Diş Eti Neden Şişer? Diş Eti Şişmesi Hastalık Belirtisi Midir?

Çene kemiğini örten diş etleri, ağız sağlığında en az dişler kadar önemli dokulardır. Aynı zamanda gülüş estetiğinin bir parçası olan, beyaz estetikle birlikte dengeli görüntüyü sağlayan pembe estetiği oluşturur. Diş eti dokusu kan damarları bakımından oldukça zengindir. Çeşitli sebeplerle bu dokuların beslenmesinin bozulması ya da enfeksiyon gelişmesi hem ağız sağlığını ciddi boyutta etkilemekte, hem de gülüş estetiğini bozmaktadır. Diş eti şişmesi de buna bağlı gerçekleşebilmektedir.

Diş Eti Şişmesi

Diş Eti Şişmesinin Birçok Nedeni Olabilir

Diş etinizde şişme belirtileri gözlendiğinde en kısa zamanda bir diş hekimine danışılması ve daha ileri boyutlara ulaşıp çevre dokulara zarar vermeden erken safhada sebep olan etkenlerin elimine edilmesi gerekmektedir.

– Diş Etlerinin Şişmesindeki En Büyük Etken

Yetersiz ağız bakımı sonucu diştaşları ve dişlerin aralarında biriken plaklar yüzünden diş eti iltihabı gelişmesidir. Bu duruma gingivitis adı verilmektedir ve diştaşı temizliğiyle tedavi edilebilmektedir. Buradaki önemli nokta, bu durumun kemikleri de etkilediği ve lokal ya da yaygın diş eti ve kemik çekilmesine sebep olan periodontitis tablosuna dönüşmeden tedavi etmek gerekmektedir.

– Diş Eti Şişmesinde Diş Çürükleri

Diş çürükleri nedeniyle çürük bölgenin daha fazla besin artığı ve plak biriktirmesi sonucu diş etlerinde şişme gözlenmektedir. Diş etlerinde şişlik oluştuğu durumlarda mutlaka diş hekimi tarafından çürük kontrolü de yapılmalıdır.

– Besin Artıkları da Diş Eti Şişmesine Sebep Olabilmektedir

Bununla birlikte diş eti sağlıklı olsa bile diş arasına sıkışan ve diş ipi ya da fırçalama ile çıkartılmayan besin artıkları da diş eti şişmesine sebep olabilmektedir. Bu tabloya en büyük örnek, sürmekte olan 20 yaş dişlerinin çevre diş eti dokusu arasına biriken besin artıklarının, diş etinin şişmesine ve o bölgede enfeksiyon gelişmesine sebep olmasıdır.

– Hormon Seviyelerindeki Değişiklikler

Hormon seviyelerindeki değişiklikler diş eti şişmesine sebep olabilir. Hamilelik döneminde diş eti şişmesi, yaygın olarak karşılaşılan bir tablodur. Bunun sebebi, hamilelik döneminde hormon seviyelerinin sürekli değişmesidir.

– İlaçların Yan Etkisinden Dolayı Diş Etiniz Şişebilir

Bazı ilaçların da diş eti şişmesine sebep olacak yan etkileri bulunmaktadır. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar, immunsupresif ilaçlar, kalp ve tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar diş eti şişmesine sebep olabilmektedir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ilacı yazan doktorla görüşülmesi yararlı olacaktır.

– B ve C Vitamini Eksiklikleri

B ve C vitamini eksikliği diş etlerinde şişmeye sebep olabilmektedir. Yanlış beslenme düzeni olan kişilerde, diş etlerinde şişmeler gözlendiğinde bu seçeneğin de değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

– Mantar, Bakteri ve Virüslerin Oluşturduğu Enfeksiyonlar

Mantar, bakteri ve virüslerin oluşturduğu enfeksiyonları sonucunda da diş etlerinde şişme gözlenebilmektedir. Bu durum klinik muayene sonucu değerlendirilir. Mevcut olan enfeksiyon tedavi edilmesiyle durum normale dönmektedir.

– Diş Eti Şişmesinde Diş Macunu, Diş Fırçası, Diş İpi ya da Ağız Gargarası Değişikliği

Bunların yanında sık rastlanmamakla birlikte bazı durumlarda diş macunu, diş fırçası, diş ipi ya da ağız gargarası marka ya da model değişimi de diş eti şişmesinin belirtisi olabilmektedir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında kullanılan ağız bakım ürününün değiştirilmesi sorunun çözümünde etkili olmaktadır.

Diş Eti Şişmesine Dikkat Edin

Özetle diş eti şişmesi dikkat edilmesi gereken bir konudur. Tablonun daha da ilerleyip çevre dokulara zarar vermesinin önüne geçmek gerekir. Diş etleri şiştiğinde, durumun ihmal edilmeden ya da ertelenmeden diş hekimine danışıp tedavi yollarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Diş eti şişmesinin önüne geçmek için dişler günde 2 kez fırçalanmalı, diş ipi ve ağız bakım gargaralarını kullanmayı ihmal etmemeli ve düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gidilmelidir. 

Arayüz Fırçası Nasıl ve Ne Sıklıkla Kullanılmalıdır?

Ağız bakımında diş fırçalamak kadar diş aralarının da temizliği çok büyük önem arz etmektedir. Dişlerimizi fırçaladıktan sonra dişlerin birbirine bakan ara yüzeylerinin de doğru bir teknikle temizlenmesi gerekir. Genellikle bu temizlik için diş ipi önerilir; ancak bazen diş ipi yeterli olmayabilir ya da hasta bu tekniği kullanırken motivasyon kaybı yaşayabilir. Böyle durumlarda diş arası fırçalarının (arayüz fırçası) kullanımı gereklidir. Özellikle diş eti çekilmesi olan hastalar için kullanımı çok önemlidir. Böyle durumlarda diş ipi yeterli bir temizlik sağlayamayabilir.

Arayüz fırçalarının diş eti çekilmesinin miktarına göre çeşitli ebatları bulunmaktadır. Doğru marka ve doğru boyut tercihi çok önemlidir. Komşu dişlerde sıkışmaya sebep olmayacak ve onlara zarar vermeyecek bir boyut tercih edilmelidir.

Arayüz temizliği oldukça önemlidir ve ihmal edilmemelidir. Diş çürüğü oluşumunu ve dişeti hastalığı gelişme ihtimalini önlemek için arayüz bakımı düzenli olarak yapılmalıdır.

Bu fırçaların en yaygın kullanıldığı durumlar ise;

– Dişeti çekilmesine bağlı olarak diş aralarında yemek artığı biriminin sık olduğu boşlukların temizliği

– Özellikle köprü gibi sabit protezlerde eksik dişin yerini dolduran gövde dediğimiz kaplamanın altının ve dayanak dişlerin arayüz bölgelerinin temizliği.

– İmplantların özellikle boyun bölgelerinin (diş eti ile birleştiği yerlerin) temizliği.

– Ortodontik tedavi gören hastaların braketlerinin ve diş fırçası ile temizlenemeyen bölümlerinin temizliği

Nasıl Arayüz Temizliği Yapılmalı?

– Yere paralel bir şekilde hafif bir kuvvetle arayüze girmesi sağlanır ve fırçanın komşu dişlere yaslanarak 5-6 kez ileri-geri hareketiyle yan yüzeyler temizlenir.

– Arayüz fırçaları uygulanırken diş macunu kullanılmasına gerek yoktur. Sadece suyla temizlenmesi yeterlidir.

– Diş etlerine zarar vermemesi için sert hareketlerden kaçınılmalıdır.

– Bazı bölgelerde uygulama yapılırken temizlemede zorluk çekiliyorsa fırça bükülerek kullanılmalıdır.

– Uygun ebatta bir arayüz fırçası seçildiğinden emin olunması gereklidir.

– Arayüz fırçaları tek kullanımlık değildir; ancak deformasyon ve eğilmeler oluştuğunda yeni bir arayüz fırçasına geçilmelidir.

– Günde bir kez yapılması yeterlidir.

Dt. Gökhan Gerek

Gülüş Tasarımı Yaptırmadan Önce Bilinmesi Gerekenler

Diş estetiğinin yüz estetiği kadar önemli olduğu günümüzde “Gülüş Tasarımı” pek çok insan için daha ulaşılabilir hale gelmiş durumda. Teknolojinin de gelişmesiyle bu tarz estetik ve fonksiyonel tedavilerin uygulamaları gitgide kolaylaştı. Buna rağmen hala bu tarz tedavilere mesafeli yaklaşan, doğal olarak tereddütleri ve soruları olan pek çok hasta mevcut.

Gülüş Tasarımı Öncesinde Hastaların En Çok Merak Ettiği Konulardan Biri

Gülüş tasarımı öncesinde hastaların en çok merak ettiği konulardan biri hastanın kendi dişlerine ne düzeyde bir işlem yapılacağı,  gülüş tasarımı, hastanın eksik dişi olmadığı sürece dişlerin ön yüzlerine uygulanan kompozit veya porselen materyalden laminelerle yapılır, dişte hiç madde kaybı gerçekleştirilmeden hazırlanan “Prepless” lamine uygulamaları olduğu gibi zaman zaman vakanın başlangıcındaki duruma istinaden dişlerin ön yüzeylerinden 0,5-1 mm arası bir aşındırma, gelecek malzemeye yer açılması ve yapılan laminelerin ağız içerisinde doğal görünmesi için gerekli olabilmektedir.

Gülüş Tasarımı Planlanırken Hastanın İhtiyaçları İyi Belirlenmelidir

Gülüş tasarımı planlanırken hastanın ihtiyaçları iyi belirlenmelidir. “Kaç dişe lamine uygulanacak?”, ”Alt dişlerime yaptırmalı mıyım?”, “Güldüğümde diğer dişlerimle uyumsuz görünecek mi?“, “Doğal duracak mı?” gibi sorular yine hastalar tarafından sıkça sorulmaktadır. Laminelerin kaç dişe uygulanacağı hastanın güldüğünde görünen diş sayısı, ağızdaki mevcut restorasyonlar ve dişlerin pozisyonu gibi pek çok faktöre göre belirlenmektedir fakat genel olarak ön kesiciler ve küçük azı dişleri de dahil olmak üzere tek çenede en az 10 dişe uygulamak tatmin edici ve bütünlük içerisinde bir görüntü oluşturacaktır.

Gülüş tasarımı planlanırken ideal olan alt ve üst dişlerin gerek şekil gerekse de renk bütünlüğünü koruyabilmek adına birlikte işleme alınmasıdır fakat konuşma ve gülüş sırasında alt dişlerin az miktarda görünmesi ve bütçenin kısıtlı olması gibi durumlarda yalnızca üst dişlere uygulama yapmak veya tek çenede uygulama yapılan diş sayısını azaltmak gibi seçenekler tercih edilebilir. Bu durumda lamineler ve hastanın kendi dişleri birbirine uyumlu olacak renklerde hazırlanarak veya öncesinde beyazlatma işleminden yardım alınarak yapılır.  Laminelerin altyapı olmadan ince porselen malzeme ile hazırlanması dişin ışık geçirgenliği özelliğini taklit etmesine ve tamamen doğal bir görüntü elde edilmesini sağlamaktadır.

Gülüş Tasarımı Tedavisi Süreciyle İlgili

Gülüş tasarımı tedavisinin sonuçları ile ilgili bu detayları öğrenen hastaların, sonrasında da tedavinin süreciyle ilgili “Anestezi yapılacak mı?”, “Kesik dişlerle mi dolaşacağım?”, “Tedavim bitene kadar  ağrım olacak mı?”, “Tedavim ne kadar sürecek?” gibi soruları olmaktadır. Gülüş tasarımı için lamine preparasyonu lokal anestezi altında yapılmaktadır. Böylelikle hasta işlem sırasında hiç ağrı hissetmez. Preparasyon ve ölçü işlemlerinden sonra ise hastaya kompozit veya akrilik malzemeden geçici lamineler direk olarak ağız içerisinde uygulanır. Bu sayede hastanın tedavi sürecinde hassasiyet problem yaşamaması ve ön dişlerin prepare görüntüsünün kapatılması sağlanır. Ön bölgeye sadece laminelerle planlanan bir gülüş tasarımı uygulaması işleme başlandıktan sonra yapılan diş sayısına da bağlı olarak ortalama 5 iş günü içerisinde tamamlanmaktadır. Hastanın estetik beklentilerinin tam olarak karşılanabilmesi için düzenleme yapılması gereken durumlarda bu süreye birkaç gün daha eklenebilir.

Gülüş Tasarımı Tedavisi Tamamlandı Peki Sonra?

Gülüş tasarımı tedavisinin tamamlanması ile birlikte bu sefer de kullanıma dair pek çok soru ortaya çıkmaktadır. “Laminelerin düşme ihtimali var mı, sağlam mı?”, “Eskisi gibi yemek yiyebilecek miyim?”, “Zaman içerisinde renk değişimi olacak mı?” bu soruların başlıcalarıdır. Lamineler hazırlandıktan sonra  yapıştırma aşamsında hem dişler hem de lamineler bir takım hazırlık aşamalarından geçerler ve bu uygulamalar kullanılacak yapıştırıcı ajanın diş ve lamine yüzeyine kimyasal olarak bağlanmasını sağlar. Rezin içerikli bu yapıştırıcı ajan özel bir ışık yardımı ile sertleştirildikten sonra diş ve lamine ayrılmaz şekilde birleşir ve bu işlem porselen malzemenin kuvvetlere dayanımını arttırır. Lamine uygulaması tamamlandıktan sonra hastanın diyetini değiştirmesi gerekmez fakat kendi dişlerimize de gelmesini istemediğimiz, dişlerle sert kabuklu yiyeceklerin kırılması, veya yemek ile ilgili olmayan dişlerle bir şey tutma, koparma, açma gibi bir takım hareketlerden  ve kuvvetlerden kaçınması beklenir.

Porselen malzeme cilalandıktan sonra parlak yüzeyinden hiçbir şekilde renklenme yapmaz, fakat burada bahsedilen, içsel bir renklenme ve malzemenin kimyasal özelliklerinin değişmesi ile ilgili olup yüzeyde oluşacak lekelenmeler ile karıştırılmamalıdır.

Hastanın sigara kullanımı, çay kahve tüketim alışkanlıklarına istinaden porselen yüzeyinde de zaman içerisinde lekeler oluşabilir fakat bu tip lekeler rutin diş hekimi ziyaretlerinde polisaj uygulaması ile rahatlıkla giderilebilmektedir.

Dt. Doğa Erginoğlu

YEMEKLERDEN HEMEN SONRA DİŞ FIRÇALAMAK DİŞ SERT DOKULARINDA AŞINMAYA NEDEN OLUR

Ağız diş sağlığının korunmasının temelinde doğru şekilde yapılan temizlik ve bakım yer alır. Pek çok kişi dişlerini yemekten sonra fırçalaması gerektiği bilgisine sahiptir. Ancak dişlerin yemekten hemen sonra fırçalanması sanılanın aksine yaradan çok zarara sebep olur. Öğün yemekleri, atıştırmalıklar, özellikle de asitli gıdalardan sonra ağız içi pH’sı düşer, asidite artar bunun sonucunda da diş minesi yumuşamaya başlar. Bu asidik ortam yaklaşık 30-60 dk kadar sürer. Hemen yapılan fırçalama sonucunda diş yüzeyinden bu yumuşayan mine dokusu kaldırılabilinir. Bunun sürekli tekrar etmesi dişlerin minesini inceltip alttaki doku olan dentin tabakasının açığa çıkmasına ve hassasiyet oluşumuna sebep olur. İlave olarak, dişleri beyazlatmak için kullanılan ve estetik amaçlar taşıyan bazı aşındırıcı özelliklere sahip diş macunları da tabloyu daha kötü hale getirir. Ayrıca dentin mineye göre daha koyu renkli bir doku olduğu için dişlerin renklerinin de genel olarak daha koyu görünmesine sebep olur.

Dişleri Fırçalamaya Başlamak için Yemek Yedikten Sonra En Az 30 Dakika Beklemek En Sağlıklı Davranıştır

Tükürük burada dengeleyici etken olarak görev yapar. Ayrıca ağzınızdaki pH seviyesini tekrar dengelemek için ağzınızı hızlıca alkalik özellikte bir ağız gargarası ile de çalkalayabilirsiniz. Asiditesi ve şeker oranı yüksek gıdalar mümkün olduğunca öğünler içinde tüketilmeli, gün içinde birçok kez ağız pH’sı bozulmayacak şekilde bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır. Ara öğünler mümkün olduğunca şekersiz gıdalardan seçilmelidir. Süt ve süt ürünleri alkali özellik taşıyan gıdalardır. Ağız içindeki asiditeyi daha hızlı bir şekilde nötrlemek istiyorsak bunlardan yararlanabiliriz (şeker ya da asit oranı yüksek bir ara öğünden sonra peynir yenilmesi pH dengesinin daha hızlı oluşmasını sağlar). Gece çürük riski tükürük salgısı azaldığı için artar bu yüzden yatmadan önce dişler mutlaka fırçalanmalıdır.

Dt. Gökhan Gerek

Diş Sızlaması Neden Oluşur? Nasıl Geçer?

Diş sızlaması olarak ifade ettiğimiz durum dişlerimizdeki hassasiyetin artmasıdır. Bu hassasiyet, insanların yaklaşık %10-30’unu etkileyen yaygın bir ağız ağrısı durumudur. Diş sızlaması genellikle hasta tarafından, nefes aldığında ya da soğuk su içerken, dondurma yerken hassasiyet veya ağrı hissetmesi olarak ifade edilir. Ancak bazı durumlarda bu durum ciddi şekilde rahatsız edici hale gelebilir. Bu durumlarda dentin aşırı duyarlılığından söz edilir. Dentin dişlerimizin dışarıdan gördüğümüz en dış tabakası olan mine tabakasının altında bulunan yapıdır. Dentin yapısı içeriğinde çok sayıda kanal yapıları bulunduran bir tabakadır.

Toplumumuzda da çok sayıda kişiyi rahatsız eden bir sorun olan dentin aşırı duyarlılığı, genellikle soğuk bir his sonrası kısa, keskin bir ağrı reaksiyonu ile karakterizedir. Eğer bir dış etki, dentin kanalcıklarında hızlı veya ters bir sıvı akışına neden olursa biz bunu kısa süreli ağrı olarak hissederiz. Oluşan kısa ve keskin ağrı uzun süre devam etmemesine rağmen yaşam kalitemizi düşürücü rol oynayabilir. Uyaranın türü diş sızlamasının şiddetinin değiştirir. Soğuk bir uyaran sıcağa göre daha hızlı ve keskin bir ağrıya sebep olur. Çünkü soğuk uyaran dentin kanalcıklarındaki sıvı akışının dışarıya doğru olmasına yol açarken sıcak uyaran sıvının içeri doğru akmasına sebep olur. Farklı koşullarda da benzer semptomlarla karşılaşabildiğimiz için diş sızlaması teşhisini, diğer olasılıklar ortadan kaldırıldıktan sonra koymalıyız. Uygulanacak tedavinin ana prensibi, içinde sıvı akışı olan dentin kanalcıklarının açık uçlarını tıkamak ve böylece dış faktörlerden etkilenmemesini sağlamaktır.

 

Diş Sızlamasının Nedenleri Nelerdir?

– Çeşitli nedenlerle diş mine yüzeyinin aşınması sonucu dentin tabakasının açığa çıkması (diş sıkma, sert fırça ile agresif diş fırçalama, fazla asitli yiyecek tüketimi vb.)

– Diş etinin çekilmesi sonucu kök yüzeyinin açığa çıkması

– Derin çürüklerin tedavisinden sonra (8 haftaya kadar devam edebilen geçici bir hassasiyet oluşabilir.)

 

Diş Sızlaması Muayenesi Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekilenler Nelerdir?

Hasta soğuk yiyecek içeceklerin kısa süreli ve irkiltici bir ağrıya neden olduğunu söyler. Eğer ağrı sıcak bir etken sonucunda oluşuyorsa bu ağrı daha uzun süreli ve zonklayıcı tiptedir. Sıcak ağrısı sadece diş hassasiyeti ile açıklanmaz. Sıcak ağrısı hisseden hastalara kanal tedavisi uygulaması gerekebilir. Aynı zamanda diş hassasiyetinde hasta ağızdan solunum yaptığında da kısa süreli ağrı hissedebilir. Daha seyrek olarak da kişi tatlı yiyecek ve içecekler sonucu hassasiyet hissedilebilir.

 

Diş Sızlamasının Tedavisi Nedir?

Öncelikle diş hassasiyetinin oluşmasına sebebiyet veren ana etken bulunmalıdır. Örneğin diş minesinde aşınma varsa aşınan bölgeler dolgu uygulamalarıyla veya aşınma miktarına bağlı olarak bazen de dişe kaplama yapılarak hassasiyet engellenir. Başka bir örnekte diş eti çekilmesine bağlı olarak hassasiyet oluşmuşsa bazı durumlarda dişin açığa çıkan kök yüzeyine dolgu uygulayarak veya alan büyükse diş eti cerrahisi uygulanarak açığa çıkan kök yüzeyi normal konuma getirilip hassasiyet engellenmiş olur. Kimi durumlarda ise diş hekimi tarafından yapılan muayene sonucu hastaya özel diş macunu, diş fırçası veya gargara önerilerek hastanın yaşam konforunun yükseltilmesi amaçlanır.

Dt. Alanur Büyükvardar

Yamuk Diş Nasıl Düzeltilir? Diş Yamukluğu Tedavisi

Diş yamukluğu ve yamuk diş tedavisine geçmeden önce; Dişlerimizin çene içerisindeki dizilimi bir çok faktöre bağlıdır. Genetik aktarım burada en önemli faktör olsa da önemli olan büyüme gelişme sırasında çene kemiklerinin ve dişlerin doğru diziliminin yönlendirilmesidir. Genetik aktarım derken vurgulamak istenen şudur; anne ve babadan gelen genetik kodlar doğrultusunda dişlerin yapısı, büyüklüğü ve çene genişlikleri tüm ağız formunu belirler. Örneğin, anneden geniş çene yapısı, babadan küçük diş yapısına dair genetik kodlar çocukta baskın olursa büyüme gelişme tamamlandıktan sonra dişler arasında boşluklar meydana gelir.

Tam Tersi Durumda İse

Yani geniş diş yapısı ve dar çene varlığında da çapraşık ya da yamuk dizilimli dişler kaçınılmaz olur. Önemli olan her zaman, doğru zamanda, doğru tedavi yapılmasıdır. Büyüme gelişme döneminde yamuk ya da çapraşık dişlere sahip çocuk hastalarda uzman çocuk diş hekimi ve ortodontist iletişim halinde tedaviyi sürdürür. Çene büyüme ve gelişiminin devam ettiği durumlarda kişiye özel üretilen özel apareyler ile üst ya da alt çene gelişimi yönlendirilebilir. Böylece dişlerin düzgün ve sıralı dizilimi için yeterli genişlikte çene kemiği sağlanmış olur.

Bazı Durumlar’ da İse Çene Genişletmesi Yapılmasına Rağmen Dişler İçin Yeterli Alan Olmayabilir

Bu durumda çekimli ortodonti tedavi planlaması gerekebilir. Bu sayede geriye kalan dişler sıralı ve düzgün bir biçimde dizilip yamuk olmaması sağlanır.

 

Yukarıda bahsettiğimiz ortodontik tedavi yöntemi büyüme gelişmesi devam eden çocuk ve ergenlik dönemindeki hastalar için mümkündür. Eğer dişlerinde yamukluk olan kişi büyüme gelişme dönemini tamamlamış ise bu durumda çene genişliklerini yönlendirmek tel tedavisi ile mümkün değildir. Bu tip durumlarda ortodonti tedavi ile sadece dişlerin hareket ettirilmesi mümkün olur. İleri çapraşıklık ya da yamukluk durumlarında da diş çekimi yapmak gerekebilir. Yamukluğun diş çekimi ile kombine olarak tedavi edileceği tel tedavilerinde çoğu zaman köpek dişlerin arkasındaki birinci küçük azı dişleri tercih edilir. Çünkü yamukluğa bağlı olarak dişler çenemizin köşe dişleri olan köpek dişlerinin dışa doğru çıkmasıyla yerleşmeye çalışır. Birinci küçük azı diş ya da dişlerinin çekilmesinden sonra köpek dişleri arka dişlere doğru yönlendirilebilir. Böylece dişlerdeki yamukluk açılan yeni yerler sayesinde düzeltilebilir.

Diş Teli Takmak İstemeyenler İçin

Tel takmak istemeyen hastalar içinse şeffaf plaklarla ortodonti tedavi seçeceği de mümkündür. Bu tedavi yönteminde tedavi öncesinde kişiden alınan çene ölçüleri özel bir bilgisayar yazılımında değerlendirilir tedavi dijital ortamda planlanır. Tedavinin planlanan her aşamasındaki diş dizilimine göre kişiye özel şeffaf dişlikler üretilir. Bu şeffaf dişlikler sayesinde dişlerdeki yamukluklar düzeltilmiş olur. “Invisalign” adı verilen şeffaf plak tedavisindeki en önemli kural bu plakların günde 22 saat süreli kullanılması zorunluluğudur.

Estetik Porselen Ya Da Bonding

Dişlerindeki yamukluk sebebiyle tel ya da şeffaf plak tedavisini tercih etmeyen hastalarda ise estetik porselen ya da bonding uygulamalı tedavi teknikleri tercih edilir. Yamukluğa bağlı olarak diş diziliminin bozulduğu vakalarda dişlerde kesim ya da aşındırma yapmak zorunda kalınabilir. Dişlerde aşındırılacak yüzeylerin genişliğine göre tercih edilecek tedavi tipi değişir. Örneğin, ileri çapraşık dişlere sahip hastalarda dişlerin normal dizilimdeki yerine alınabilmesi için tüm yüzeylerinin aşındırılması gerekebilir. Bu durumda porselen kaplama yapmak gerekir. Hatta bazı durumlarda kaplama işleminden önce dişin sinirinin kanal tedavisi ile alınması bile gerekebilir. Fakat hafif yamukluğun olduğu fakat yine de dişte aşındırma gerektiği vakalarda ise yaprak porselen tedavisi ya da bonding uygulaması tercih edilebilir.

Bonding Uygulaması

Bonding uygulaması tek seansta bitirilebildiği için süre bakımından oldukça avantajlıdır. Fakat materyalin yapılsal özelliklerinden ötürü zamanla renkleşme ve kırılma olasılığı vardır.

Yaprak Porselen Uygulaması

Yaprak porselen uygulamasında ise zamanla yeme içmeye bağlı renkleşme durumu söz konusu değildir. Fiziksel dayanım olarak ise oldukça dirençlidir. Kırılma olasılığı oldukça düşüktür. Kendi dişlerimize zarar verebilecek durumlar yaprak porselene zarar verebilir. Restoratif ya da protetik tedavi yöntemlerinden hangisi tercih edilirse edilsin, yamukluğun düzeltilmesi için yapılan tüm tedaviler doğalını iyi taklit edebilen yapay malzemelerdir. Her yapay malzeme de ne kadar iyi cilalı ve pürüzsüz olsa da zamanla bakteri birikimine sebep olur. Dolayısıyla bu tedavileri görmüş her hasta günlük ağız hijyenine son derece dikkat etmeli ve sene de en az iki kez düzenli olarak diş hekimine kontrole gitmelidir.

Dt. Arca Baydar

Diş Lezyonu Nedir? Neden oluşur?

Tıp dilinde lezyon veya doku bozukluğu, organizmada genellikle hastalık veya travmadan dolayı tahrip olmuş anormal herhangi bir dokuya verilen genel isimdir. Diş lezyonu da diş köklerindeki doku hasarından kaynaklanır. Dişlerin köklerini çevreleyen dokuların çeşitli yaralanmalara karşı geliştirdikleri cevaplar aynı vücudun başka bölgesinde olduğu gibidir. Diş lezyonu bulunduğu dişte iltihabi bir reaksiyonu ifade eder. Lezyon akut veya kronik durumda olabilir. Akut durumdaki lezyon genellikle kişide ağrı şikayetine sebep olur. Kronik haline gelmiş diş lezyonları kimi hastada herhangi bir belirtiye sebep olmazken rutin kontrollerde çekilen kontrol radyografilerinde tespit edilebiliyor. Diş lezyonları, ağrı, şişlik, ateş, dişetinde şişlik, soğuk – sıcak hassasiyeti şeklinde belirti verebilir.

Diş Lezyonlarının Çeşitli Sebepleri Vardır:

– Travma,

 – Çürük,

 – Dişeti (periodontal) hastalıkları,

 – Diş sıkma ve gıcırdatma,

 – Eksik yapılmış kök kanal tedavisi,

 – Çene içinde gömülü veya yarı gömülü yirmi yaş dişleri şeklinde sıralanabilir.

Çocuk yaşta dişe gelmiş olan travma zaman içerisinde travma alınan dişte lezyon oluşumuna sebep olabilir. Diş travmadan hemen sonra yapılan testlerde yalancı pozitif cevap yani canlıymış (vital) gibi yanıt verebilir. Bu tip durumlarda belirli aralıklarla yapılan hem radyografik hem de vitalite kontrollerinde dişin canlı (vital) mı cansız (nekroz) mı olduğu takip edilmelidir. diş cansız yani nekroz olduysa o dişe kanal tedavisi yapmak gerekir aksi halde zaman içerisinde diş kökünde lezyon oluşumu görülür.

Çürükler Çeşitli Sebeplerden Dolayı Oluşabilir

Dişlerimiz ana olarak mine, dentin ve pulpadan (diş siniri) oluşur. Çürükler çeşitli sebeplerden dolayı oluşabilir. Bunların birincil sebebi ağız hijyeninin ve fırçalamanın yetersiz yapılmasıdır. Rutin diş hekimi kontrolleri kişinin bu alışkanlıklarında farkındalık yaratıp, kişinin gelişmesini takip eder. Mine seviyesinde başlayan çürük tedavi edilmediğinde dentine ardından pulpa dokusuna kadar ilerler. İlerlemiş derin çürükler kişide ağrı oluşturur. Pulpaya ilerlemiş çürük tedavi edilmezse diş köklerinde lezyona sebep olur. Bu durumda diş dolguyla restore edilemeyecek duruma gelmiş olur ve kanal tedavisi ihtiyacı doğar.

Dişlerde Besin ve Bakteri Plağı Birikimi

Dişlerde besin ve bakteri plağı birikimi temizlenmezse tükürük temasıyla birlikte zamanla diş taşına dönüşür. Diş taşları, dişetlerinde çekilme veya dişeti cebi oluşturur. Bu durum dişeti biyotipine bağlıdır. Dişeti hastalıkları kimi hastada dişeti çekilmesiyle kendini gösterirken kimi hastada dişeti cebi olarak kendini gösterir. Özellikle dişeti cebi kişinin fırçalamayla temizleyemeyeceği bir derinlik oluşturur. Derin cepler içinde mikroorganizma barındırır. Gerekli tedavi yapılmazsa mikroorganizmalar dişeti cebinde diş köklerine doğru ilerler ve köklerde lezyon oluşturur. Dişeti cebi kişide çoğu zaman herhangi bir ağrı oluşturmaz. Ağrı, kişide farkındalık yaratan bir unsurdur. Dişeti hastalıkları kişide çoğu zaman ağrı yaratmadığı için farkedilmez. Rutin diş hekimi kontrolleri bu anlamda çok önemlidir. Erkenden önlem alınması veya başlangıç döneminde tedavi edilmesi daha ileri cerrahi yöntemlerin önüne geçebilir.

Diş Sıkma ve Gıcırdatma

Diş sıkma ve gıcırdatma nadir de olsa diş lezyonuna sebep olabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma esnasında dişler üzerinde oldukça fazla kuvvetler oluşur ve bu durum dişlerde travma yaratır. Düzenli alınan bu travma dişlerde zamanla aşınmaya sebep olur. Bu durum diş hassasiyetlerine sebep olduğu gibi bu hassasiyet ağrı boyutuna da gelebilir. Akut pulpit dediğimiz radyografide kendini göstermeyen fakat kişide kendini ağrı ile belli eden pulpal reaksiyondur.

Eksik Yapılmış Kök Kanal Tedavileri

Yıllar sonra tekrar bakteri kolonizasyonu ile diş köklerinde lezyona sebep olur. Bazen bu durum dişetinde şişmeyle kendini gösterebilir. Fakat çoğu zaman hiçbir belirti göstermez. Radyografide görülür. Rutin diş hekimi kontrollerinde alınan kontrol radyografilerinde bu durumu erken tespit etmek mümkündür. Lezyonun radyografik görüntüsüne göre diş ağızda mı tutulmalı çekilmeli mi karar verilir. Dişin ağızda tutulması planlanıyorsa kanal tedavisinin tekrardan yapılması uygun olacaktır.

Çene İçinde Gömülü Kalmış veya Yarı Gömülü Yirmi Yaş Dişleri

Çene içinde gömülü kalmış veya yarı gömülü yirmi yaş dişlerinde çevresindeki dişeti iltihabıyla birlikte diş lezyonu görülebilir. Yirmi yaş dişlerinin pozisyonuna ve diğer dişlerle ilişkisine bağlı olarak çoğu zaman çekilmesi daha uygun bir tedavi yöntemidir.

Diş Lezyonu Tedavisi Nedir?

Diş lezyonun kaynaklandığı dişe yönelik tedavi gerektirir. Diş lezyonları sadece antibiyotik kullanarak geçmez. Tedavinin yöntemi sebeplere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hekim bazen tedavisini antibiyotik ile de destekleyebilir. Her diş lezyonu tanısı konan hasta için tedavi, cerrahi operasyon demek değildir. Dişin durumu gibi pek çok farklı unsur bir arada değerlendirilir. Röntgen ve muayene sonucu da dikkate alınarak en doğru tedavi seçeneği tercih edilecektir.

Dt. Begüm Atasoyu