İmplant Markaları 2021

Yaşamın her alanında bizlerin hayatını kolaylaştırmayı hedefleyen teknolojik araç ve gereçlerin çeşitliliği ihtiyaçlar doğrultusunda öncelikle fikir olarak ortaya çıkar, sonrasında gerekli ar-ge çalışmalarıyla geliştirilir ve finalde üretimleri tamamlanarak tüketicilere ulaştırılır. Sağlık alanında da teknolojik gelişmeler sayesinde kullanılabilen kaliteli materyaller, yaptığımız tedavilerin ömrünü arttırıp klinik başarı sağlarken hasta memnuniyetini de beraberinde getirir. Diş hekimliğinde eksik dişlerin tedavileri için kullanılan implant markaları arasındaki rekabet hem klinik başarısını artıran kaliteli ürünlerin çıkmasını hem de fiyatlar konusunda çeşitlilik olmasını sağlar. İmplant markaları arasındaki rekabet hem klinik başarısını artıran kaliteli ürünlerin çıkmasını hem de fiyatlar konusunda çeşitlilik olmasını sağlar.

 

İmplant Markaları

İmplant markaları hakkında hastaların en çok merak ettiği sorular genelde yerli ve yabancı implant markaları hakkında olmaktadır. Yabancı implant markaları kıyaslamasında da Uzak Doğu menşei ürünlerin güvenilirliği sorgulanmaktadır. Dental implant sektöründe İsviçre, İsveç, Almanya, Amerika ve Güney Kore’de üretilen implantlar öne çıkmaktadır.

Straumann-Nobel:

Özellikle İsviçre ürünü olan “Straumann” ve İsveç ürünü olan “Nobel” marka implantlar bu sektörün önde gelen firmalarıdır. Bu markalar, implantın klinik başarısını arttırmaya yönelik ar-ge çalışmalarına çok ciddi bütçeler ayırmaktadır. Ürettikleri teknolojiler implant sektöründeki diğer fimalara örnek olmakta ve bu teknolojilerine ait patentleri belli bedellerle diğer firmalara pazarlamaktadırlar.

Osstem-Hiossen:

Güney Kore markası “Osstem” implantları özellikle Asya pazarını tamamiyle domine etmiştir. Fakat, Çin’in yaratmış olduğu Uzakdoğu ürünlerinin kalitesiz olma ihtimali algısından dolayı Avrupa ve Amerika’da aynı ürün “Hiossen” markası altında pazarlanmaktadır.

Biohorizon-Bredent:

Amerika ürünü olan “Biohorizon” ve Almanya ürünü olan “Bredent” firmaları da implant markaları arasında mühim bir noktadadır.

Zeramex:

İmplant teknolojisindeki gelişmeler sayesinde üretilen yeni nesil seramik implantlar da günümüzde uygulanmaya başlanmıştır. İsviçre ürünü olan “Zeramex” marka implantların içerisinde hiç metal yoktur. İmplant tamamen seramikten oluştuğu için rengi de beyazdır. Özellikle estetik bölgede ince dişeti yapısına sahip ve titanyum implatın gri yansıma ihtimali olan vakalarda tercih edilmektedir. Biouyumluluğu oldukça yüksek olan seramik implantlar metal alerjisi olan hastalar da kullanılabilmektedir. Cerrahi olarak uygulandıktan sonra dişeti de bir hayli hızlı iyileşme göstermektedir.

Yerli İmplantlar

Yerli implantlar konusunda ülkemizde çok ciddi yatırımlar yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Özellikle son 15 yılda bazı yerli implant firmaları önemli sayılarda satış yapmakta ve ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Yasal olarak bir ürünün uygulanabilmesi için yurtiçi ve yurtdışındaki üniversitelerde çalışmalar yapılması gerekmekte ve bilimsel olarak güvenilirliğini ispat etmek zorundadır. Bu süreçleri tamamlayan yerli implant markalarının önündeki diğer aşama ise cerrahi olarak uygulanan ürünlerinin yıllık düzenli takibidir. Takip konusunda diş hekimleri ve klinik hasta takip sistemleri gerekli tüm kayıtları tutmakla yükümlüdür. Bu takibi aynı disiplinle gelişmekte olan yerli implant üreticileri de yapmalıdır. Yukarıda belirttiğimiz implant markalarının bazıları 80 yıllık geçmişe sahiptir ve istendiği taktirde 30 – 35 yıllık takipçileri olan vakalar paylaşabilmektedir. Bu sebepten dünyanın her yerinde kullanılmaktadır. Ülkemizdeki implant markaları uzun yıllar başarılı takip vakaları sunarak ve güncel implant teknolojilerine yapacakları ar-ge çalışmalarıyla katkıda bulunarak çok iyi yerlere gelmeyi hastalar tarafından kullanılmak istenen implant firmalarından olmayı amaçlamalıdır.

Yapılan her implant ömür boyu ağızda kalması amacıyla yapılır. Hastaların implant yaptıracakları zaman dikkat etmeleri gereken en önemli detay şudur; yaptırdıkları implantta yıllar sonra ihtiyaca bağlı olarak bir parça gerektiğinde bu konuda başvurdukları diş hekimi implant markasının distribütörlerine ulaşabilir mi? Özellikle porselen kaplamanın yeniden yapılması gerektiği durumlarda implanta uygun ölçü parçası ve diğer ara parçaların temininin yapılması gerekir. Hastalar mutlaka hekimlerine bu konu hakkında işlem öncesinde danışmalıdır.  Cerrahi olarak implant yapıldıktan sonra implant markasının ve implant işleminin yazılı olarak bulunduğu sertifikalar hastalar tarafından ömür boyu saklanmalıdır.

Dünyadaki köklü implant markaları yıllar önce üretilip hastalara uyguladıkları ve günümüz teknolojisinin gerisinde kaldığı için üretilmeyen eski implantlarının yedek parçalarını bile istendiği taktirde temin edebilmektedirler.

Dt. Arca Baydar

Sinüs Lifting (Sinüs Kaldırma)

Üst çenede dişsiz bölgelere implant uygulamasında yetersiz kemik hacminin olması, sık karşılaştığımız bir durumdur. Bölgedeki sinüslerimizin varlığı ve çene kemiğindeki yükseklik kaybı, dişsiz bölgedeki kemik hacmimizi sınırlar. Sinüsler, burnumuzun her iki yanında bulunan içi hava dolu boşluklardır. Bu boşluklar, üst çenedeki eksik dişlerin yerine uygulanacak olan implantları etkileyebilir. Sinüsler üst çeneye çok yakınsa ve implant yerleştirmek için daha fazla kemiğe ihtiyaç varsa sinüs lift (sinüs kaldırma) işlemi yapılır. Bu bölgedeki çene kemiği diğer bölgelere göre daha ince olma eğilimindedir ve bu nedenle ilk aşamada implant için yeterli kemik hacmi bulunmayabilir. Bu sınırlı alanda ilave bir kemiğe yer açmak için sinüs zarı yukarı doğru hareket ettirilir, bu uygulamaya “sinüs kaldırma” uygulaması adı verilir. Sinüs lift prosedürleri, sinüs tabanını çeşitli biyomateryaller veya çeşitli teknikler ile kaldırarak mevcut kemik hacmini artırmaya yarar. Bu tedavi sonucunda sağlıklı ve güçlü bir kemik elde edilir.

Sinüs lift uygulamalarında test edilmiş etkili yöntemler kullanılır. Bu işleme başlamadan önce ilk olarak hekiminiz tarafından klinik muayene ve radyografik muayenenin yapılması gerekmektedir. Radyografik görüntü üzerinden ihtiyaç duyulan kemik miktarı milimetrik olarak hesaplanır ve buna göre kontrollü bir şekilde sinüs lift işlemi uygulanır. İşleme başlamadan önce implantın tam olarak nereye yerleştirileceği ve hangi boyutta bir implant kullanılacağını bilmek ve belirlemek büyük önem taşır.

Kimlere Sinüs Lift Uygulanır?

Üst çenesinde diş eksikliği olan kişilerin implant uygulamasında önce sinüs lift işlemine ihtiyaç duyulmasının birkaç nedeni vardır.  Bunlar:

– Üst çenenin kemik yüksekliği implant için yeterli değil ise

– Sinüs tabanı üst çeneye çok yakın ise sinüs lift uygulaması yapılır.

Sinüs Lift İşlemi Nasıl Yapılır?

Bu işlem genellikle ağız, diş ve çene cerrahı tarafından diş kliniklerinde lokal anestezi altında yapılır. Öncelikle bölgede diş eti hattı boyunca kesi atılır ve kemik görüşü sağlanır. Mevcut kemik miktarına göre açık veya kapalı teknik olarak adlandırılan işlem ile sinüs lift uygulanır. İşlem sırasında bölgeye kemik tozu, PRF gibi çeşitli biyomateryaller uygulanarak kemik miktarını artırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak amaçlanır. Uygulanan materyal miktarı, kişiye göre değişmekle beraber sinüsün yerini alacak olan kemiği desteklemek için önemlidir. Prosedürün kemiği “büyütme” kısmı burada devreye girer. Aynı seansta hastaya implant uygulanabilir. Ancak implantın üst yapı protezi için yaklaşık 3 ay kadar beklemek gerekir. İşlem sonunda bölgeye dikiş atılarak kapatılır. Hastaya antibiyotik ve ağrı kesici reçete edilir.

Alanur Büyükvardar

Diş İmplantı Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?

Diş implantı tedavilerinin uygulama prosedürü genellikle 2 aşamada tamamlanmaktadır. Birinci aşamada cerrahi olarak implant uygulanır, ikinci aşamada ise cerrahi uygulamadan minimum 6 hafta sonra porselen diş yapılarak tedavi süreci tamamlanır.

Cerrahi Uygulamadan Sonraki İmplant Yara Yerlerinin Bakımı Oldukça Mühimdir

Birinci aşamadan yani cerrahi uygulamadan sonraki implant yara yerlerinin bakımı oldukça mühimdir. Hastalar işlem sonrası hekimlerinin uyarılarını en ince ayrıntısına kadar uygulamalıdır. Kısaca bahsetmek gerekirse, uygulanan cerrahi işlemden sonra kanama riskinden dolayı özellikle ilk 24 saat çok önemlidir. Sızıntı kanama olması gayet normaldir ve bu kanamanın kesinlikle tükürülmemesi gerekir. Sızıntı kanama yutulmalıdır.  Tükürme durumunda ağızda oluşan negatif basınç yara yerinden kan gelmesine sebep olur. Bu yapıldığı taktirde kanama tekrar başlayabilir. Eğer ağızda fazlasıyla birikime sebep olacak bir kanama başlarsa yara yüzeyinin üzerine steril gazlı bez konulup 30 dk ısırılmalıdır.

Kanamanın durduğu gözlemlendikten sonra yeni gazlı bez uygulanmasına gerek yoktur. Bir diğer önemli husus, tüketilecek gıdaların sıcak olmamasıdır. Sıcak yiyecek ve içecekler damarların genişlemesine sebep olur ve kanama ihtimalini arttırır. Bu yüzden özellikle ilk 24 saat ılık beslenmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca, sigara kullanımı da kanama riskini arttırmaktadır. Sigaranın dumanının genel zararlarının dışında, sigara kullanımı sırasında da ağız içerisinde negatif basınca bağlı yara yerinden kan gelmesine sebep olunur. Bu yüzden özellikle cerrahiden sonraki iki gün sigara içilmemelidir. Benzer bir hareket de pipetle içeceklerin tüketilmesidir. Bu süreçte de yara yerinden kan gelme ihtimali artar. O yüzden ilk birkaç gün içeceklerin pipetle içilmemesi gerekir.

Hastaların en çok sorduğu sorulardan biri ise cerrahi uygulama sonrası genel ağız ve diş bakımı hakkındadır. İyileşme sürecinde tabiki diş fırçalamasına devam edilmelidir fakat yara bölgelerine biraz daha dikkat etmek gerekir. Yumuşak kıllı diş fırçaları ile cerrahi işlem bölgesi ve diğer alanlar hafif dahi olsa mekanik olarak temizlenmelidir. Ağzı durulamak için suyu çok hızlı çalkalama yapmadan, başımızı sağa sola hareket ettirmeliyiz ve sonrasında tükürmeden, yer çekiminin katkısıyla lavaboya ağzımızı açıp suyun dökülmesini sağlamalıyız. Rutinde kuvvetli bir çalkalama ağzımızı durulamaya yeterli olur ama çalkalamak ve tükürmek yara yerlerine zarar verip kanama ihtimalini arttırdığı için bu pasif durulama işlemini iki üç kere yapmak yeterli olacaktır. Günlük yaşam sırasındaki rutinlerimizin en yoğun olduğu zamanlarda dikkat etmemiz gerekenler genel hatlarıyla bu şekildedir. Ayrıca hekiminizin vermiş olduğu antibiyotik, ağrı kesici ve dezenfektan spreylerin söylendiği şekilde kullanılması yara iyileşmesi açısından oldukça önemlidir.

 

Porselen Diş Uygulandıktan Sonraki İmplant Bakımı

Porselen diş uygulandıktan sonraki implant bakımı normal zamandaki ağız bakımımızdan çok da farklı değildir. Günde en az iki kez dişlerin fırçalanması, diş ipi ve günlük ağız bakım sularının kullanımı ideal ağız hijyenini yeterli seviyede tuttuğu gibi implantların da sağlığının devamlılığında önemli rol oynamaktadır. İmplant ve çevresinde dikkat edilmesi gereken detay durumlar varsa diş hekiminiz mutlaka vurgulaması gerekir. Örneğin, çoklu diş eksikliklerinin tedavisinde uygulanan implant üstü porselen dişler köprü tipinde yapılmış olabilir. Bu durum diş ipi kullanımını engeller. Bu tip durumlarda köprü protezlerin altını, suyu belli bir basınçla püskürten elektronik cihazlar yardımıyla temizlemek gerekir. Bu sayede köprü protezlerin altındaki gıda birikimi engellenmiş olur.

 

Düzenli olarak diş hekimi kontrollerini aksatmamak genel ağız sağlığımızın devamlılığı için çok önemlidir. Özellikle diş implantı tedavisi görmüş hastalarımızın bu kontrollerini ihmal etmemesi olası problemlerin ve implant hastalıklarının hiç olmamasını sağlar. İmplant dişler basitçe incelendiğinde mekanik olarak birbirine tutunan parçaların bir araya gelmesiyle işlev görmektedir. Fakat implantın üstündeki abutment denilen ara parçalarda çiğneme kuvvetine bağlı olarak gevşeme meydana gelebilmektedir. Düzenli kontrole gelen tüm implant hastalarında bu parçalarda gevşeme olup olmadığı hekimler tarafından kontrol edilir. Çoğu zaman hastalar gevşemeye bağlı hareketliliği fark etmektedir ve hekimlerine bu konuya dair ulaşıp hızlıca çözüm üretilmesini sağlarlar. Nadir de olsa hastanın fark edemediği durumlar söz konusu olabilir. Düzenli kontrollerde her bir implant tek tek kontrol edilip hastaların fark etmediği abutment gevşemesi var mı diye gerekli muayeneler yapılır. Ayrıca diş hekimi tarafından profesyonel diş temizliği de yapılarak günlük fırçalamada temizlenemeyen diş taşları da temizlenerek ileri dişeti hastalığının meydana gelmemesi amaçlanır.

Dt. Arca Baydar

Sporcu Plağı – Spor Diş Hekimliği Nedir?

Spor diş hekimliği, spor ve egzersizle ilişkili diş yaralanmaları ve ağız hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi ile ilgilenen spor hekimliği dalıdır. Özellikle amatör ve genç sporcular, daha büyük ağız yaralanmaları riskiyle karşı karşıyadır. Kişiye özel olarak tasarlanıp yapılan sporcu plaklarının (mouthguard – ağız koruyucu) endikasyonu artmış ve yaralanmaları önlemede olan etkinliği, bu konuda yapılan birçok araştırma ve çalışmalarda gösterilmektedir. Ancak Sporcu Plaklarının koruma etkinliklerinin tam olabilmesi için yapılan sporun özellikleri, yaş grubu, malzeme seçimi, koruma tasarımı ve kullanım zamanı doğru belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

 

Dişlerin boyun bölgelerinde gerçekleşen aşınmalar veya çürükler gibi bazı diş problemleri, olumsuz beslenme alışkanlıklarından, ağız hijyen eğitimi eksikliğinden veya parafonksiyonel bir yükten kaynaklanabildiği gibi kişinin rutin yaptığı spor ya da egzersizlere bağlı olarak da görülebilir. Örneğin yüzücüler, potansiyel olarak asidik sulu ortam nedeniyle özellikle dişlerinde erozyon riskine sıklıkla maruz kalmaktadırlar.

 

FDI World Dental Federation genel kurulu tarafından Eylül 2016’da Polonya’nın Poznań kentinde kabul edilen bir çalışmaya göre, spor içecekleri ve sıvı veya katı gıda takviyeleri şeklinde alınan ürünler, yüksek serbest şeker ve asidik içerikleri nedeniyle diş sert dokularında önemli zararlara neden olabilirler.

Şekersiz spor ve enerji içecekleri çeşitlerinin de asidik olduğu ve bu nedenle diş erozyonuna (aside bağlı diş aşınmasına) neden olabileceği unutulmamalıdır. Bir sporcunun ağız ve genel sağlığının tüm yönleri performansını etkiler.

2012 Olimpiyat Oyunları sırasında 399 sporcu üzerinde yapılan ve FDI World Dental Federation’da yayınlanan bir anket sonucuna göre sporcuların,

% 55.1’inde diş çürüğü,

% 44.6’sında orta ila şiddetli diş erozyonu (aside bağlı diş aşınması) ve

% 76’sında lokalize veya generalize dişeti iltihabına kadar değişen periodontal (dişeti hastalığı) hastalıklar olduğu tespit edilmiştir.

 

Kötü ağız-diş sağlığı, sporcunun performansını olumsuz şekilde etkiler. Bu nedenle, düzenli olarak spor yapan kişilerin erozyon (aside bağlı diş aşınması), diş çürüğü, xerostomi (ağız kuruluğu) ve travma gibi diş rahatsızlıkları açısından takip edilmeleri büyük önem taşır. Ağız ve diş sağlığını korumak, sporcunun performansını artırmaya yardımcı olur. Özellikle temas sporları yapan kişilerde sporcu plağı (mouthguard- ağız koruyucu) kullanımı, ciddi ağız-diş yaralanmalarının önüne geçmekte yardımcı olur.

 

Sporcu Plağı Nedir?

Örneğin kayakçılarda, bisiklet, motor, araba yarışçılarında kask, dizlik, dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanılır. Futbol, boks, basketbol gibi bazı performans sporlarında bu tip ekipmanlar kullanılmasa da olabilecek kazalarda alınan hasarı en aza indirmek için diş hekimleri sporcu plaklarını önermektedir. Genelde bu tip sporlarda var olan kazalar çene ve yüzü etkilemektedir.

Çeneye alınan darbe yumuşak doku hasarının yanında diş ve çene kemiğinde de hasara neden olabilmektedir.  Bu zararı en aza indirmek, sporcu plakları adı verilen kişiye özel olarak planlanıp yapılan ağız koruyucuları ile mümkündür.

 

Kişinin Ağzına Uygun Sporcu Plağı Nasıl Yapılır?

Sporcuya uygun sporcu plağı, kişinin ağız içi ölçüsü alınarak yapılan, kişinin dişleriyle birebir uyumlu ağız koruyucusudur. Ölçü alındıktan sonra laboratuvara gönderilir ve laboratuvar ortamında yapılır. Sporcu plağı, sporcu taktığında ideal çene pozisyonunu sağlayacak şekilde üretilir. Bu pozisyon çene ekleminin optimal ve rahat pozisyonudur. Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin tedavisinde de bu pozisyon kullanılır.

Doğru şekilde yapılan kişiye uygun ağız koruyucularının, sporcularda şiddetli sarsıntı veya sporla ilgili hafif travmatik beyin yaralanmaları vakalarını azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir. Academy for Sports Denstistry eski başkanı olan DMD, MAGD Richard Knowlton, Academy of General Dentistry (2014) dergisinde yayınlanan bir yazısında, sporcu plaklarının sarsıntıları önleyebileceği teorisinin beynin çeneye göre pozisyonuna dayandığını belirtiyor.

Beyin, alt çene ve temporal kemik (kafatasının iki yanında bulunur) arasındaki bağlantıyla oluşturulan çene eklemin (temporomandibular eklemin) hemen üzerinde yer alır. Bir sporcu çenesinden darbe aldığında, bu darbeden gelen sarsıntı beyne gidebilir ve yaralanmaya neden olabilir. Uzmanlar, yeterli kalınlığa ve çene ekleminin doğru pozisyonu ile uyuma sahip olan bir sporcu plağının, bu sarsıntının beyne ulaşmadan önce dağılmasına yardımcı olabileceğini, hasarı önleyeceğini veya en azından hasarı azaltabileceğini bildirmektedirler.

Amerikan Dişhekimleri Birliği (ADA), Sporculara çene, diş, baş yaralanmalarından korunabilmeleri için diş hekimlerinden kendileri için özel olarak üretilmiş bir sporcu plağı (ağız koruyucu) uygulamasını istemelerini belirtmektedir.

Begüm Atasoyu

Diş Hekimliğinde Horlama Tedavisi – Horlama Apareyi, Uyku Apnesi

Horlama, boğazdaki dokuların hava yolunu daraltıp dil arkası dokuların titreşerek ve ses çıkaracak kadar gevşemesinin bir sonucu çıkan sestir. Uyku apnesi, yüksek sesli horlama, uyku sırasında nefes almada duraklamalar veya sığ nefesler ile karakterize kronik bir durumdur. Uyku apnesi olan kişiler uykuya daldıklarında, 10 saniye veya daha uzun süre nefes almayı durdurabilirler. Bazen bu süre bir dakika veya daha uzun olabilmektedir. Bu durumun sıklıkla tekrarlanması, kişinin hayatını tehlikeye sokabilir. Horlama ve uyku apnesi, gürültülü bir rahatsızlıktan çok daha fazlasına, ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.               

Uyku apnesi olan kişiler genellikle nefesleri durakladığında derin uykudan hafif uykuya geçer ve bu durum da kişinin uyku kalitesini düşürür. Uyku apnesi ayrıca stres hormonlarının salınmasını tetikleyebilir, vücudunuzun enerji kullanma şeklini değiştirebilir ve gün boyunca kişinin kendisini yorgun ve uykulu hissetmesine neden olabilir. Ek olarak, yetersiz uykunun kilo alımı, hafıza kaybı ve cilt yaşlanması gibi olumsuz etkileri de vardır. Uyku apnesi aynı zamanda kişinin kan basıncını düşürür ve kalbin olması gerekenden daha fazla çalışmasına neden olur. Bu durum yıllar içerisinde yüksek tansiyon, kalp krizi, konjestif kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon, diyabet gibi hastalıklara neden olabilir. Horlama ve uyku apnesi dahil her iki durumu da tedavi etmek bu riskleri azaltacaktır.

 

Horlamanın nedenleri:

-Aşırı kilo

-StresYorgunluk

-Alkol ve sigara kullanımının fazla olması şeklinde sıralanabilir.

 

Horlamanın tedavisi nasıl yapılır? 

Horlama tedavileri, kilo verme, alkol tüketiminde azalma ve uyku pozisyonlarının değiştirilmesi gibi yaşam tarzı değişikliklerinden; ağız araçlarına, burun bantlarına, hava yolunda sürekli bir basınç muhafaza edilecek şekilde hava üfleyen bir üfleyici olan ağız veya burun üzerine oturan maskeye bir tüp ile bağlanan cihaz (CPAP) ve hatta ameliyata kadar uzanmaktadır.

 

Diş hekimliğinde horlama tedavisi: Horlama Apareyi 

Genellikle horlama, yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edilir. Horlamanın zamanla yaş ve kilo alımıyla artabileceği doğru olsa da, hayatın sıradan ve standart bir anı olarak kabul edilmemelidir.

Horlama apareyi, alt ve üst dişlere takılan plaklardan oluşur. Alt ve üst çene plakları tek parça veya arada eklem olacak şekilde iki  parçadan oluşabilir. Horlama apareyinin çalışma prensibi, alt çeneyi önde ve aşağıda konumlandırarak hava yolunun açık tutulması esasına dayanır. Bu şekilde horlama engellenmiş olur ve kişinin nefes alıp verişini kolaylaştırır.

Horlama apareyi, alt ve üst dişlerden alınan detaylı bir ölçüyle ağız içi model oluşturularak kişiye uygun yapılmaktadır. Ağız içi modeller çene eklemini taklit eden bir aygıta bağlanır ve laboratuvarda üretim aşaması başlamış olur. Herhangi cerrahi bir işlem değildir. Yapım aşamasında kişide herhangi bir ağrı veya acıya neden olmaz. Uygulanması ve kullanıma alışılması son derece kolaydır.

Begüm Atasoyu

3D Diş Tomografisi (Üç boyutlu Dental Tomografi)

Hastalar, diş hekimlerine çeşitli şikâyetlerle başvurmaktadır. Hastaların var olan diş, çene problemlerine tanı koyabilmek için çoğu zaman radyografik görüntülere ihtiyaç duyulur. Bu amaçla diş hekimliği alanında tanısal radyoloji, tedavi planlamasının önemli bir bölümünü oluşturur. Geleneksel röntgen teknikleriyle tam bir teşhis konulamadığı durumlarda ise tomografi gibi ileri görüntüleme yöntemlerine başvurmak zorunlu hale gelmektedir.

Diş hekimliğinde son birkaç on yılda, 3 boyutlu görüntülere olan ihtiyaç artmıştır. Bilgisayarlı tomografinin diş hekimliğinde ilk olarak dental implantın ortaya çıkmasıyla birlikte kullanıldığını görmekteyiz. Ancak geçmişte bu görüntüleme yönteminin kısıtlı endikasyon alanı, erişim zorluğu ve yüksek radyasyon dozu gibi özelliklere sahip olması, kullanımının sınırlı kalmasına neden olmuştur. 90’lı yıllara gelindiğinde ise, konik şeklinde ışın veren ve hasta etrafında 360 derece dönebilen bir detektörü olan yeni bir teknoloji ortaya çıkmıştır. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) olarak adlandırılan bu yöntem, teşhiste kolaylık sağlayan bir araç olarak ortaya çıktığı günden bu yana diş hekimliğinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Diş hekimliğinde en sık ağız içi ve panoramik radyografiler kullanılmaktadır. Bu yöntemler; dişlerin, kemiğin, kistlerin, benign ve malign tümörler gibi kemik patolojilerinin sadece 2 boyutunu gösterirler. Ancak anatomik yapıların ve lezyonların genişliğini değerlendirmek için mutlaka 3. boyuta ihtiyaç vardır. Ayrıca bazı cerrahi işlemlerden önce hekimin, oluşumları 3 boyutlu olarak önceden değerlendirmesi ve böylece uygulayacağı tedavinin sonuçlarını daha net öngörebilmesi gerekmektedir. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi cihazları, objelerin 3 boyutta kesitlerini kaydeder. Bu durum kemik yapısını, patolojik oluşumları ve çevre dokuların anatomisinin incelenmesine imkân verir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile izlenebilen oluşumlar:

– Anatomik noktalar
– Gömülü dişlerin lokalizasyonu
– Alt çene sinirinin lokalizasyonu
– Kemik patolojileri
– Patolojilerin lokalizasyonu ve boyutu
– Diş kök kanalı anatomisi
– Çene eklemi bozuklukları
– Var olan kemiğin genişliği ve yüksekliği
– Kemikteki yapısal değişiklikler
– Lezyon varlığı
– İmplant değerlendirmeleri
– Travmalar ve çene kırıkları
– Sinüsler gibi birçok alanda teşhise yardımcı olması açısından geleneksel röntgen tekniklerinden üstündür.

Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografinin (CBCT) Avantajları

– Klasik radyografilerden farklı olarak diş sert dokusu, diş eti ve çene kemiklerini 3 boyutlu olarak görme imkânı sağlar.
– Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi cihazları (CBCT), bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarına göre daha küçüktür. Diş kliniklerinde kullanılabilirler ve maliyetleri de daha düşüktür.
– Bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarına göre daha düşük radyasyona sahiptirler.
– Bölgeden ince kesitler alma imkânı sunar. Bu sayede bölgeden alınan kesitlerde daha fazla detay elde edilir.
– Cerrahi işlemden önce doğru planlama yapılmasını sağlar.
– Tanı koyma süresini kısaltır.
– 2 boyutlu radyografilerde bazı anatomik yapıların görüntüsü izdüşümsel olarak diğer görüntülerin üzerine yansımaktadır. 3 boyutlu görüntülerde ise çevre dokuların süper pozisyonu oluşmaz.
– Çoğu durumda anatomik yapıları, kemiğin kalitesi ve niceliği, ayrıca bir nesnenin komşu kritik anatomik yapılarla olan ilişkisini gösterme yeteneği geleneksel 2 boyutlu görüntülerden daha üstündür.
– Diş hekimi muayenehanesinde kolaylıkla kullanılabilir.
– Tanısal başarısının yanı sıra, dental konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, cerrahi rehberlik fırsatları ve bilgisayar destekli tasarım / bilgisayar destekli üretim çözümleri yoluyla geniş tedavi seçenekleri sunabilir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme tekniği, birçok diş hekimliği uygulamasında elverişli özelliklere sahip olmasına rağmen kullanımını kısıtlayan bazı özelliklere de sahiptir. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, klasik medikal bilgisayarlı tomografilere (BT) oranla çok daha düşük radyasyon dozuna sahipken diğer geleneksel dental radyografik yöntemlere göre ise daha yüksek oranda radyasyon verilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle hastanın bu teknikle ışınlanmasında gerekli olan gerekçe, radyasyonun neden olabileceği kişisel zarardan daha üst düzeyde olmalıdır. Ancak yine de, diş hekimliğinde teşhis ve tedavi için 3 boyutlu görüntülemenin yeri yadsınamayacak derecede önemini korumaktadır.

Dt. Alanur Büyükvardar

20 Yaş Dişlerini Çektirmeli Miyiz?

20 Yaş Dişleri Nedir?

20 yaş dişleri veya diğer adıyla 3. Büyük azı dişleri, ağızda en son süren ve çene diş dizinde en arkada konumlanan dişlerdir. Her bölgede birer tane olmak üzere toplam dört adet 20 yaş dişi vardır. Bu azı dişleri genellikle 17-25 yaşları arasında sürerken; bazı kişilerde daha geç sürebilir, gömülü kalabilir veya hiç oluşmayabilir.

 

20 yaş dişlerinin eksiliği, diş eksikliklerinde birinci sırada yer almaktadır. Günümüzde bunun nedeni olarak evrimsel gelişim ve uygarlığın ilerlemesiyle beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi gösterilmektedir. Bazen 20 yaş dişleri ağızda sürmeye başlarken ağrıya neden olabilir. Bazen de ağızda bu dişler için yeterli yer olmayabilir. Böyle bir durumda, komşu dişlere veya diş etine baskı yaparlar ve dişler ağızda yanlış pozisyonda konumlanabilirler. Oluşabilecek yanlış pozisyonlar ise dişin temizlenmesini zorlaştırıp çürüğe neden olabileceği gibi çiğneme fonksiyonuna da katkı sağlamazlar.


20 Yaş Dişlerinin Neden Olabileceği Olumsuz Sonuçlar

– Ağrı

– Besinlerin sıkışması, birikmesi

– Enfeksiyon

– Diş eti hastalığı

– Eklem problemleri

– Tam sürmemiş 20 yaş dişlerinde çürükler

– Komşu dişlerde hasar oluşumu

– 20 yaş dişi çevresinde kist veya tümör oluşumu

– Sürmesi sırasında diş arkında çapraşıklığa neden olabilmesi

– Ortodontik tedaviyi engellemesi

 

20 Yaş Dişlerini Çektirmeli Miyiz?

20 yaş dişlerinin varlığı ve pozisyonları, diş hekimleri tarafından yapılan rutin kontroller ile belirlenir. Panoramik röntgen ve klinik muayene ile dişlerin çekimine veya ağızda kalmasına karar verilir. Bu dişler klinik olarak semptom verdiğinde, çekilebildikleri gibi aynı zamanda herhangi bir semptom göstermeyen gömülü 20 yaş dişlerinin de çekimi gerekebilir. Gömülü 20 yaş dişleri; diş eti iltihabı (perikoronit), kök rezorpsiyonu, diş eti ve alveolar kemik hastalığı (periodontitis), çürükler, kist ve tümör gelişimi gibi patolojik değişikliklerle ilişkilendirilebilir. Yaşı ileri kişilerde 20 yaş dişinin cerrahi olarak çekiminde, ameliyat sonrası komplikasyon, ağrı ve rahatsızlık riski artar. Bu nedenle Semptomsuz yani hiçbir belirti vermeyen gömülü 20 yaş dişlerinin bu gibi durumlara neden olmamaları için  profilaktik olarak yani koruyucu olarak cerrahi yöntemle çıkarılması gerekebilir. Asemptomatik gömük üçüncü azı dişlerinin profilaktik olarak çekiminin diğer nedenleri arasında; alt kesici dişlerin çapraşıklığının önlenmesi, ikinci büyük azı veya alt çene siniri gibi komşu anatomik yapıların hasar görmesinin önlenmesi, ortognatik cerrahiye veya radyoterapi için hazırlık gibi prosedürler sayılabilir.

 

20 Yaş Dişleri Nasıl Çekilir?

Diş hekiminizin 20 yaş dişlerinizin çekiminde kullandığı yöntem, dişlerin konumlarına ve gelişim aşamasına bağlıdır. Hekiminiz, çekim öncesi muayeneniz sırasında sizi nelerin bekleyeceği konusunda bilgilendirir. 20 yaş dişlerinin çekiminde basit çekim ve cerrahi çekim olmak üzere iki yöntem uygulanır. Tamamen diş etinden çıkan bir yirmi yaş dişi, diğer dişler kadar kolaylıkla çekilebilir. Ancak diş etlerinin altında bulunan ve çene kemiğine gömülü bir 20 yaş dişi, diş etlerine bir kesi yapılmasını ve ardından dişin üzerinde uzanan kemik kısmının çıkarılmasını gerektirecektir.

 

20 Yaş Dişinin Çekiminden Sonra Bizi Ne Bekler?

Yirmi yaş dişlerinin çekiminden sonra iyileşme hızı, çekimin zorluk derecesine bağlıdır. Çene kemiğine gömülü bir dişin çekimi, tamamen sürmüş bir dişin çekimine göre daha zordur. Hasta için de çekim sonrası gözlenen konforsuzluk bu zorluk derecesiyle orantılı olarak artabilir. Hastanın kullanacağı ilaçlar da aynı şekilde çekime bağlı olarak değişiklik gösterir. Bazı çekimlerde sadece ağrı kesici ilaç kullanımı yeterli olurken, cerrahi çekimlerde antibiyotik de reçeteye eklenebilir. Çekimden sonra ağrı hissedilmesi normaldir. Ağrı hissi en çok çekimin yapıldığı gün anestezi etkisi geçtikten sonra gözlenir. Kanama, şişlik, hissizlik, enfeksiyon, ağız açılmasında kısıtlılık 20 yaş dişlerinin çekiminden sonra oluşabilecek komplikasyonlar arasında sayılabilir.

 

20 Yaş Dişi Çekiminden Sonra Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

– Diş çekildikten sonra birkaç saat kanama olabilir. Bu nedenle diş hekimi tarafından

çekim bölgesine kanamayı kontrol etmek için temiz gaz tampon yerleştirilir ve hastadan yaklaşık 45 dakika boyunca sabit basınçla tamponu ısırması istenir.

– Anestezinin etkisi geçmeden önce bir şey yenilmemelidir.

– Diş çekildikten sonra 24 saat boyunca çalkalama veya tükürmekten kaçınılmalıdır. Ayrıca “emme” hareketi de yapılmamalıdır. (Pipet kullanılmamalıdır.)

– Sıcak yemeklerden kaçınılmalı; Ilık ve yumuşak besinler tüketilmelidir.

– İlk 24 saat bölgeye dışarıdan buz uygulanmalıdır.

– Çekim bölgesinin temizliğine özen gösterilmelidir.

– Hekim tarafından ilaç reçete edilmişse düzenli olarak kullanılmalıdır.

Dt. Alanur Büyükvardar