı biraz yükselebilir ve buna genellikle diş ateşi denmektedir. Ama 38°C yukarısında olan ateş diş çıkarmayla bağlantılı değildir ve tedavi edilmesi gereken bir problem veya iltihap olduğu anlamına gelmektedir. Çocuğunuzun çok huzursuzlanması, yüksek ateşin devam etmesi durumda veya 38°C üstünde olması konusunda veya bebeğinizde diğer hastalık göstergelerini görmeniz durumunda bebeğinizin doktoruyla görüşmenizde yarar var. Çocuğunuzun dişlerinin kendisi hazır olduğunda çıkacağını unutmamanızı önermekteyiz. Dişlerin beklenen dönemlerde çıkmaması durumunda endişelenmeyin çünkü her çocuk değişiktir.

Çocuklar Hangi Yaşlarda Diş Çıkarırlar:

Çocuklarda diş çıkarma zamanları genel olarak şu biçimdedir:

Üst Ön Dişler: 6-8 aylıkken çıkar ve 6-7 yaşta dökülmektedir.

Üst Yan Dişler: 9-11 aylıkken çıkar ve 7-8 yaşta dökülmektedir.

Üst Köpek Dişleri: 16-20 aylıkken çıkar ve 10-12 yaşta dökülmektedir.

Üst Küçük Azılar: 12-16 aylıkken çıkar ve 9-11 yaşta dökülmektedir.

Üst Büyük Azılar: 20-30 aylıkken çıkar ve 10-12 yaşta dökülmektedir.

Alt Ön Dişler: 5-7 aylıkken çıkar ve 6-7 yaşta dökülmektedir.

Alt Yan Dişler: 10-12 aylıkken çıkar ve 7-8 yaşta dökülmektedir.

Alt Köpek Dişleri: 16-20 aylıkken çıkar ve 9-12 yaşta dökülmektedir.

Alt Küçük Azılar: 12-16 aylıkken çıkar ve 9-11 yaşta dökülmektedir.

Alt Büyük Azılar: 20-30 aylıkken çıkar ve 10-12 yaşta dökülmektedir.

Diş Sağlığı İçin En Faydalı Besinler

Diş sağlığı ilerleyen yaşlarda sıkıntı çekmemek için en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri oluyor. Genel olarak pek çok kişi daha küçük yaştan itibaren diş bakımına önem vermediği için yıllar sonra dişlerle ilgili çeşitli sıkıntılarla uğraşıyor. Özellikle dökülen dişlerden sonra anlaşılan diş sağlığı çok pratik birkaç besin ve teknikle birlikte daha kolay hale geliyor.

DİŞ SAĞLIĞI İÇİN SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ

Küçüklükten beri bizlere söylenen süt ve süt ürünleri ciddi anlamda diş sağlığına etki ediyor diyebiliriz. Günlük süt, yoğurt ve peynir tüketimleri hem diş hem de diş eti sağlığına olumlu katkılar sağlıyor. Diş çürüklerini önlemede ve diş için gereken kalsiyumu almada etki eden süt ve süt ürünleri düzenli tüketimde dişleri daha da güçlendiriyor. Bunların yanında peynirde bulunan bazik özelliklerle birlikte ağızdaki asidik ortam nötrlenir ve asitlerin diş çürüğüne yol açması tamamen ortadan kalkar. Dolayısıyla süt ve süt ürünlerini düzenli olarak tüketen insanların dişleri uzun yıllar boyunca sağlam ve güçlü durumda kalır.

MEVYE VE SEBZELERİN DİŞLER İÇİN ÖNEMİ

Diş sağlığına dikkat etmek isteyen kişilerin pek çoğu oldukça fazla meyve ve sebze tüketiyor. Bunun nedeni ise meyve ve sebzelerden gelecek olan vitaminlerdir. Özellikle diş eti sağlığına faydalı olan c vitamini deposu portakal ve mandalina gibi besinler doktorlar tarafından oldukça tavsiye ediliyor. Bunun yanında nar da diş eti sağlığı için önemli bir besin kaynağı oluyor. Doğal diş beyazlığı için de muz kabuğu öneriliyor. Dişlerin doğal bir şekilde beyazlığa kavuşmasına oldukça yardımcı oluyor. Ancak her ne kadar meyve ve sebze tüketimi diş sağlığı için faydalı olsa da aşırı tüketime gidilmemesi gerekiyor. Şeker içerdiklerinden dolayı yine diş sağlığına zararlı olabiliyorlar.

DİŞ SAĞLIĞINA YARARLI İÇECEKLER

Diş sağlığına yararlı içecekler olarak en başta bol su tüketimi geliyor. Vücudun günlük su ihtiyacını karşılamak bile dişler üzerinde büyük bir etki yaratıyor. Bunun yanında yeşil çay ve diğer bitkisel çaylar da diş sağlığına olumlu faydalar sağlayabiliyor. İçlerinde bulundurdukları aksioksidanlar ve antibakteriyel özellikler dolayısıyla hem diş hem de diş eti sağlığı için faydalı bir içecek grubunda yer alıyorlar. Fakat yine aynı şekilde aşırı tüketimleri tavsiye edilmiyor. Kararında tüketimler diş sağlığı için yeterli olacaktır.

DİŞLERE ZARARLI OLAN İÇECEKLER

Diş sağlığı açısından uzak durulacak en tehlikeli içecekler asitli ve gazlı içecekler oluyor. Kola ve gazoz gibi içeceklerin içerisinde bulunan şeker ve diğer kimyasal özellikler dişler üzerinde uzun vadede kalıcı hasarlar bırakabiliyor. En başta diş çürümesi ve sararması gibi sorunların ardından dişlerin daha güçsüz bir hale gelmesi de söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla bu şekilde zararlı içecekler yerine doğal sıkılmış meyve suları, doğal maden suları ve doğal bitki çayları gibi alternatiflere yönelmek daha yararlı olacaktır. Özellikle kola gibi içeceklere bağımlılık bulunuyor ise en kısa sürede bir uzmana danışarak destek almak gerekebilir.

DİŞ SAĞLIĞINA ZARARLI TÜKETİM ŞEKİLLERİ

Diş sağlığına zararlı tüketim şekilleri olarak en başta sert yiyecekleri diş ile parçalamaya çalışmak geldiğini söyleyebiliriz. Örneğin sert bir fındık kabuğunu diş ile kırmak dişleri zorlayacağından dolayı hiçbir şekilde tavsiye edilmiyor. Bunun yanında sürekli ve aşırı şekilde sakız çiğnemek de azı dişler üzerinde zararlı etki bıraktığından dolayı doktorlar tarafından uyarılıyor. Bir diğer tüketim şekli olarak ön dişlerle sürekli olarak çekirdek çitlemek, havuz, salata tüketmek de pek fazla tavsiye edilmiyor. Bu tüketim şekilleri dişlerin zaman içerisinde zarar görmesine ve kaymasına neden oluyor.

Seramik İmplant Nedir? Nelerden Yapılır?

Seramik implanta geçmeden önce belirtmek gerekiyor ki tedavisi mümkün olmayan dişler her zaman ağrı ile kendilerini belli etmeyebilirler. Ancak vücudun genelinde kronik enflamasyona neden olurlar. Bazen tek çözüm dişi çekmektir. Eksik dişler sadece çiğneme ve konuşma fonksiyonlarımızı olumsuz etkilemekle kalmaz, aynı zamanda estetik olarak da sıkıntılara neden olur. Diş implantları, çene kemiğine vidalanan ve günümüzde bilinen tedavi çeşididir.

1960’lardan bu yana, implantlar çene kemiği ile biyouyumlu bir metal olan titanyumdan yapılmıştır, ancak tıp ve dişhekimliği günümüz tedavi yaklaşımlarında metallerden uzaklaşıp alternatif malzemelere doğru hareket ettikçe, Zirkonyum dioksit diş implantları oldukça uygun ve kullanılan bir seçenek haline gelmiştir. Holistik (bütünsel) diş hekimliğinde ise günümüz teknolojisi ile, Zirkonyum dioksit implantlar sıklıkla tercih edilmektedir. Özellikle zirkonyum dioksit veya zirkonyum diş implantları olarak bilinen seramik diş implantları, diş implantlarının yeni biçimlerinden biridir. Tıpkı titanyum implantlarda olduğu gibi, tıpta implant malzemesi olarak zirkonyumun kullanılması diş hekimliği uygulamasından önce geldi. Zirkonyum, ortopedi ve diğer tıp alanlarında 20 yılı aşkın bir süredir olumlu sonuçları ile kullanılmaktadır.

 

Seramik implantlar “Beyaz implantlar” olarak da adlandırılırlar, diş rengindedirler, metal içermezler ve doku uyumludurlar. (Morphological Evolution and Weak Interface Development Within CVD-Zirconia Coating Deposited on Hi-Nicalon Fiber Paperback) – 7 Aug. 2013 by Hao Li (Author), Nasa Technical Reports Server (Ntrs) (Creator), Et Al (Creator)

 

Artık titanyum diş implantları yerine kullanılmaktadırlar. Zirkonyum dioksit implantlar, yüksek oranda biyo-uyumlu olmakla birlikte bir titanyum metal implantın vaadettiği tüm faydalarını sunar. Titanyum implantlar yüksek başarı oranlarına sahipken, bir dental implant materyali olarak idealden daha az niteliklere sahiptir. Başlıca sebebi, titanyum oksit parçacıklarının bozunarak yumuşak dokuya, kemiğe ve kan dolaşımına dağılmasına neden olduğu içindir. İnsanların vücutlarında titanyuma farklı hassasiyet seviyeleri vardır.

Vücuttaki titanyum oksit kontaminasyonu sayısız sağlık sorununa neden olabilir, ancak bazı insanların metale duyarlılığı o kadar keskindir ki vücutlarının implantın kendisini reddetmesine neden olur. Ek olarak, özellikle ön bölgede implantları olan kişiler, genellikle gri rengin dişetinden yansıma yaptığını fark ederler. Zirkonyum dioksit implantlar da korozyona dirençlidir ve zirkonyum materyali, kırılma ve ısı hasarına karşı direnci nedeniyle uzay gemisi yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Seramik İmplant Nelerden Yapılır? Hangi bileşenleri içerir?

Zirkonyum dioksit

Zirkonyum (Zr), kimyasal bir elementtir. Atom numarası 40, atom ağırlığı 91,22’dir. Periyodik tabloda metaller grubu içerisinde yer alır. Gri beyaz renkli bir metal olup doğada serbest metal olarak bulunmaz. Zirkonyum metaldir (her ne kadar metal gibi davranmasa da) fakat zirkonyum dioksit seramikler sınıfına girmektedir. Günlük hayattan basit bir örnek vermek gerekirse sodium bir metaldir fakat tuz değildir..

Zirkonyum dioksit (ZrO2) mühendislik malzemelerinde kullanılan renksiz, inorganik bir bileşimdir. Sahip oldukları yüksek dayanım ve kırılma tokluğu, yüksek aşınma dayanımı ve kimyasal dayanım, düşük ısıl iletkenlik, refrakter özellik ve biyoinertlik gibi özellikleri nedeniyle oksit seramikler arasında önemli bir yere sahiptir. Yazının bazı yerlerinde seramik bazı yerlerinde zirkonyum dioksit implant terimini okuyabilirsiniz

 

Peki zirkonyum dioksit seramikten farklı mıdır?

Seramiklerin çeşitli sınıflandırılmaları vardır. Dental implantlarda kullanılan seramik teknik seramikler sınıfına girmektedir. Teknik seramikler en genel ifade ile şöyle tanımlanır: çok özel optik, elektrik, manyetik, mekanik ve termal özelliklere sahip özel uygulama alanları olan seramik malzemelerdir. Teknik seramikler literatürde kullanım yerine ve/veya özelliklerine göre değişik adlandırmalar almaktadır. Teknik seramikler,

-Silikat seramikler

-Oksit seramikler

-Oksit olmayan seramikler olarak sınıflandırılır.

 

Zirkonyum implantlarda kullanılan zirkonyum dioksit, oksit seramikler sınıfına girer.

 

Oksit seramikler: Tek metal oksitten oluşan ve tek fazlı veya karışım oksitlerden oluşan çok fazlı seramik malzemelerdir. Çok az ve ya hiç camsı faz içermez. Yüksek saflıkta sentetik hammaddeler kullanılır. Yüksek sıcaklıklarda sinterlenir ve homojen bir mikro yapıya sahiptir.

Dentway diş klinikleri olarak seramik implantlarda ZERAMEX® markasını tercih ediyoruz. ZERAMEX® seramik implant, sıcak izostatik presleme ile üretilen sert zirkonyum dioksit ATZ boşluklarından üretilmiştir. ATZ, alumina ile sertleştirilmiş zirkonyum dioksiti ifade eder.

Seramik İmplantların Diğer İmplantlardan Farkı Nedir?

Seramik implantlar içlerinde metal bulunmayan doku dostu dental implantlardır. Seramik implantlara karşı alerjik reaksiyon oluşmaz ve sıcaklığa duyarlılık bulunmaz. Diş rengine benzer bir görünüme sahip olduklarından dolayı, seramik implantların estetik bir yanı da vardır. Seramik protez ara parça (abutmentlar) ve kaplamalar (kronlar) kullanıldığında diğer implantlarla da iyi estetik sonuçlar elde edilebilir. Seramik implantlar, düşük plak retansiyonu gösterir ve ince diş eti biyotipine sahip bireylerde, diğer implantlar gibi gri yansıma ortaya çıkarmazlar. Seramik implantlar aşınmaz ve ağız tadı üzerinde herhangi bir etki yapmaz.

Neden Seramik İmplant ? 

Sağlık

Seramik implantlar metal içermediğinden vücutta herhangi bir tehtid oluşturmaz.

 

Estetik

Seramik implantlar diş renginde (beyaz) olduğu için ince biyotipe sahip dişetlerinde ve ileride oluşabilecek dişeti çekilmelerinde herhangi bir estetik problem oluşturmaz.

 

Biyo-uyumluluk

Osseointegrasyon, yabancı bir materyalin çene kemiği ile kalıcı olarak bütünleşmesi sürecidir. Seramik implantlarda kullanılan materyal olan zirkonyum dioksit, kemikle tamamen kaynaşarak bulunduğu dokuya zarar vermeyen, biyo-uyumlu bir materyal olduğunu kanıtlamıştır. Metalin zamanla yarattığı korozyona neden olmazlar.

 

Dayanıklılık

Seramik implantların, biyouyumlu diğer bileşeni olan Zirkonyum ile dayanıklıkları artırılmıştır.

 

Alerji

Seramik implantlar hipoalerjeniktir. Titanyum, implantlar yerleştirildikten yıllar sonra ortaya çıkabilen kaşıntı, kızarıklık ve iltihaplanma gibi semptomlara alerjiye işaret olabilir.  Şimdiye kadar, zirkonyum dioksite karşı hiçbir ters bağışıklık tepkisi bilinmemektedir.

Seramik implantlar, metallere duyarlı olan herkes için kullanılabilir.

 

Seramik İmplant Kimler İçin Uygun Değildir?

Dental implantlar minör cerrahi operasyonlarıdır. Minör cerrahi operasyona uygun olmayan sistemik hastalığı olan her kişi için uygun değildir. Örneğin, doktor kontrolünde olmayan diyabet, doktor kontrolünde olmayan hipertansiyon, çene kemiğinde nekroza sebebiyet veren kemik ilacı kullanan kişiler…

 

Seramik İmplant Operasyon Süreci Nasıldır?

Seramik implant operasyon sürecinin normal implant operasyon süreccinden bir farkı yoktur. Steril ortamda gerçekleşir. Uygulanacak olan bölgeye lokal anestezi yapılır. İmplant yerleştirilir. İmplantın kemiğe kaynama süresi yaklaşık 6 haftadır. Ardından üzerinde kaplaması yapılır.

 

Seramik İmplant Operasyonları Acılı Mıdır?

Seramik implant operasyonundan önce uygulanacak bölge local anestezi ile uyuşturulurç kişi işlem esnasında en ufak ağrı hissetmez. Işlemden sonra ağrı oluşabilir. Bu durum doktorun reçete ettiği ilaçları dğzenli kullanması halinde kontrole alınır.

 

Operasyon Öncesi / Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Operasyon öncesinde kişinin tok gelmesi önerilir. Kullandığı ilaçları, var olan hastalıklarını diş hekimiyle paylaşması gerekir. İlaçların çeşidine göre diş hekimi kişiyi takip eden doktoruyla iletişime geçer ve operasyona uygunluk açısından değerlendirir.

Operasyon sonrasında buz uygulanması çok büyük önem taşımaktadır. Anestezi etkisini yitirmeden herhangi bir şey yenmemelidir. Operasyon bitimindeki günde çok sıcak ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. 24 saat boyunca tükürme ve çalkama yapılmamalıdır. Diş hekiminin operasyon sonrasında yazdığı reçetedeki ilaçların söylendiği düzende kullanılması tedavi başarısını artıracaktır.

 

Komplikasyon / Yan Etki İhtimali Nedir? (Koku Yapar Mı?)

Her cerrahi operasyonda komplikasyon ihtimalleri mevcuttur. Seramik implant uygulamalarında bu komplikasyon ihtimali artmaz. Fakat metalin sebep olabileceği alerji ve dokuya uyumsuzluk göstermesi gibi yan etkilerin oranları seramik implantlar için daha düşüktür.

Doğru teknikle yapılan Seramik implant uygulamalarının koku yapması beklenmez.

 

Seramik İmplantlarda Markanın Önemi Var Mıdır?

Her implantta olduğu gibi seramik implantlarda da marka ve menşei önemlidir.  Implantın içeriğindeki malzemelerin kalitesinin sertifikalı olması, tedavideki başarı faktörünü artıran etkenlerdendir. Ayrıca implant sonrası üzerine yapılacak kaplamanın başarısı için ara parçası ve bu ara parçanın alternatif seçeneklerini markanın sunabilme gerekliliği sebebiyle bu standartlara uygun markalar tercih edilmelidir.

 

Seramik İmplantların Bakımı

Diş implantları doğru yerleştirildiğinde ve uygun şekilde bakıldığında ömür boyu kullanılmaktadır. Bununla birlikte, implantların bakımı yapılmadığında mukozit ve peri-implantit gibi periodontal hastalıklar (dişeti hastalıkları) ortaya çıkabilir ve kemik kaybına dolayısıyla implantınızın kaybına neden olabilir. İmplantınızın diş eti dokunuzla buluşma şekli doğal dişlerden farklı olduğu için diş etlerinin ve kemiğin sağlıklı kalması için özel bakım gerekir.

 

-Düzenli profesyonel temizlik önemlidir.

 

-Dental implantın uzun dönem ağızda kalma başarısı için evde yapılan fırçalama ve ip kullanımının yanı sıra yılda 2-3 kez profesyonel temizlik önerilmektedir.

 

-İmplantlarınızın evde bakımı da önemlidir.

 

-Düzenli fırçalama ve günlük diş ipi kullanımı, ev bakımının önemli bir parçasıdır. Erişilmesi daha zor alanların etrafını temizlemek için küçük diş fırçaları kullanılması da önerilir. Size uygun bakım önerilerini diş hekiminizden almayı unutmayın.

 

Dt. Begüm Atasoyu

Ağızda Aft Neden Çıkar?

Aft nedir?

Yanma, ateşlenme, iltihaplanma anlamlarına gelen ve Yunanca bir sözcük olan ‘aft’ kelimesi, ilk defa Hipokrat (M.Ö. 460–370) tarafından ağız ülserlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Nedeni bilinmeyen, ağrılı, tek, veya çok sayıda çıkabilen, tekrarlayan aftların tedavisi de semptoma yöneliktir. Aft çıkma sıklığı 30-40’lı yaşlarda önemli düzeyde artarken bu yaşlardan itibaren git gide çıkma sıklığında azalma tespit edilmiştir. Oral aftlar en sık rastlanan ağız hastalığıdır ve toplumun yüzde 10-20’sini etkilemektedir. Yapılan bir çok araştırmaya rağmen aftların sebebi bulunamamıştır. Travma, mikrobiyal faktörler, yiyecekler, ilaç reaksiyonları, immun bozukluklar, hormonal dengesizlik, sigara gibi faktörlerin ve ailesel eğilim aftın sebeplerinde yer almaktadır. Aftlar büyüklüğüne göre sınıflandırılmıştır. Minör aft ve majör aft.

Minör aft:

Minör aftları görülen en sık aft çeşitidir. Boyutları 1 cm’den küçüktür. Üzeri gri – beyaz bir dış membranla kaplı şekilde gözükür. Genellikle yanak mukozası, dudak mukozası ve ağız tabanıdır. Minör aftlar 2 hafta içinde hiç iz bırakmadan iyileşme eğilimindedirler.

Majör Aft:

Major aftlar daha nadir görülürler. Boyutları 1 cm’den büyüktür. Daha derin ve ağrılı ülserlerle karakterizedir. Yerleşim yerleri genellikle dudak, yumuşak damak ve tonsil bölgesidir. Majör aftların iyileşmesi 6 haftayı bulabilir. İyileştiklerinde iz bırakma olasılıkları vardır.

Ağızda Aft neden çıkar?

Aftların diğer sebepleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Travma

Isırma, sert yüzeyli yiyecekler, diş fırçalama veya anestezik enjeksiyonlar gibi minor travmatik olaylar, aft hikâyesi olan hassas kişilerde aftları alevlendirebilir. Sert yüzeyli yiyecekler mukozada aşınmaya sebep olarak, bakterilerin girişini kolaylaştırabilir.

 

  • Gıdalar

Bazı yiyecekler ve koruyuculara karşı hassasiyetin aft yaralarıyla ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Çikolata, kahve, yer fıstığı, tahıllar, badem, çilek, peynir, domates gibi yiyecekler ağız yaralarıyla ilişkili olabilir. Ayrıca tuzlu ve baharatlı yiyecekler aftı alevlendirebilir. Bu yiyecek türleri aftın birebir sebepleri içinde sayılamaz fakat bu duruma zemin hazırladığı düşünülmektedir.

 

  • Stres

Aft hikâyesi olanlarda emosyonel stres aft gelişimini provoke eder. Öğrencilerin sınav zamanlarında, günlük yaşamlarına göre aftöz ülserlerin sıklığında artış olduğunu rapor etmiştir. Bazı aft şikayeti sıklıkla olan hastalarda antidepresan tedaviden yarar görmelerine rağmen, aftöz bir uyarıcı olarak stresin kesin mekanizması net değildir.

 

  • Mikrobiyal faktörler

Uzun bir süre boyunca aftın sebebi olarak mikrobiyal ajanlar düşünülmüştür. Dental plaklarda ve sağlıklı kişilerin tükürüklerinde de izlenebilen Helicobacter pylori‘nin ağız yaralarının ve aftın sebebi olabileceği düşünülmüştür. Fakat neticede bu durum hala tartışmalıdır. Aftın mikrobiyal nedenle ortaya çıkması immun bozukluğa neden olan hastalıklarla beraber görülmektedir.

 

  • İlaç reaksiyonları

Bazı ilaçlar ağız yaralarına sebep olabilir. Fakat bu yaralar tekrarlayan tipte değillerdir.  İlaç kesildiğinde kişide oluşan ağız yarası, aft şikayetinin de kesilmesi beklenir. Bu tip durumlarda ilacı başlayan doktorunuzla görüşünüz.

 

  • Ailesel yatkınlık

Aft geçiren bireylerde ailesel geçmiş de olduğu görülmüştür. Ailesinde aft hikayesi olmayanlara göre hastalık daha erken yaşlarda gelişmekte ve daha şiddetli belirtiler göstermektedir. Aftın oluşmasında ailesel eğilimin rolü olduğu gösterilmiştir. Aft geçiren kişilerin %42’sinden fazlasının birinci derece yakınlarında da aft var olduğu görülmüştür.

 

  • Bağışıklık bozukluğu olan kişiler

Dönemsel Bağışıklığı düşmüş olan kişilerde veya geçirdikleri hastalıklarından bağışıklığı baskılanmış kişilerde aft ve diğer ağız yaraları hastalığa paralel çıkmaktadır.

 

  • Hormonal Dengesizlik

Aftlar, kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Yapılan araştırmalarda bunun sebebinin Östrojenin etkisi ile B hücrelerinden antikor üretiminin; dolayısıyla immun yanıtın uyarıldığı lupus hastalığı üzerinde yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Benzer bir mekanizma aft için de geçerlidir. Bu durum ile kadınlarda aftın erkeklere göre daha sık görülmesi açıklanabilir. Kadın hastaların % 10’unda mensturasyon öncesi alevlenme gözlenmesi de bu hipotezi desteklemektedir. Aft ile menstural siklus arasındaki ilişki net değildir. Aft ile menapoz arasındaki ilişki net değildir.

 

  • Sigara

Sigaranın ağız mukozasının keratinizasyonunu artırması sebebiyle çıkacak olan aft ve diğer ağız yaralarını maskelediği rapor edilmiştir. Bu doğrultuda kişi sigarayı bıraktığı an bir çok aft ile karşılaşması beklenir.

 

Aft geçiren bireylerin % 10-20’sinde aft gelişiminde demir, folik asit, vitamin B12 eksikliği gibi beslenme faktörlerin etkisi olduğu bilinmektedir.

 

Aft hastalık belirtisi midir?

Tek başına aft bir hastalık belirtisi değildir. Bazı hastalıklarda başka semptomlara ek olarak çıkabilir. Bunlar, Behçet hastalığı, MAGIC send., PFAP, send., siklik nötropeni, Reiter’s sendromu, GIS hastalıkları, Sweet’s send. Gibi.

 

Aft Önlenebilir Mi?

İyi bir ağız hijyeni sağlanarak, SLS içermeyen ve irritan olmayan doğru diş macunu seçimi ile atravmatik , yumuşak diş fırçasıyla doğru fırçalama tekniği ile aft önlenebilinir.  Afta zemin hazırlayabilme ihtimali olan bazı yiyecekleri aşırıya kaçmadan tüketilmesi aftı önleyebilecek yöntemler arasında sayılabilir. Stresten uzak yaşam aftın çıkma olasılığını azaltacaktır. Aft ile ilgili literatürler incelendiğinde aftın kesin sebebi bulunamamıştır. Bu sebeple kesin bir tedavi yöntemi ve protokolü yoktur.

Gülüş Tasarımı Sonrası Düzenli Operasyon Geçirmek Gerekir mi?

Gülüş Tasarımı

Günümüzde estetik beklenti, hayatın her alanında olduğu gibi dişler için de vardır. Bu nedenle diş hekimliği, günümüzde sağlığın yanında gülüş estetiği adı verilen tedavi yöntemiyle de oldukça öne çıkmaktadır. Özellikle olabildiğince korumacı yaklaşılan bu tedavi yöntemi, oldukça kısa sürede kişi için de tatminkar bir görünüm ve tedavi sunmaktadır. Gülüş tasarımı, kişinin yüz hatları, ten rengi, göz rengi, ağız yapısı, burun yapısı, dudak yapısı ve dişeti şekline göre kişiye özel tasarlanır.

Hatalı diş fırçalama, diş sıkma gibi nedenlerle, yaşla birlikte veya başka sebeplerle dişler aşınmış ve daha az görünüyor olabilir. İstenilen ve en baştaki formunu kaybetmiş olan dişler, kişiye özel gülüş tasarımıyla kişiye tekrar kazandırılabilir. Kişiye daha genç ve dinamik bir gülüş sunulabilir. Unutulmamalıdır ki çürük dişler, dişeti rahatsızlıkları, çapraşıklıklar, sarı dişler, kırık dişler ve diş eksiklikleri kişide özgüven eksikliğine sebep olabilir. Öyle ki insanın içinden gelen gülme eylemini bile engelleyebilmektedir. Bu durum gülüş tasarımı tedavileriyle düzeltilebilir.

Kaybolan veya zedelenen özgüven ve dış görünüşün sebep olabileceği diğer olumsuzluklar gülüş tasarımıyla tedavi edilebilir.

Gülüş tasarımı için öncelikle ağızda var olan çürük, dişeti hastalığı, diş eksiklikleri giderilmelidir. Gülüş tasarımı hangi dişlere uygulanacaksa diğer dişlerle renk uyumu için bleaching (diş beyazlatma) uygulanabilir. Gülüş tasarımı görüldüğü üzere multidisipliner bir çalışma içerir. Diş hekimliğinin her dalının bu tedavi çeşidinde bir rolü vardır. Gülüş tasarımında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur hastanın estetik beklentileridir.

Diş Beyazlatma

Örnek Diş Beyazlatma (Bleaching) İşlemi

Hasta beklentilerini doğru olarak anlamak ve hastanın ihtiyaçlarını doğru saptamak tedavinin gidişatı, hasta memnuniyeti ve hekim başarısı için çok önemlidir. Bu sebeple gülüş estetiği çalışmalarında hastalar ile çok açık ve net diyalog kurulmalı hiçbir detay ve talep atlanmamalıdır. Hasta ile birlikte kararlaştırılan planlama ve uygulamalar için; günümüzde tedaviye başlanılmadan önce hastaya fikir verebilmek maksadı ile bir çok farklı yoldan demonstrasyon yapılmaktadır. Ağız içerisinden alınan ölçüler yardımıyla hazırlanan modeller üzerinde sorunlar tespit edilir ve planlamalar yapılır. Bu saptalamalardan sora ideal bir gülüş estetiği demonstrasyonu için hastaların ağız içi ve yüz fotoğraflarıyla bilgisayar ortamında özel programlar yardımıyla ölçümler, analizlar, dizaynlar yapılır ve yüz şekline uyum hesaplanır. Tedavi sonrasında oluşacak görüntüye en yakın görüntüler, yine programlar yardımıyla ve hasta ağzında aslına uygun şekilde hazırlanan geçici uygulamaları ile hastaya sunulur ve görüşleri alınır.

Gülüş Tasarımı Süreci Nasıldır?

Gülüş tasarımı ile kişi bu tedaviyi yaptırmadan önce gerek bilgisayarda gerekse ağız içinde sonucu önceden görebilir. Bunun için öncelikle muayene seansında ağız içi ve yüz fotoğrafları çekilir. Ağız içi ölçüler ile kayıtlar alınır. Laboratuvarla paylaşılır. Laboratuvar ortamında, hastanın ölçülerine ve beklentilerine uygun bir tasarım çalışılır. 3 ila 5 gün sonra kişiyle paylaşılır. Bu çalışmaya mock up adı verilir. Bazı durumlarda bu çalışma uygulanamayabilir; dişlerin bir veya birkaçının olması gereken pozisyondan çok önde veya dışarıda olduğu durumlarda, o dişin pozisyonunu değiştirmeden bir mock up yapılması sağlıklı olmayabilir, tedavi sonu görünüm ile ilgili net bilgi vermeyebilir. Bu nedenle bu tür dişler beklenen tasarımın %100 doğrulukla prova edilmesini engelleyebilir. Kişi bunun bilincinde olarak hekimiyle ortak bir karar ile ilerlemelidir.

gülüş tasarımı örneği dentwayden

Gülüş Tasarımı Sonrası Düzenli Operasyon Geçirmek Gerekir mi?

Gülüş tasarımı sonrası istenilen tasarımda uygulamaya geçilmesine karar verildiğinde ve tedavi bittikten sonra kişinin, düzenli diş fırçalaması ve diş ipi kullanması gerekmektedir. Hekimi, kendisini 2 gün, 1 hafta ve daha sonra da aylık ve 6 aylık kontrollerine davet eder. Kişinin bu randevu tarihlerine özen göstermesi tedavinin sürdürülebilirliğini artıracaktır. Sık kontrollerin ardından rutin kontrol aşamasına gelindiğinde her 6 ayda bir profesyonel temizlik ve bakım işlemleri için diş hekimine gidilmesi önerilir. Gülüş tasarımı sonrasında, kullanılan materyallerin doğası gereği zaman içerisinde renk değişimi ve diş taşı tutulumu görülmez. Fakat diş hekimi kontrolü ile dişeti sağlığı ve yıllar içerisinde yaşla gelişebilecek dişeti hastalıklarının oluşması önlenebilir.

Gülüş Tasarımı Maliyetli Bir Operasyon mudur?

Gülüş tasarımı hekimin hastasına uzun zamanlar ayırdığı, her detayı büyük bir özveriyle değerlendirdiği bir tedavi çeşididir. Milimetreyle ölçülen asimetriler ve göze batan bazı detaylar hekimin tam olarak konsantre olmasını gerektiren durumlardır. Her seansta çekilen fotoğraflar ve hastayla yapılan değerlendirmeler sonucu optimum fikire ulaşmak hedeftir. Tedavi sürecinde laboratuvar işlemlerinden ağıza yapıştırma işlemlerine kadar geçen süreçte bir çok kişinin emeği yadsınamaz. Her kliniğin bu tedavi çeşidine uygun gördüğü ücret farklılık göstermektedir. Ücret bilgileri kliniklere ulaşılarak öğrenilebilir.

Gülüş Tasarımı ve Hollywood Smile Aynı İşlemleri mi İçerir?

Hollywood Smile aslında diş hekimlerinin yaptığı gülüş estetiği ve kişiye uygun tasarımın kullanıldığı yaprak porselenler ile uygulanan bir işlemdir. Hollywood Smile‘ da ilk olarak dikkat edilmesi gereken en önemli unsur hastanın estetik beklentileridir. Kişi beklentilerini doğru olarak anlamak ve ihtiyaçları doğru saptamak tedavinin gidişatı, hasta memnuniyeti ve hekim başarısı için çok önemlidir. Bu sebeple Hollywood Smile çalışmalarında kişi ile yüksek diyalog kurulmalı hiç bir detay ve talep atlanmamalıdır. Daha sonrasında hasta ile saptanan yol ve uygulamaların artık günümüzde girişimlere başlanılmadan önce hastaya fikir verebilmek maksadı ile bir çok farklı yoldan demonstrasyonu yapılmaktadır. Ağız içerisinden alınan ölçüler yardımıyla hazırlanan modeller üzerinde sorunlar tespit edilir ve planlamalar yapılır. Bu saptalamalardan sonra bir gülüş estetiği demonstrasyonu için hastaların ağız içi ve yüz fotoğraflarıyla bilgisayar ortamında özel programlar yardımıyla ölçümler, analizlar, dizaynlar yapılır ve yüz şekline uyum hesaplanır. Tedavi sonrasında oluşacak en yaklaşık görüntüler yine programlar yardımıyla ve hasta ağzında aslına uygun şekilde hazırlanan geçici uygulamaları ile hastaya sunulur ve görüşleri alınır. Tedavi ile ilgili planlamalar yapılır. Buna işlem öncesi çapraşıklıkların giderilmesi için ortodontik uygulamalar da dahildir.