Diş Eti ve Böbrek Hastalıkları Arasındaki Bağlantı Nedir?

İnsan vücudu adeta bir yapboz gibidir. İnsan vücudu içerisinde birçok doku ve organ vardır. Her organın kendisine özgü görevi vardır. Organlar, sorumlu oldukları görevleri diğer organlardan bağımsız olarak çalışıyor gibi görünse de aslında diğer organlardan bağımsız değildir. Tüm organların birbiri ile ilişkisi vardır.

İnsan vücudunda herhangi bir organın işlevini yerine getirememesi ya da hastalanması diğer organların da işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Bu durumlardan birisi de diş eti hastalıklarıdır. Diş eti hastalıkları baş göstermeye başladığında diş eti hastalıkları böbrek hastalıkları başta olmak üzere vücutta birçok hastalığın gelişmesine ortam hazırlar.

Sistemik hastalıklar arasında yer alan diş eti hastalıkları, uzun yıllar boyunca insanların çok sık karşılaştığı hastalıklardan birisi olmakla birlikte aynı zamanda çift yönlü bir ilişkiye sebebiyet veren hastalıklardan birisidir.

diş eti böbrek hastalıkları ilişkisi

Diş Etinde Bulunan Mikroorganizmaların Organlara Zararı

Diş eti hastalıklarına neden olan unsurlar aslında diş etinde bulunan mikroorganizmalardır. Diş etinde meydana gelen iltihap, beraberinde bağışıklık sistemini de olumsuz yönde etkiler. Bu sırada diş etinde hızlı şekilde çoğalan mikroorganizmalar, diş etinden kaynaklanıyor olsa da birçok organda mikrobiyal hastalıkları beraberinde getirir.

Diş etinde iltihaplanmaya neden olan mikroorganizmalar, dolaşım sistemi vasıtasıyla vücutta çoğalırken hem de aynı zamanda vücutta gezerek diğer organlara ulaşabilir. Tıp alanında septisemi veya diğer adı ile sepsis tabiri ile açıklanan mekanizmaya kanda bakteri olarak rastlanır. Özellikle bu mikroorganizmalar böbreklere ulaştığında ciddi hasarlara ve hastalıklara ortam hazırlar.

Diş eti Hastalıkları Böbrek Hastalıklarına Ortam Hazırlar

Diş eti iltihabı ile mikroorganizmalar birçok sistemik enflamasyona yani hastalıklara neden olur. Bu hastalıkların başında böbrek hastalıkları gelir. Ayrıca kalp ev damar hastalıkları, şeker hastalığı, gebelik komplikasyonları gibi hastalıkların temelinde de diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar yatar. Bu konuya yönelik yapılan tıbbi çalışmalar ve gözlemler diş eti hastalıklarının böbrek hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunu kanıtlamıştır.

Diş eti iltihabına neden olan mikroorganizmalar, kronik böbrek hastalıkları için ciddi bir risk oluşturur. Bu risk durumu yapılan tıbbi çalışmalar ile kanıtlanmış enflamasyonlardır. Diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar, böbreklerin doğal yapı ve sağlığına ciddi zararlar verir. Bu nedenle de böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi ile birlikte kronik böbrek hastalıklarına ortam hazırlar.

Böbrek Hastalıkları Diş Eti Sağlığını da Olumsuz Yönde Etkileyebilir

Böbrek hastalıkları başta olmak üzere bir çok sistemik hastalıkların temelinde diş eti hastalıklarının olduğu yönünde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde zararlı mikroorganizmalar nedeni ile oluşan diş eti hastalıklarının kronik yani sürekli böbrek hastalıklarının oluşmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda diş eti hastalıkları ile böbrek hastalıkları arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişki bağlamında her iki hastalık da bir diğerinin oluşmasında önemli rol oynar.

Enflamasyona neden olan zararlı mikroorganizmalar, böbrek hastalıklarına neden olabildiği gibi aynı zamanda böbreklerde meydana zararlı mikroorganizmalar da diş etinde iltihaplanmaya neden olan unsurlardır. Böbrek hastalıklarının oluşmasında diş eti hastalıkları ne kadar etkili ise aynı zamanda diş eti hastalıklarının oluşmasının temelinde de başta kronik böbrek hastalıkları olmak üzere birçok sistemik hastalıkların oluşmasına neden olur. Bu sebeplerden dolayı diş eti sağlığı hem ağız sağlığı hem de diğer organların sağlığı için düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.

Diş Eti Hastalıklarının Böbreklere Etkisi

Ağız içindeki bakteriler ya da diğer adı ile zararlı mikroorganizmalar, ağız sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi aynı zamanda böbrek sağlığını da doğrudan etkiler. Diş iltihabı ve diş çürükleri sonucunda meydana gelen bakteriler, dolaşım sistemi ile vücutta dolaşır ve böbreklere ulaştığında böbreklere yerleşerek burada enfeksiyonların oluşmasına yani böbrek hastalıklarının gelişmesine ortam hazırlar.

Şekerli ve nişastalı besinler tüketildiğinde diş etinde oluşmuş plaklar, şeker ve nişasta ile reaksiyona girerek asitlerin vücuda yayılmasına neden olur. Dişlerde plak oluşumu zaman içinde dişlerde oyuklara ve çürüklere neden olur. Diş oyuklarına ve diş çürüklerine neden olan bakteriler, kan yolu sayesinde vücutta gezmeye başlar ve böbreklere yerleşir. Bu durum sonucunda ise başta diyaliz hastalığı olmak üzere kronik böbrek hastalıklarının oluşmasına sebebiyet verir.

Ağız yolu ile vücuda giren zararlı bakteriler, vücudun bağışıklık sistemini kısa sürede büyük oranda zayıflatır ve böylece vücudu hastalıklara açık hale getirir. Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi çökmeye başladığında bu durumdan en fazla böbrekler etkilenir.

Kronik böbrek hastalıkları oluşan bir hastanın çene kemiği kaybı yaşama olasılığı oldukça yüksektir. Bu süreçte vücutta büyük oranda kalsiyum eksikliği meydana gelir. Kalsiyumun azalması, beraberinde diş etlerinin sağlığının bozulmasını ve diş kayıplarını getirir.

Böbrek hastalıkları olan kişiler diş eti hastalıkları yaşıyor ise bu durumda uzman doktora ayrıntılı bilgi mutlaka tedavi öncesinde verilmelidir. Bu süreçte vücut enfeksiyonlara karşı açık olacağından tedavi sürecinin olumsuz ilerlemesi ve daha büyük tahribatlara neden olması muhtemeldir.

Vücut sağlığı öncelikle ağızdan başlar. Diş eti sağlığının yerinde olması, diğer organların sağlığını da korumak anlamına gelir. Ancak diş etlerinin sağlığının bozulmuş olması ve ağız içinde zararlı mikroorganizmaların çoğalarak vücuda yayılması, böbrekler başta olmak üzere diğer organların sağlığını da tehdit eder.

Tam Diş Protezleri Tedavi Süresi Ne Kadar Sürer?

Diş problemleri, günümüzde birçok hastanın karşı karşıya kaldı ağız ve diş sağlığı problemleridir. Beslenmeyi doğrudan etkilene diş problemleri, aynı zamanda yaşam standartlarını da büyük oranda düşüren bir sağlık sorunudur. Çürükler ve son aşamada diş kaybı, ağız içinde estetik olmayan bir görünüm oluştururken aynı zamanda kişinin yiyecekleri öğütmesini de zorlaştıran bir durumdur.

Diş sağlığında meydana gelen problemleri rotadan kaldırmak için diş sağlığı alanında kullanılan birçok tedavi yöntemi vardır. Bu yöntemlerden birisi de diş kayıplarının çok fazla olduğu tam diş protezi yöntemidir.

Çürük, travma, kemik erimesi ve diş kaybı gibi sorunlara karşı uygulanan tam diş protezi; dudak ve yanaklarda dolgunluk sağlayarak ağızda hem genç hem de estetik bir görünüm sağlar. Bu tedavi yöntemi ile tüm dişlerin estetik bir dizilime sahip olması sağlanır ve gülüş estetiği oluşturulur.

Tam Diş Protezi Nedir?

Damaklı ya da total diş protezi olarak da bilinen tam diş protezi, çok fazla diş kaybı yaşayan hastalarda yaygın olarak tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisidir. Yaşanan diş kayıpları fazla olduğunda ağız içinde oluşan boşluklar hem estetik hem de işlevsel olarak kişiye rahatsızlık verir.

Dişler tüketilen yiyeceklerin öğütülmesi bakımından önemli işleve sahiptir. Ancak diş kayıpları yaşandığında ağız içinde boşluklar meydana geldiğinden yiyecekler bu boşluklara dolar ve yiyeceklerin öğütülmesi zor hale gelir.

Bu gibi durumlarda alt ve üst damaklara protezler yapılarak oluşan diş boşluklarının yeri doldurulur. Ayrıca çürümüş ve artık işlevini yerine getiremeyen dişlerin tedavisinde de tam diş protezleri kullanılabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Hastalara Uygulanır?

Tam diş protezi diğer adı ile total diş protezi; kemik erimesi, çürük ya da travma gibi sorunlar yaşayan hastalara uygulanabilen tedavi yöntemidir.Bu sorunlar neticesinde ağızda diş kaybı yaşandığında alt ve üst çeneye dokulardan destek alınan yapay dişler yani diş protezleri uygulanır.

Dudak ve yanak dolgunluğunu sağlayarak aynı zamanda ağızda estetik bir görünüm oluşturulmasını sağlayan tam diş protezi, yüzün genç bir görünüm almasını sağlar. Ancak tam diş protezleri, takıp çıkarılan bütün damak protezleridir. Bu özelliği nedeni ile bazı hastalar tarafından kullanımı zor olsa da ağızdaki varlığına alışıldığında kullanımı kolay ve temizliği pratiktir.

Tam diş protezi yaptıran hastaların protezlere uyum sağlayabilmesi için bir zaman dilimine ihtiyacı vardır. Bu alışma sürecinde ağız içinde yaralar ve çiğneme sırasında zorluklar yaşanabilir. Ancak hasta tam diş protezine tamamen uyum sağladığında kendi dişleri gibi rahatlıkla kullanabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Durumlarda Yapılır?

Tam diş protezi, her hastaya uygulanabilen bir yöntem olsa da hastanın belli başlı sorunları olması ve sağlık durumunun elverişli olması gereklidir. Bu durumlar doğrultusunda öncelikle kişinin ağzında hiç diş olmaması gereklidir. Çünkü tam diş protezleri, adından da anlaşılabileceği gibi tüm dişler için yapılan damaklı bir protezdir.

Tam diş protezi yapılacak olan hastanın ağız içinde yabancı maddelere karşı alerjisi olmaması gereklidir. Aksi takdirde tam diş protezleri ağız içinde yara ve iltihap gibi alerjik reaksiyonlara neden olacaktır. Uygulamaya geçilmeden önce hastaya mutlaka çene radyolojisi çekilir ve böylece çene yapısı incelenir. Hastanın çene yapısının tam diş protezine uygun olması da önemli durumlardan birisidir. Eğer çene kemiğinde aşınma, erime ya da deformasyon var ise bu gibi durumlarda da tam diş protezi uygulanamaz. Bu durumda hasta için başka tedavi yöntemleri değerlendirmeye alınır.

Tam diş protezi uygulaması öncesinde hastanın çene-yüz röntgeni çekilir. Röntgen sonucu elde edilen bulgular doğrultusunda hastanın çenesine ve yüz yapısına en uygun protez türü tercih edilir. Daha sonrasında hastanın ağız ölçüleri alınarak bu ölçüler doğrultusunda laboratuvar ortamında tam diş protezi yapılır.

Hazırlama aşamasında hasta birkaç kez provaya çağırılır ve tam diş protezinin hastanın ağız ölçülerine uyumlu olup olmadığı kontrol edilir. Protezin tamamlanması sonrasında ise hastaya tam diş protezi takılır.

Tam Diş Protezi Kaç Günde Yapılır?

Tam dip protezi, kişinin ağzı ve çene yapısına olarak özel olarak yapılan yani kişiye özel olan bir tedavi yöntemidir. Dolayısıyla da önce hastanın muayenesi yapılır ve daha sonrasında hastanın uygunluğu doğrultusunda ölçüleri alınarak tam dip protezi kişinin ölçüleri doğrultusunda üretilir.

Tam diş protezi öncesinde muayene, tetkikler, ölçü alımı ve protez yapımı gibi tüm işlemler ortalama olarak 5 seansta gerçekleştirilir. 5 seans ortalama olarak 2 haftaya tekabül eder. 2 hafta içinde hastanın tam diş protezi yapılmış olur. Bu süre hastaya bağlı olarak istisnai durumlarda az da olsa uzayabilir.

Tam Diş Protezi Nasıl Temizlenir?

Tam diş protezini uzun yıllar kaliteli şekilde kullanabilmek için temizlik ve bakımının özenli yapılması önemlidir. Bunun için de en doğru temizlik yöntemi tam diş protezinin akan suyun altında sabun ve diş fırçası ile yapılan temizliktir. Tam diş protezinin temizliğinde diş macunu kullanılmamalıdır. Temizlik, özel diş protezleri ile ya da diş fırçası ile yapılabilir.

Tam diş protezlerinin temizlik ve sterilizasyon işlemlerinde kesinlikle kaynar su kullanılmamalıdır. Ayrıca gece yatmadan önce protezler ağızdan çıkarılmalı ve kendi özel kutusunda muhafaza edilmelidir. Bu şekilde tam diş protezlerinin kullanım ömrü uzayacağı gibi ilk günkü kalitesi ile kullanım sağlanabilecektir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor? Dikkat Etmemiz Gerekenler

Tüketilen yiyecek ve içecekler diş sağlığı üzerinde doğrudan etkilidir. Dolayısıyla da diş bakımı ve temizliğine önem göstermek diş sağlığını korumakla birlikte aynı zamanda vücudun diğer organlarının sağlığını da korumakta büyük önem taşır.

Asitli yiyecekler, başta diş sağlığını olumsuz yönde etkilerken aynı zamanda birçok mide hastalıklarına davetiye çıkarır. Bağışıklık sistemini çökerten ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu oksijen oranını düşüren asitli gıdalar nedeni ile hücreler yenilenme ihtiyaçlarını gideremeyeceğinden işlevlerini yerine getiremez ve kanser hücrelerinin oluşmasına ortam hazırlar. Bununla birlikte minerallerim emini asitli gıdalar nedeni ile yavaşlar ve akabinde de birçok sağlık şikayeti baş göstermeye başlar.

Beslenme alışkanlıklarından asitli gıdaları tamamen çıkartmak, sağlığınıza yapabileceğiniz en büyük iyiliklerin başında gelir. Nitekim asitli yiyecek ve içecekler hem bağışıklık sistemine hem de diş sağlığına büyük zararlar verir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor?

Asitli Gıdalar Nelerdir?

Asitli gıdalar denildiğinde akla belli başlı gıdalar gelse de aslında bu kategori oldukça geniştir. Yapay tatlandırıcı ürünler, ilaçlar, biftek, keçi eti, buğday unu, beyaz un, beyaz un ile yapılan unlu mamuller, beyaz sirke, balık, yumurta, kanola yağı, avokado yağı, kahve, reçel, çikolata, zeytinyağı, tahin, yaban mersini, konserve meyveler, kuş üzümü, erik, sebzeler, buğday pastaları, mısır ve yulaf gibi besinler asit değeri yüksek olan besinlerdir.

Asit değeri yüksek olan gıdalar arasında elbette besin değeri yüksek olan gıdalar da fazladır. Fakat beslenme programını doğru düzenlemek ve bu gıda ürünlerini yeteri kadar aşırıya kaçmadan tüketmek önemlidir. Bununla birlikte bira, kola, likör, meşrubat, gazlı içecekler ve şarap gibi içecekler asitli içeceklerdir.

Asitli Gıdalar Diş Sağlığını Nasıl Etkiler?

Asitli yiyecek ve içecekler, yaş fark etmeksizin her yaştan bireyin diş sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır. Nitekim; tüketilen gıdalar ve özellikle içecekler ne kadar asitli ve gazlı ise diş mineleri de aynı oranda zayıflar ve güçsüz hale gelir.

Tıp alanında özellikle asitli içeceklerin diş sağlığına olan etkilerini saptayabilmek için araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre bir günde tüketilen 4 bardak asitli içeceğin 12 yaşındaki bireylerde dişlerde bozulmaya neden olma oranının %25,2, 14 yaş grubunda ise %51,3 olduğu saptanmıştır. Ayrıca ergenlik dönemindeki bireyler üzerinde yapılan aynı araştırmaların sonuçlarında ise bu oranların daha da arttığı ve artış oranının çok hızlı olduğu saptanmıştır.

Günümüzde her ne kadar asitli içeceklerin diş sağlığına olan olumsuz etkilerinden bahsedilse de buna karşın 14 yaş grubunda olan bireylerin ortalama %92’lik kısmının asitli içecekleri çok fazla tükettiği kanısına varılmıştır.

Tüketilen asitli içecekler mide başta olmak üzere birçok iç organa zarar verirken ilk olarak diş sağlığını olumsuz etkileyerek diş minesini zayıflatır ve dişlerde plak oluşumuna neden olarak diş çürümesi ile birlikte ileri zamanlarda diş kaybına ortam hazırlar.

Asitli Gıdalara Karşı Diş Sağlığını Korumak İçin Yapılması Gerekenler

Asitli gıdalar, diş minesini zayıflatan ve aynı zamanda dişlerin aşınmasına neden olan zararlı gıdalardır. Diş ve dit minesi sağlığına büyük zarar veren asitli gıdalar, aynı zamanda mideye de zarar vererek birçok mide hastalığına sebebiyet verir. Bu nedenle de olabildiğince beslenme alışkanlıklarında asitli içeceklerden ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Gazlı içecekler ve kahve gibi içecekler en fazla tüketilen ve aynı zamanda en zararlı olan asitli içeceklerin başında gelir.

Asitli gıdalar, dişlerde asit erozyonu olarak bilinen olaya neden olurken bu sorunlar diş kayıplarına kadar gidebilir. Bu sebeple de asitli gıdalar mümkün olduğunca tüketilmemeli ya da olabildiğince az tüketilmelidir. Eğer asitli gıdalar tüketiyorsanız sonrasında ağız ve diş bakımını itinalı şekilde yapmalısınız.

Asitli gıdalar tükettikten sonra dişlerin fırçalanması tamamen yanlış bir davranıştır. Asitli gıdalar tüketildikten sonra ağız için nötralize edilmesi yani ağzın eski tükürük ortamına geri kavuşturulması ve asidin ağızdan tükürükler sayesinde yok edilmesi sağlanır. Ağız içinin asitten arındırılması için şekersiz sakız çiğnenmelidir. Sakız çiğnemek, ağızdaki tükürük üretim hızını arttırır ve böylece ağız içindeki asidi temizler.

Asitli gıdaların tüketiminden sonra asitli olan diş minesini ve dişleri fırçalamak dişlerin aşınmasını ve diş minesinin zayıflamasına neden olacağından bu konuda yanlış uygulama yapılmamalıdır.

Asitli Gıdalar Dişlere Neden Zarar Verir?

Asit değeri yüksek olan gıdalar, tüketildiğinde hem dişlere hem de ağız yolundan geçtikten sonra mide ve diğer organlara ciddi zarar verir. Ancak özellikle dişler ve diş minesi asitli gıdalardan büyük oranda etkilenir.

Diş minesi, vücudun en güçlü yapısı olmakla birlikte aynı zamanda dişlerin aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı da korunmasını sağlar. Ancak asitli gıdalar tüketildiğinde diş minesinin güçlü yapısı zarar görmeye başlar. Zamanla da asit erozyonu meydana gelir ve dişler aşınmaya başlar.

Asit erozyonu; diş aşınması anlamına gelir. Asidin aşındırıcı etkisi sonucunda dişlerde ve diş minesinde kimyasal çözünmeler meydana gelir. Özellikle meyve suyu ve benzeri gibi asitli içecekler asit erozyonuna neden olan birincil gıdalardır.

Diş minesi, dişlerin diş tabakasını sarmalayan ve dış etkenlerden koruyan bir yapıdır. Asitli gıdaların tüketiminden sonra dişlerde sararma, aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı hassasiyet gibi zararlar verirken bu zararlar diş kaybına kadar gidebilir.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde emzik kullanımı konusu, bebeği olan ya da bebek sahibi olacak anne adayları için kafa karışıklığına neden olan konuların başında gelir. Emzik, sürekli anne memesi isteyen ve sürekli ağlayan bebeklerin rahatlaması için kullanılan etkili bir yöntem olsa da faydaları ve zararları konusunda günümüzde tartışma konusu haline gelmiştir.

Emziğin bir diğer faydası; uykuya dalmakta zorluk çeken bebeklerin uykuya geçişini kolaylaştırır. Ancak tüm bu durumlar sırasında emzik seçimi, emziğin nasıl kullanılması gerektiği ve en önemlisi de emziği bebeğin diş gelişimine etkisi gibi konular anneler tarafından sürekli araştırılan konu başlıklarıdır.

Bebeklere emzik verip vermeme konusunda birçok anne kararsızlık yaşayabilir. Emme refleksi, bebeğin doğuştan sahip olduğu bir reflekstir. Bebek hayatta kalmak ve kendisini güvende hissetmek için sürekli emmek ister. Özellikle 3. aydan sonra bebeklerde emme refleksinin zirveye ulaştığı görülür. İşte bu noktada annelerin bebeklerine emzik verip vermeme konusunda en doğru kararı vermesi gerekir. Bu konuda birçok farklı uzmanın görüşü vardır.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde Emzik Kullanılmalı mı?

Yeni doğan bir bebek ile anne arasında iletişimi ve güven duygusunu kurabilmenin temel yolu annenin bebeği emzirmesi ve ten temasının sağlanmasıdır. Eğer anne, bebeğe emzik verecekse bile bu süreç kesinlikle bebeğin anne memesine uyum sağlamadan başlatılmamalıdır. Bebek, emzikten önce annesinin memesine alışmalı ve anne memesini kavramalıdır.

Özellikle yeni doğan bir bebek, anne memesinden önce emziğe alışır ise daha sonrasında memeyi reddedebilir. Memeye alışan bir bebeğe ise isteğe bağlı olarak emzik kullanılabilir. Ancak emzik seçimi ve dikkat edilmesi gerekenler konusunda anneler bilinçli davranmalıdır.

Bebekler dünyaya emme refleksi ile gelir. Bu nedenle de bebeklere emzik vermek, kendilerini güvende hissetmelerine ve dolayısıyla da daha huzurlu olurlar. Hatta aynı doğan ve emzik verilmeyen bebeklerin birçoğunun emme refleksini giderebilmek için başparmaklarını emdikleri çok sık gözlenen bir durumdur.

Bebeğe Emzik Ne Zaman Verilmeli?

Doğru tercih edilmiş emzik, doğru zamanda bebeğe verilebilir. Ancak sonradan meme reddi yaşanmaması için öncelikle bebeğin annesinin memesine uyum sağlamış olması gerekir. Aktif olarak anne memesini emen bebeklere hemen emzik verilebilir.

Bebeğe emzik vermenin erteleneceği zaman dilimlerinden birisi de kilo alımıdır. Eğer bebeğin kilo alımı az ise bu durumda da bebeğe emzik vermek, bebeğin iştahının daha da azalmasına ve meme emememesine neden olur.

Bebeklerin emzik kullanmaya başlaması için en uygun zaman anne memesini kavradığı ve anne memesini emmeye alıştığı zamandır. Özellikle 3 ila 4. Aylarda bebeğin emme refleksi zirveye ulaşır. Bu nedenle de eğer bebeklere emzik verilecek ise memeye alıştıktan sonra 3 aylıkken başlanmalıdır. Ancak bu süreç her bebeğe göre farklılık göstereceğinden kesin ve net bir zaman dilimi söylemek mümkün değildir.

Emzik Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeğini emzik kullanımını alıştıracak olan annelerin bu süreçte bir takım hususlara dikkat edilmesi gereklidir. Yanlış davranışlar ve yanlış emzik seçimi bebeğin özellikle ağız ve diş sağlığına ciddi zararlar verebilir. Bu doğrultuda uzmanlara göre emzik kullanılırken şu hususlara dikkat edilmelidir;

– Tamamen kauçuk malzemesinden üretilmiş doğal emzikler tercih edilmelidir. Özellikle diş çıkaran bebeklerin sadece kauçuk emzik kullanmasına özen gösterilmelidir.

– Elde yıkanan emziklerde tam hijyen sağlanamaz. Bu nedenle de bulaşık makinesinde yıkanabilen emzikler tercih edilmelidir.

– Deforme olan, yırtılan ya da üzerinde delikler açılan emziklerin kullanımına devam edilmemelidir.

– Emzik, her kullanım öncesinde mutlaka sıcak su ile sterilize edilmelidir.

– Emzikler uzun süreli kullanılmamalıdır. Sık sık değiştirilmelidir.

– Şekerli gıdalar bebeğin diş sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğinden emzik verilirken şekerli gıdalar sürülmemelidir.

– 1 yaşından küçük olan bebeklere damaksız emzikler tercih edilmelidir. Emzik tercihi yapılırken bebeğin yaşı ve ağız yapısı dikkate alınmalıdır.

– Emzik tercihi yaparken çabuk kırılabilecek dayanıksız malzemelerden yapılmış emzikler tercih edilmemelidir.

Emzik Kullanımı Diş Yapısını Bozar Mı?

Emzik kullanımı, birçok anne tarafından tercih edilen bir durumdur. Emme refleksinin son derece güçlü olan bebeklerde uykuya geçişi kolaylaştırmak ve bebeği sakinleştirmek için annelerin tercih ettiği yöntemlerin başında emzik kullanımı gelir. Ancak günümüzde emzik kullanımının zararlı olup olmadığına yönelik birçok tartışmalar vardır.

Bazı uzmanlar emzik kullanımının zararlı olmadığını savunurken bazı uzmanlar ise emziğin zararlarının altını çizer. Ancak doğru zaman diliminde doğru tercih yapılarak emzik kullanımı genellikle uzmanların onay verdiği bir durumdur.

Emzik kullanımı denildiğinde tüm anneler, emziğin bebeğin diş yapısını bozup bozmadığı konusunda ikilemde kalır.

Bebekler emzik emerken ön dişlerini dili ile öne doğru itme hareketi yapar. Bu hareket sonucunda ön ve üst dişler ileri hareket ederken alt dişler de arkaya doğru gider. Bebek ne kadar uzun emzik emerse ön ve arka çene arasındaki mesafe de o kadar geniş olur. Bu nedenle bebeklerin emzik kullanımını en geç 2 yaşında sonlandırılmalıdır.

2 yaşından önce emzik kullanımını bırakan bebeklerde ön ve arka çene arasındaki mesafe kendiliğinden kapanır. Ancak emzik kullanımı 2 yaşından sonra da devam ederse ve 3,5-4 yaşına kadar devam ederse bu noktada ön ve arka çene arasındaki mesafe kalıcı şekilde artacağından bebeğin dişlerine büyük zararlar verebilir. Bu durum sonucunda bebeğin üst dişleri V şeklini alarak bozuk bir yapıya sahip hale gelir.