Zigomatik İmplant Tedavisinde Bilinmesi Gerekenler


Son yıllarda diş implantları, kayıp veya eksik dişler için giderek daha popüler bir çözüm haline geldi. Diş implantlarıyla ilgili etkinlik, verimlilik ve maliyetteki gelişmeler ile implantlar, nüfusun büyük bir yüzdesi için uygun bir seçenek haline gelmiştir. Ancak bazı sınırlamalar hala mevcuttur. İmplantların başarılı bir şekilde yerleştirilmesi ve tutulması için yeterli kemik yüksekliği ve genişliği büyük önem taşır.  Bazı anatomik sınırlamalar, diş hekimi için hem implantların yerleştirilmesinde hem de restorasyonunda zorlu bir senaryo sunabilir.

İmplantların üst çenede tutunması kimi zaman alt çeneye göre daha zor olabilmektedir. Bu özellikle arka bölgeye yerleştirilen implantlar için geçerlidir. Şiddetli atrofik üst çeneye (yetersiz kemik miktarına sahip üst çene) sahip hastalarda başarılı bir şekilde implant yerleştirilmesi özellikle zordur. Uzun yıllardır atrofik üst çeneye sahip olan bir hastada diş yapısını restore etmek için otojen kemik grefti, sinüs kaldırma prosedürleri gibi çeşitli seçeneklerden yararlanılmıştır.  Bununla birlikte günümüzde zigomatik implant, atrofik üst çeneyi restore etmek için çok daha basit bir yaklaşım sunabilir.

Zigomatik İmplant Nedir?

Zigomatik implant, elmacık kemiği olarak bilinen zigoma kemiğine yerleştirilen implantlardır. Standart dental implantlar gibi titanyumdan yapılan bu implantlar, dental implantlardan boyut olarak daha uzundur ve bu uzunluk 30-55mm arasında değişkenlik gösterir.

 

Zigomatik İmplant Kimlere Uygulanır?

Üst çenesi ileri derecede rezorbe (kemikte erime) olmuş kişilerde zigomatik implant uygulaması bir seçenektir. Diş eti hastalıkları, erken diş kayıpları, enfeksiyon, travma gibi lokal ya da sistemik faktörler sonucunda üst çene kemiğinde ileri derecede rezorpsiyon meydana gelebilmektedir. Bunun sonucunda ise eksik dişlerin yerine konulacak implantlar için yeterli kemik hacmi bulunmaz. Bu tip olgularda greftleme imkânı bulunmadığı takdirde ağız ve çene cerrahı tarafında hasta için zigomatik implantlar önerilebilir.

 

Zigomatik İmplant Uygulaması Nasıldır?

Zigomatik implantlar, genel anestezi altında ağız ve çene cerrahı tarafından uygulanır.

 

Farkı Nelerdir?

Yetersiz kemik hacmine sahip hastalarda implant uygulanmasına izin vererek sonrasında üzerine yapılacak diş protezlerinin tutuculuğuna ve fonksiyonuna katkı sağlar. Alternatif kemik oluşturma yöntemlerine gerek kalmaz. Sağlam bir kemiğe oturan implantlar sayesinde hasta konforu sağlanır.

Dt. Alanur Büyükvardar

DİŞ ETİ KANAMASI NEDİR? DİŞ ETİ İLTİHABI HASTALIK BELİRTİSİ MİDİR?

Diş eti kanaması, popülasyonun büyük bir çoğunluğunda görülen ve birçok kişinin şikayetçi olduğu fakat üzerinde çoğu zaman durulmayan ancak aslında çok  önemli bir hastalık olan diş eti iltihabının en önemli belirtisidir. Diş eti kanamaları önemsenmesi gereken bir durumdur. Çünkü diş eti kanaması önemli bir ağız sağlığı sorunudur. Bunun sebebi ise ağız ve diş sağlığının vücudumuzun diğer organlarını da etkiliyor olmasıdır. Diş eti konum itibarıyla ağızdaki dişlerin alt yapısını oluşturan bir yapıdır. Nasıl ki sağlam bir yapı için sağlam bir temele ihtiyaç duyuluyorsa, dişler veya dişler üzerine yapılacak olan protetik restorasyonların da sağlam olabilmesi için, alt yapı olarak sağlıklı diş etlerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Aynı zamanda tedavi edilmeyen diş eti kanamaları, ağız kokusuna yol açar ve ileri durumlarda diş eti hastalıklarına sebep olur ve meydana gelen diş eti hastalıkları ise diş eti çekilmeleri, diş sallanmaları ve daha da ileri dönemlerde diş kayıplarına yol açar.

Dolayısıyla diş eti kanaması yaşıyorsanız ortada bir ağız sağlığı sorunu olduğunu bilmeliyiz. Çoğunlukla diş kanaması olarak tarif edilen şikayet aslında diş kanaması değil, diş eti kanamasıdır. Sağlıklı bir ağızda diş fırçalama sırasında ve/veya kendiliğinden ve/veya sert bir meyve ısırıldığında diş eti kanaması olmaması gerekir. Diş eti kanamalarını ihmal etmeden mutlaka diş hekiminize başvurmanız gerekmektedir.

Dr. Canan Kabadayı Hatipoğlu

Ağız Kuruluğu Diş ve Diş Eti Hastalıklarına Sebep Olur mu?

Tükürük, 3 çift büyük tükürük bezi ve yüzlerce küçük tükürük bezi tarafından üretilen karmaşık bir sıvıdır. Tükürük, ağız sağlığının korunması için önemli çok sayıda bileşeni ve fizikokimyasal özellikleri içerir. Tükürük sadece dişleri ve ağız mukozasını korumakla kalmaz, aynı zamanda çiğneme, yutma ve konuşma fonksiyonları için zorunludur. Ayrıca ağız florasının korunmasında tükürük önemli bir rol oynar. Bu nedenle, tükürüğün sağladığı işlevler, vücudun bir bütün olarak korunması, işleyişi ve genel sağlık için gereklidir.

 

Ağız kuruluğu veya diğer adıyla kserostomi; yaşam kalitesinde bozulma, ağızda ağrı ve çok sayıda oral komplikasyonlar gibi sonuçları olan yaygın bir şikâyettir. Ağız kuruluğunun çeşitli tükürük ve tükürük dışı nedenleri vardır. En sık görülen nedenler, ilaç yan etkileri ve sistemik bozukluklardır.  Antidepresanlar, baş ve boyun radyoterapisi, dehidrasyon (sıvı kaybı), diyabet ve tükürük bezlerini içeren hastalıklar gibi farklı koşullar ağız kuruluğuna sebep olabilir. Ağız kuruluğuna sahip bireyler; yemek yeme, konuşma, yutma ve protez diş takmayla ilgili sorunlardan şikâyet ederler. Kimi hastalar ise tükürük bezinin genişlemesinden veya tat değişikliğinden yakınır. Tükürük eksikliği, mantar enfeksiyonu (kandidiyazis) gibi ağız enfeksiyonlarına yatkınlık oluşturabilir, diş çürüğü ve diş eti (periodontal) hastalık riskini artırır. Ağız kuruluğuna sahip hastaların tedavisi, tükürük bezi fonksiyonunun değerlendirilmesini, çürük ve ağız enfeksiyonlarının önlenmesini içerir. Ağız kuruluğunun erken tanı ve tedavisi ile ileri seviyeye ulaşabilecek diş hastalıkları önlenir ve yaşam kalitesinin artmasına yardımcı olunur. Tedavi, semptomların giderilmesine, ağız hastalıklarının kontrolüne ve tükürük fonksiyonunun iyileştirilmesine yönelik olmalıdır. Sistematik bir yaklaşım ve etkin bir tedavi ile ağız kuruluğuna sahip hastaların çoğu sağlıklı bir ağız dokusu ve yeterli ağız işlevi elde edebilir.

Ağız Kuruluğunun Sebepleri

– Dehidrasyon

– Nörolojik disfonksiyon

– Psikolojik

– Ağız solunumu yapmak

– Tükürük salınımında azalma veya tükürük içeriğinin değişmesi

– Sjögren sendromu

– Otoimmün bozukluklar (ör. Sistemik lupus eritematozus, romatoid artrit, skleroderma)

– Şeker hastalığı

– İnsan bağışıklık eksikliği virüsü

– Sarkoidoz

– Herpes virüs ailesi (örneğin Epstein-Barr virüsü)

– Hepatit C

– Böbrek hastalığı

– Trisiklik antidepresanlar

– Antihipertansif ilaçlar

– Antispazmodik ilaçlar

– Radyoterapi

– Tükürük bezi travması

– Tükürük bezi tümörü

– Beslenme eksiklikleri ve / veya yeme bozuklukları (anoreksi / bulimia nervoza)

 

Ağız Kuruluğu Semptomları

– Yemek yemede güçlük

– Konuşmada güçlük

– Yutkunmada güçlük

– Protez dişlerin kullanımında problem

– Tat değişikliği

– Ağız mukozasında enfeksiyonlar

– Çürük artışı

 

Ağız Kuruluğunun Yol Açabileceği Olumsuz Sonuçlar

– Beslenmeyi bozabilir.

– Diş eti iltihapları

– Diş eti kanamaları

– Diş çürükleri

– Ağız kokusu

– Mantar enfeksiyonları

– Diş minesinin erozyona açık hale gelmesi

 

Ağız Kuruluğu Tedavisi

Başarılı bir ağız kuruluğu tedavisi sonucu için tedavi hastaya yönelik olmalıdır. Hastalığın altında yatan nedeni doğru bir biçimde ele alınmalıdır. Bu nedenlerden dolayı, hastalara mümkün olan en iyi tedavinin sunulabilmesi için ağız kuruluğunun doğru teşhisi çok önemlidir ve bu tedavi genellikle multidisipliner bir yaklaşımı içerir. Teşhis konulduktan sonra, ilk olarak semptomları hafifletmek amaçlanır. Ağız kuruluğunun tedavisinde; önleyici tedbirler almak, tükürük fonksiyonunu iyileştirmek ve en önemlisi bu duruma sebebiyet veren koşulları yönetmek esastır.

 

Ağız Kuruluğu Semptomlarının Yönetimi

– Diyet ve beslenme alışkanlıklarında değişiklik

– Sık ve düzenli su içmek

– Kuru, sert, yapışkan, asitli gıdalardan kaçınma

– Fazla kafein ve alkolden kaçınma

– Yapay tükürük

– Jeller, spreyler

– Diş macunları

– Dental sorunların tedavisi (Diş çürüğü tedavileri, restoratif tedavi, topikal florür)

– Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar için sistemik tedavi

– Mantar enfeksiyonlarının tedavisi

– Bakteriyel enfeksiyonlarda sistemik antibiyotikler

– Uyumu bozulmuş protezler için protez ayarlamaları, astar uygulamaları veya protez yapıştırıcılarının kullanımı

– Tükürük akışını artırmak için şekersiz, ksilitol içeren sakızlar

– Altta yatan sistemik koşulların yönetimi (Diğer sağlık hizmetleri ile multidisipliner yaklaşım)

 

Dt. Alanur Büyükvardar

Soğuk Havalarda Diş Sızlaması Neden Olur? Çözümü Var Mıdır?

Diş Sızlaması Neden Olur?

Dişler mine, dentin, sement denilen üç adet sert dokudan oluşur. Mine dişin koruyucu, sert yapısını oluşturur. Kendi kendini yenileyebilen bir yapı değildir. Dentin dokusu ise kanallı bir yapıya sahip içinde dentin sıvısını barındırıan mine ve sement tarafından çevrelenen yapıdır. Çeşitli sebepler dişlerin üzerindeki koruyucu tabaka olan mine dokusunun yok olmasına neden olur. Dişin koruyucu katmanı olan mine dokusu kaybedildiğinde açığa kanallı yapı olan dentin dokusu çıkar ve kanallar içerisinde bulunan sıvı basınç değişimi sebebiyle uyarılabilir hale gelir. Bu da diş sızlamasına sebep olur. Peki, bu koruyucu katman olan mine dokusu hangi durumlarda kaybolur?

Dişeti çekilmesi kök yüzeyinin açığa çıkmasına sebep olur. Dişin kök yüzeyinde koruyucu mine tabakası bulunmamaktadır. Bu durum soğukta dişlerin sızlamasına sebep olur. Bakteri plaklarının sebep olduğu diş taşları da dişlerin yüzeylerinde birikerek dişeti çekilmesine neden olur ve dişlerin kök yüzeylerini açığa çıkartır.

Dişlerin bastırılarak fırçalanması koruyucu mine tabakasının aşınarak yok olmasına sebep olur. Diş gıcırdatma da dişlerin hem boyun bölgelerinde hem çiğneme yüzeylerinde mine dokusunun aşınarak kaybolmasına neden olur.

Çürük dişlerde, çürük sinir dokusuna yaklaştıkça sızlama miktarı ve sıklığı artmaktadır. Kırık dişlerde, kırıktan dolayı mine dokusu kaybolduğu içi açığa çıkan dentin dokusu dişte özellikle soğukta sızlamaya neden olur.

Asitli yiyecek ve içeceklerin tüketim sıklığı dişlerde erozyon denilen diş aşınmasına sebep olur. Bazen mide rahatsızlıkları (reflü gibi) ve blumia gibi hastalıklar mide asidini ağız ortamına taşır ve bu durum da dişlerde erozyona sebep olur. Erozyon dişin koruyucu mine tabakasında erimeye neden olur, açığa dentin dokusu çıkar ve bu da dişlerde sızlamaya neden olur.

Soğuk Havada Diş Sızlaması Neden Olur?

Koruyucu mine tabakasını kaybetmiş dişlerde, soğuk ortamın dişlerde yarattığı sızlama dentinin kanallı yapısı ile ilişkilidir. Dentin, içinde sinir hücresi veya sinir uzantısı barındırmaz ancak içindeki dentin kanalları nedeniyle hassas bir dokudur. Dentin kanallarında bulunan sıvı hidrostatik basınca neden olabilecek etmenlerle karşılaştığında sızlama tarzında, keskin ve güçlü bir ağrı oluşur. Bazen kişi soğuk- sıcak hassasiyetini bir olarak kabul eder. Fakat sıcak hassasiyeti diş sinirlerinde geri dönülmez bir hasar olduğuna işaret eder. Diş sıcak bir etkenle karşılaştığında geçesi uzun süren ve zonklayan tarzda bir ağrıyla karşılaşır. Bu durumda çözüm, o dişe kanal tedavisi yapmaktır.

 

Diş Sızlamasının Çözümü Var Mıdır?

Diş sızlaması tedavisinde etkene yönelik bir tedavi planı çizmek gerekir. Diş sızlaması yazının başında da değindiğimiz gibi pek çok faktörden dolayı oluyor olabilir. Örneğin, diş gıcırdatmaya bağlı aşınmalarda, aşınmanın boyutuna da bağlı olarak dişlerin boyun bölgesinde kaybolan mine dokusu dolgular ile restore edilebilir. Fakat asıl sorun olan diş sıkma ve gıcırdatmanın da tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde aşınma devam eder. Diş sıkma ve gıcırdatmanın, masseter kaslarına yapılan botoks enjeksiyonu ve gece plağı ile önüne geçilebilir. Aşınmanın sebebi bastırarak fırçalamaysa, basınç sensörlü elektrikli fırçalar kullanılması gerekir. Dişeti çekilmesine bağlı kök yüzeyi açığa çıkar. Bu da dişte sızlamaya neden olur.

Dişeti çekilmesinin tipine göre ufak cerrahi işlemler ile dişeti dokusu tekrar o bölgeye kazandırılabilir. Diş çürüğüne bağlı mine dokusunun zarar gördüğü durumlarda dentin dokusu açığa çıkar. Dentin dokusu kanallı bir yapıda olduğu için kanallar içindeki sıvı başınç değişimi dişlerde sızlamaya sebep olur. Çürüğün boyutuna bağlı olarak defekt, standart dolgularla veya porselen dolgularla (inley-onley) restore edilebilir. Yapılan tedavilerden sonra diş sızlamasının minimuma indirmek için özel diş macunu, diş ipi, gargara kullanılabilir. Şikayetinize yönelik gargara, diş macunu ve fırçayı hekiminiz size özel önerecektir. Biriken bakteri plaklarının meydana getirdiği diştaşları da diş sızlamasına neden olabilir. Günlük temizlik diştaşı birikimine engel olmaz. Yılda en az iki kez diş hekimi ziyareti ile yapılan profesyonel temizlik ile bu durumun önüne geçilebilmektedir. Dişetlerinin altında biriken diştaşları gözle görülür olmamakla birlikte dişetlerinin koruyucu özelliğini de ortadan kaldırıp diş sızlamasına sebep olmaktadır.

Dt. Begüm Atasoyu

Diş Hastaneleri Ne Zaman Açılacak? Cumartesi Diş Klinikleri Açık Mı?

Diş hastaneleri ne zaman açılacak konusu, herkesin aklında soru işareti niteliğinde. Konu hakkında internette farklı kaynaklarda, farklı bilgiler mevcut. Suadiye Dentway Diş Kliniği olarak konu hakkında bir bilgilendirme yapmak istedik.Diş Hastaneleri Cumartesi Açık Mı?

 

Pandemi sürecinde uzun dönem kapalı kalan klinikler, gelişen şartlarla ve dezenfeksiyon sistemleriyle korona virüs ile mücadeleye hazır hale getirilmiştir. Klinik girişinde ateşiniz ölçülür ve HES kodunuz sorgulatılır. Gerekli dezenfeksiyon sağlanır. Yeni sosyal mesafe kurallarına uygun biçimde ve tüm tedbirler dahilinde tedaviniz yapılır. Özetle, Dentway ve birçok diş kliniği dezenfekte edilerek, hizmet vermeye devam etmektedir. Diş hastaneleri ne zaman açılacak sorusunun yanıtını vermiş olduk.

Diş Hastaneleri Cumartesi Açık Mı?

Diş hastaneleri, diş klinikleri Cumartesi günleri de hasta bakmaktadırlar. Süreç başlangıcında tedavi olacak hastaya klinik ve hekim dahilinde izin iletilmesi gerekmektedir. Hasta bu izin ile kliniğe gelip tedavi olabilir. Yani Cumartesi günleri diş hastaneleri ve diş klinikleri açıktır.

Diş Beyazlatma Yöntemleri, Evde Diş Beyazlatma

Dişlerin görünümünün, dış görünüşünü önemseyen kişiler için ayrı bir önemi vardır. Özellikle ne kadar beyaz oldukları, ilk dikkati çeken özelliklerindendir. Dişlerin, istenilen beyazlığa ulaşabilmesi için birçok yöntem vardır. Günümüz diş hekimliğinde, gelişen teknoloji sayesinde artık daha az çaba harcayarak çok daha kısa sürede oldukça etkili bir beyazlatma sağlamak mümkün. Diş beyazlatma yöntemleri, dişlerin durumuna göre değişkenlik gösterir. Hangi diş beyazlatma yönteminin seçileceğine kişiye özel, kişinin kendi diş yapısı incelenerek karar verilir. Dişlerin renklenmelerinin belli nedenleri vardır. Bunları genel olarak; içten renklenmeler ve dıştan renklenmeler olarak ayırabiliriz.

İçten renklenmelerin nedenleri:

  • Herhangi bir şekilde oluşan travma sonucu grileşme,
  • Yaşa bağlı olarak diş taşı birikmesiyle zamanla renginin değişmesi yani sararması,
  • Amalgam (gri, metal) dolgunun içeriğindeki metal iyonlarının, zamanla ortaya çıkan korozyon nedeniyle dentin kanallarına sızması sonucu siyah veya gri renk alması,
  • Kök kanal tedavisi sırasında diş sinirlerinin (yani pulpanın) tam temizlenememesi sonucu siyahımsı renklenme,
  • Kanal tedavisi sonrası diş kanal dolumu için kullanılan dolgu materyallerinin dişin kuron kısmından tam temizlenmemesi sonucu dişin turuncu renk alması
  • Çocukluk döneminde tetrasiklin gibi bazı grup antibiyotiklerin kullanılması sonucu sarı-kahverengi lekelenmeler oluşabilir.

Lekelenmeler yüzeyel ise çeşitli beyazlatma yöntemleri uygulanarak dişlerdeki renklenmelerin giderilmesi sağlanabilir.

Dıştan renklenmelerin nedenleri:

Başta sigara olmak üzere tüketilen çay, kahve, kola, şarap, köri, soya, renkli gıdalar, meyve suları gibi yiyecek ve içecekler sıklıkla tüketildiğinde diş yüzeyinde lekelenmeler, renklenmelerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Özellikle bu yiyecek ve içecekler tüketildikten hemen sonra dişler doğru ve düzenli olarak fırçalanmaz ise diş yüzeyinde kalan yiyecek içecek artıkları tükürükle birleşerek diş taşıyla birlikte veya sadece lekeler olarak görülebilirler.

 

Diş beyazlatma yöntemleri  4’e ayrılır:

  • Ofis tipi diş beyazlatma (office bleaching)
  • Ev tipi diş beyazlatma (home bleaching)
  • Kombine yöntem (ofis ve ev) ile diş beyazlatma
  • Diş içini beyazlatma (intrakoronal bleaching)

 

Ofis tipi diş beyazlatma yöntemleri:

Klinik ortamda, hekim kontrolünde yapılan beyazlatma işlemidir. Öncelikle varsa diş taşı temizliği yapılır ve diş üzerindeki bakteri plakları kaldırılır. Dişler cilalanır. Hekim, diş etlerini korumak için bir dişeti bariyeri uygular. Daha sonra kişi için uygun gördüğü diş beyazlatma jelini seçer ve diş yüzeyine sürer. Mavi bir ışık tutarak ortalama 40 dakikada beyazlatma işlemini tamamlar. Diş beyazlatma ajanı lazerle veya UV ışıkla aktive olur. Bu sayede, diğer yöntemlere göre ofis tipinde daha hızlı sonuç alınır.

 

Ev tipi diş beyazlatma yöntemleri:

Ağızdan hassas ölçü maddeleriyle ölçü alınır ve kişiye özel bir şeffaf plak hazırlanır. Bu plak oldukça incedir. Plağın içinde ilacın konulabilmesi için yeterli genişlikte bir boşluk oluşturulur. İlaç, bu boşluklara doldurulur ve ağıza takılır. Hekim kişiye uygun olan ilacı seçer ve hastaya uygulaması için verir. Plak günde 4-6 saat takılmalı ve en az 10-15 gün kullanılmalıdır. İlaç plak içerisine çok fazla konulmamalıdır. Fazla konulursa dişetlerine taşar ve bu taşkınlık dişetlerinin tahriş olmasına neden olabilir. İlacın dişetlerini tahriş etmemesi için taşan ilacın temiz bir fırçayla temizlenmesi gerekir. Ev tipi beyazlatma yöntemlerinde plağı çıkardıktan sonra sabunlu suyla yıkayıp durulayıp size özel verilen kapta saklamanız yeterlidir. Ev tipi diş beyazlatma yöntemlerinde kanal tedavisi görmüş diş veya antibiyotik renklenmesi yaşamış bir dişin rengi düzelmeyebilir. Çünkü ilacın konsantrasyonu ve ışıkla aktive edilmediği için beyazlatma gücü, bu tarz renklenmeleri geri döndürmede etkili değildir.

Ev tipi beyazlatma, genellikle diş hassasiyeti olan kişilerde ve klinik ortamda yapılan beyazlatma işleminden sonra devam seansı olarak tercih edilir.

Kombine tip diş beyazlatma yöntemleri:

Klinik ortamda yapılan beyazlatmanın ardından, kişinin daha fazla bir beyazlık istemesi durumunda tercih edilen bir diş beyazlatma yöntemidir. Ofis tipi beyazlatma yöntemi uygulandıktan sonra hassasiyete neden olmamak için  2-3 gün de ev tipi beyazlatma yöntemi uygulanır.

Diş içi diş beyazlatma yöntemleri:

Kanal tedavisi görmüş dişlerde sinir dokusunun tam temizlenememesi veya kanal dolumundan sonra kanal dolgu malzemesinin dişin kuron kısmından yeterince temizlenememesi sonucu dişlerde oluşan diş içi renkleşmelerdir. Diş üzerindeki dolgu kaldırılır ve beyazlatma ajanı dişin içerisine yerleştirilir. Bu işleme, istenilen beyazlık sağlanana kadar haftada bir uygulanacak şekilde devam edilir. Diş içi beyazlatma sonrasında diş bir süre eski rengine geri dönebilir ancak seanslar tekrarladıkça geri dönüş yok olur. Dişin yeni rengi kalıcı olur.

 

Diş beyazlatma sonrası yapılması gerekenler:

İşlem sonrası ilk 24 saat hassasiyet olabilir. İşlemden hemen sonra alınan bir ağrı kesici sayesinde rahatlama sağlanır. Hassasiyet herkeste olmaz, olursa da geçici olduğu unutulmamalıdır; bu durum 24 saat sonra tamamen geçer.

İlk iki gün çok önemlidir. Beyazlatma ajanı, beyazlatma yapıldıktan sonraki iki gün daha etkisini devam ettirir. Özellikle ilk iki gün ve daha sonraki bir hafta boyunca renkli gıda (çay, kahve, kola, şarap, köri, soya, renkli gıdalar, meyve suları) yenilip içilmemesi önerilir.

İlk 24 saat sigara içilmemesi de önerilir. Daha sonraki günlerde de mümkün olduğunca az içilmesi önemlidir.

Diş bakımı eskisi gibi devam ettirilir.

Diş  beyazlatma yöntemlerinin kalıcılık süresi ortalama 6 ay-1 yıl arasıdır. Yılda bir beyazlatma, ek seanslarla desteklenirse kalıcı hale gelmesi sağlanmış olur.

Diş beyazlatma tedavisi sonrası herkesin dişi aynı tonda açılmayabilir veya herkesin dişi aynı renk olmayabilir. Her dişin kendi yapısı vardır ve o doğrultuda beyazlar. 6 ayda bir rutin kontrollerinizi aksatmamanız, düzenli fırçalama ve bakıma devam etmeniz, beyazlatmanın daha kalıcı olabilmesinde en önemli etkenlerdir.

Begüm Atasoyu