Diş Beyazlatma Yöntemleri Kalıcı Mıdır?

Diş Beyazlatma Yöntemleri Kalıcı Mıdır sorusunu diş beyazlatacak kişiler çok fazla merak eder ve araştırma içerisine girer. Günlük hayatta herkes dişlerinin beyaz ve temiz görünmesini ister. Ancak ya doğumdan bu yana gelen ya da kişinin sonradan yaptıkları alışkanlık kişilerin dişlerini sarartır. Kişinin günlük hayatında kullandığı sigara alkol renklendirici yiyecek ve içecekler kişilerin dişlerinin beyazlığını gideren faktörlerdendir.

Dişler çoğu zaman düzenli olarak fırçalansa da bu diş sararmasının önüne geçemez. Kişinin özgüvenini derinden etkileyen bu diş sararmaları kişi kendi yöntemleriyle denediği evsel beyazlatma gibi taktiklerle geçirmeye çalışır. Ancak kişide zamanla içsel sararmalar meydana geldiği için diş beyazlatma tedavisine ihtiyaç duyulur. Bu tedavi kişinin dişlerinde beyaz bir görünüm elde ettirip kişinin kaybolan gülüşlerini ve özgüvenini yeniden kazanılması sağlanır.

Sararmaların Meydana Gelmesi

Günlük yaşantımızda kullanmış olduğumuz antibiyotikler şarap kahve çay gibi renkli içecekler kişinin dişlerindeki sararmayı da beraberinde getirir. Doğumsal olarak da bilinen bu sararmalar içsel sararma ve dışsal sararma olarak iki şekilde görülmektedir. Bu görülen sararmalar diş beyazlatmayöntemi ile tedavi edilir ve kişi daha beyaz dişlere sahip olur.

Diş beyazlatma tedavisi kişilere uygulanan diş taşı temizliğinden oldukça farklı bir tedavidir. Diş beyazlatma tedavisinde kişinin kendi diş rengi iki ve üç kat daha açılabilir. Diş beyazlatma tedavisi kişilere bir hekim tarafından klinik tarzı bir ortamda uygulanır. Ofis temizliği adı ile geçen bu diş beyazlatma tedavisi hijyenik ortamda ve hekim kontrolü altında yapıldığı için daha sağlıklı ve kalıcı etkiler bırakan bir tedavi yöntemidir.

Diş Beyazlatma Şekilleri

Bir diğer diş beyazlatma tedavisi ise kişiye doktorun tavsiye ettiği beyazlatma oranı düşük evde kendilerinin uyguladığı bir beyazlatma yöntemidir. Bu tedavide doktor kişiden gerekli ölçüleri alarak ölçüler doğrultusunda hazırlanan şeffaf plaklar kişiye verilerek beyazlatma oranı düşük ajanlar içeren jeller kişilere verilir.

Bu jelleri kişi evde kendisine uygulayarak hastane ortamına göre daha düşük oranlı bir beyazlatma elde etmiş olur. Bununla beraber kişilerin eczaneden temin ettikleri diş beyazlatma ürünleri de kişinin dişlerine beyazlık katar. Bunlar ağız gargarası beyazlatıcı diş macunları gibi ürünler olup yine hastane ortamında yapılan diş beyazlatma uygulamasına göre daha düşük oranda etki eder.

Diş beyazlatma tedavisini ofis ortamında hekim kontrolünde yaptıran kişiler eczaneden temin ettikleri beyazlatma etkisi düşük olan ağız gargarası ve beyazlatma için kullanılan diş macunlarını mutlaka doktor kontrolünde kullanması gerekir.

Ofis Tipi Beyazlatma

Dişlerinde sigara alkol renkli yiyecek içeceklerin oluşturduğu sararma kullanılan antibiyotikler ya da doğumsal olarak gözlenen sararmalar kişiye sosyal yaşamında büyük sorun oluşturur. Kişi sararan dişleri yüzünden günlük yaşantısında gülüşlerini gizleyip özgüvenlerini kaybederler. Kişinin evde kendi yöntemleri ile yaptığı birtakım çareler kişinin sararma sorununu gidermez.

Ofis ortamında kişiye uygulanan diş beyazlatma tedavisinde beyazlatıcı ajanların peroksit oranı daha fazla olduğu için kişide daha kısa sürede biter ve daha kalıcı bir işlem olmuş olur. Diş beyazlatma tedavisinden daha kalıcı ve etkili çözüm almak için öncesinde diş taşı temizliği yapılır.

Ofis ortamında yapılan diş beyazlatma tedavisinde kişilere renk tespiti yapmak için seans öncesinde ve sonrasında fotoğraflama işlemi yapılır. Bu seanslar genellikle iki veya üç kez olup dişteki renklenmeye göre de farklılık gösterir.

Kapatılan diş etleri işleminden sonra kişinin dişlerine beyazlatma jeli uygulanır. Seanslar arasında kişinin çay kahve şarap gibi dişleri sarartan gıdalardan uzak durması tavsiye edilir.

Diş beyazlatma seansları arasında kişilerde hassasiyet görülebilir. Dişteki hassasiyeti giderici diş macunları ile bu sorunu en aza indirmelisiniz.

Ev Tipi Beyazlatma

Ev tipi beyazlatma kişilerden alınan ölçülerden sonra kişiye verilen jeller sayesinde evde uygulanabilen beyazlatma için gerekli bir ihtiyaçtır. Evde uygulanan ev tipi beyazlatma ofis ortamında uygulanan yönteme göre daha az oranda beyazlık sağlanır. Ev tipi beyazlatmada kullanılan ilaçlar doktor tavsiyesi ile kullanılmalı ve iki hafta boyunca günde iki defa olarak kullanmalıdır.

Kombine Diş Beyazlatma

Bu yöntem geniş pulpalı dişlere, aşırı derecede aşınmış olan eroziv dişlere, hamilelik döneminde ya da emzirme döneminde olan kadınlara karbamid peroksit alerjisi veya hidrojen peroksit alerjisi olan kişilere, ağızda porselen kuron gibi yenileme olan durumlar, ağız hijyeni açısından kötü olan kişilere uygulanır.

Bunların dışında kombine diş beyazlatma yöntemi;

– İleri boyutta tetrasiklin lekeleri olan dişlere

– Dişlerin dentini ilgilendiren yapısal bozuklukların olması durumunda

– İleri derecede hassas dişleri olan kişilerde, önceden hassasiyet gideren tedaviler uygulandıktan sonra yapılır.

– Dişlerinde çatlak, çürük veya kırık olan hastalarda

– Diş etlerinin çok fazla çekilmiş, diş köklerinin büyük kısmının açığa çıkmış durumda olan kişilerde de uygulanır.

Bu yöntem ağızdaki tüm dişlerin için beyazlatma, beyazlatıcı jelin ısı veya ışık aktive edilmesiyle yapılır. Yöntem ilk olarak dişin yüzeyinde bulunan diş taşları ve dış renklenmeler temizlenir. Beyazlatma jelinin diş etlerine değmesini engellemek için koruyucu jel sürülür.

Beyazlatma ajanı dişin yüzey kısmına sürülür. Sürüldükten itibaren 20 ile 30 dakika süreyle aktive edilir. İstenilen beyazlığa 3,4 seans içinde ulaşılır. Lazer ile yapılan diş beyazlatma sonra hasta kısa süre içinde normal yaşantısına dönebilir. Bu yöntem hayatınızı etkilemez.

Gömülü Diş Operasyonu Uzun Sürer Mi? Nasıl Bir Operasyondur?

Gömülü Diş Operasyonu Uzun Sürer Mi Nasıl Bir Operasyondur, gibi sorular gömülü diş problemi yaşayan herkesin merak ettiği sorulardan birkaçıdır. Gömülü diş normal sürme zamanı geldiği halde çene kemiğinin içinde kalıp normal konumunun halini almayan dişlere denir. En çok yirmilik dişler ve bununla beraber köpek dişleri en fazla gömülü kalabilen dişlerdendir.

Gömülü kalan dişler bazı durumlarda ortodent tedavisi ile bulunması gereken konuma getirilir. Ancak bulunduğu konuma getirilemeyen dişler diğer dişlere zararı ya da enfeksiyon gibi riskler taşıdığı için ameliyat ile çekimi yapılabilir. Bazı kişilerde görülen ve sonu ameliyat ile biten gömülü diş tedavisi kişinin çıkma zamanı geldiği halde çıkmayan dişlerine verilen bir addır.

Kişide bulunan gömülü dişler çene kemiğinin içinde kalabileceği gibi bazı dişler ise çıkması gereken doğru yerde olduğu halde üzerinde bir yumuşak doku olduğu zamanda görülmeyebilir. Hastalardaki dişlerin birçoğunun ağızda görülüp kalankısmının diş etinde görüldüğü dişlere diş eti denir.

Dişler Neden Gömülü Kalır?

Dişlerin içeride gömülü kalmasının nedenleri birden fazladır. Bu faktörlerin bazıları tek başına bazıları da aynı anda görülen sorunlardır.Bu faktörler arasında başlıca genetik olan faktörler komşu dişin yer değiştirmesi çene darlığı tedavi edilmeyen süt dişlerinin çürümesi sebebi ile oluşan enfeksiyonlar bu faktörler arasındadır.

Hangi Dişler Daha Çok Gömülü Kalır?

Kişide bulunan gömülü diş belirli sebepler doğrultusunda kişilerde görülür. Kişideki hangi dişlerin gömülmüş olması hastadan hastaya değişiklik gösteren birer faktörlerdir. Genelde kişilerde yirmilik dişlerin gömülmesi gözlenir. Bununla beraber köpek dişleri de kişide gömülü kalmayabilir.

Nadir olarak bazı durumlarda da kişilerde gömülü diş vakası yaşanır.

Gömülü Dişlerin Tedavi Edilme Yöntemi

Kişilerde genellikle yirmilik dişlerde ve sonra köpek dişi olarak sıralanan gömülü diş tedavisi kişilerin hayatlarını oldukça olumsuz etkiler. Yemek yerken konuşurken sürekli ağrı veren dişin tedaviside kişinin çene yapısına diş durumuna göre değişiklik gösterir. Gömülü diş estetik açıdan da kişiye zarar veriyorsa eğer mutlaka ortodonti bölümüme gidilerek tedavi olunması gerekir.

Ordonatı tedavisi ile kişinin kaybettiği estetik bozukluklar verilen dişler tedavi edilerek kaybedilen estetik görüntü kişiye verilmiş olur. Eğer dişin ortodonti tedavisine ihtiyacı yok ise kişiye farklı tedavi ve yöntemleri düşünülür. Bu yöntemlerden birkaçı dişin cerrahi şekillerle çekilmesi ve düzenli kontroller ile yerine bırakılması olabilir.

Gömülü Dişler Hareket Ettirerek Kullanılır Hale Gelir Mi?

Kişinin gömülü kalmış dişleri öncelikle mutlaka ortodonti tedavide geçmelidir. Kişide estetik ve fonksiyon bozukluklar bu tedavi ile bilinip buna göre hareket edilecektir. Aksi taktirde kişiye rastgeleuygulanan başka bir tedavi hastanım estetik görüntüsünü elinden almış olur.

Her Gömülü Dişin Tedaviye İhtiyacı Var Mıdır?

Her gömülü dişin tedavi edilmesine hiçbir gerek yoktur. Eğer diş kişide ağrı rutin fonksiyonları yapmasında zorluk yaşatıyor ise kişinin tedavisi belirlenir ve bu doğrultuda kişiye uygun bir işlem uygulanır. Gömülü diş veya yarı gömülü dişler kendini ve öndeki dişini çürütebilirler.

Eğer kişiye ortodonti tedavisi uygulanmıyor ise bu yarı gömük ve gömük dişlerin altına girebilen gıdalar temizlenmemesinden dolayı kişinin dişine zarar verebilir. Eğer gömülü diş kişilerde çıkmaya çalışırken basınç ağrı gibi faktörler gösteriyor ise kişideki bu gömülü diş hiç vakit kaybedilmeden kişiden alınır.

Gömülü Dişler Nasıl Çekilir?

Kişide bulunan gömülü diş çekimi kişinin dişine kemik içinde bulunması ile beraber kemikteki derinliğine diğer dişlere olan etkisine ve dokuda yaratabileceği herhangi bir soruna karşı bu tedavinin şekli ve süresi değişir. Uyku süresi ve düzeni doktorun verdiği sedasyon ile mümkün olup kişide bulunan gömülü dişlerin en uygun olan alma zamanı ise hastada herhangi bir belirti göstermediği enfeksiyon durumunun yaşanmadığı zamanlardır.

İyileşme kapasitesinin daha verimli olduğu genç yaşlarda da bu işlen uygulanır. Şiddetli ağrı ve baskı var ise bu kişideki iltihabın bir göstergesidir. Bu iltihap öncelikle ilaçlarla en aza indirilerek ve yok ederek daha sonra tedavisi uygulanır.

Gömülü Dişler Alındıktan Sonra Hangi Semptomlar Kendini Gösterir?

Gömülü dişlerin tedavisi yapılırken kemiğe baskı yapıldığı için şişlik morarma ve ağrı gözlemlenebilir. Bu durumlar tedaviden sonra iyileşme süreci olarak görülse de yine her ihtimale karşı doktorunuza danışmanız gerekir. Bu ameliyat süreçlerindeki oluşan komplikasyonlar nasıl olsa iyileşme sürecinde normal olarak karşılanıp bir doktora danışılmadığı için bu sorunlar ortaya çıkar.

Bu ameliyattan sonra oluşabilecek şişlikleri doktorun tavsiyelerine uygun bir şekildeki işlemleri uygulayarak ağrılar için verilen ilaç ve haplar kullanılmalıdır.

Gömülü Diş Tedavisi Sonrası Neler Yapılmalıdır?

Kişide bulunan gömülü dişler ameliyat olunduktan sonra ameliyatın yapımı kadar kişinin tedavi sonrasında dikkat ettiği kurallarda o kadar önemlidir. Tedavi yapıldıktan sonra ameliyat olunan dişin tarafında yirmi dört saat sonra yemek yenmelidir. Ağza konulan tampon yarım saat sonra çıkarılmalıdır.

Doktor tavsiyesi olmadan dişe hiçbir baskı yapılmamalıdır. Tedavi sonrasından iki saat sonra bir şey yiyip içilmemelidir. Daha sonra ise hasta ılık içecekler ve yumuşak yiyecekler tercih edilmelidir.

Gömülü diş operasyonunda dişin gömülme oranına zorluğuna ve kişinin diş durumuna göre tedavinin zorluğu değişir. Kişinin kemiğinden çıkmayan bu diş belirli yöntemler sonrasında ameliyat edilir.

Çene Tümörü İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Çene Tümörü İçin Hangi Doktora Gitmeliyim, diye düşünen kişilerin tedavisi en güzel şekilde çene cerrahisi tarafından yapılır. Çene tümörü ağız boşluğunda görülen bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık iyi huylu veya kötü huylu olarak farklılık gösterebilir.

Kötü huylu olanlar kişinin tüm vücuduna rahatsızlık verirken iyi huylu olan bu tümörler kişinin yüzüne estetik ve fonksiyon olarak zarar verir.

Çene Tümörünün Belirtileri Nelerdir?

Çene tümörü oldukça sinsi bir hastalık olması ile ilk başlarda semptom göstermez. Bu sebepten dolayı kişiler hastalıklarını fark edemez ve ilerledikten sonra tedaviye ihtiyaç duyarlar. İlerlemiş seviyede olan çene tümörü hastalığında çene kemiklerinde büyük hasarlar ortaya çıkar.

İşte bu yüzden kişide görülen bazı semptom ve belirtileri hafife almayıp tedaviye gidilmesi gerekİR. Bu belirtiler;

– Çene kemiğinde ağrısız olan şişliklerdir

– Alt dudakta hissizleşme

– Dişlerde görülen sallanma ya da kırılma

– Lenf benzerinde oluşan şişlikler

– Ağızda oluşan kanama veya ağrı

– Hastada yutkunma güçlüğü

Bu belirtiler kişilerde görüldüğü zaman bir hekimden yardım almalıdır. Düzenli diş doktoruna giden hastalarda bu tedavi riski en aza iner. Diş hekimi doktoru ihmal edilmeyip kliniklerde çene tümörü özel makinalar ile erken teşhisi yapılabilir.

Çene Tümörünün Sebepleri Nedir?

Çene tümörü rahatsızlığı belirli sebepler sonrasında oluşan bir hastalıktır. Bu tedavi kişiye uygulanan kron köprü protezleri alkol sigara gibi maddeler aşırı çürümüş diş kronları vitamin eksiklikleri yüksek derecede güneşe maruz kalınması ile çene protezi rahatsızlığı meydana gelir. Bununla beraber ağız ve diş sağlığına dikkat etmeyen kişiler ve cinsel yolla taşınabilen bazı virüslerde çene tümörü rahatsızlığına neden olur.

Çene Tümörü Tedavisi Nasıl Yapılır?

Çene tümörü kişilerde belirli sebepler sonrasında oluşan ve kişiye rahatsızlık veren bir hastalıktır. Tedavisi edilmediği süreçte kişiye zamanla daha fazla zarar vererek kişinin hayatı olumsuz bir şekilde etkilenir. Çene tümörü hastalığınıntedavisinde kişiye birkaç farklı yöntem uygulanabilir.

Bu tedavi ve yöntemlerde ilk aşama olarak çene tümörü iyi huylu mu ya da kötü huylu mu, diye kontrolü yapılır. Daha sonra kişinin test ve tetkiklerime göre tedavisi ve yöntemleri belirlenir. Çıkan sonuca göre kişide bulunan çene tümörü tedavisine uygun bir cerrahi yöntem belirlenir.

İyi huylu çene tümöründe kişiye uygulanan ameliyat ile kesin tedaviye kavuşulur ve olumlu sonuç alınır. Eğer iyi huylu tümör çene kemiğinde herhangi bir risk ya da tahribat açtı ise gerekli tedavi ve materyaller sayesinde veya vücudun başka bölgesinden alınan kemiğin oraya uygulanması ile yüzdeki sorunlar giderilip estetik bir görüntü vermeye çalışılır.

Kötü huylu tümörde ise eğer tümör yayılmamış ve kişiye herhangi bir ciddi rahatsızlık vermemiş ise uygulanan cerrahi müdahale radyoterapi kemoterapi gibi uzmanlık gerektiren tedavilere ihtiyaç duyulur.

Çene Tümörü Ameliyatının Riskleri Nelerdir?

Çene tümörü ameliyatında her ameliyat gibi oluşabilecek bazı risk ve sorunlar vardır. Bu risklerin en başında kişide oluşabilecek enfeksiyon yer alır. Enfeksiyon dışındaki bütün sorunlar kişideki bulunan çene tümörünün iyi huylu olup olmadığına ya da çene tümörü hastalığının ne kadar ilerlemiş ya da hangi evrede müdahale edilmiş bunlara göre değişiklik gösterir.

İnsanlarsa oluşan bütün tümörler kişilerim çevre dokularına zarar verir. Bu yüzden kişilerde kanama diş sallanması gibi risk ve sorunlar oluşabilir.

Çene Tümörü Ameliyatı Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

Çene tümörü ameliyatı olan kişiler ameliyattan sonra lokal pansumanını olmayı kesinlikle ihmal etmemelidir. Ameliyattan sonraki iyileşme sürecinde kişilerin çenesine herhangi bir darbe gelmemelidir. Kişi ameliyattan sonra kemik iyileşmenin sağlıklı olması için doktor kontrollerini aksatmayarak gitmelidir.

Kemik dokusundaki iyileşme ve oluşan yaraların kapanma sürecini diş doktorları tarafından takip edilerek bu süreçte de kişinin ağız sağlığına ve temizliğine oldukça dikkat etmesi gerekir.

Çene Tümörü İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Kişilerde kron köprü tedavisinin olumsuz seyretmesi vitamin eksiklikleri alkol sigara gibi sağlığa zararlı tüketimlerde ağız diş sağlığına önem göstermeyen insanlarda bu rahatsızlık kendini gösterir. Çok sinsi bir rahatsızlık olan çene tümörü ilk başladığında kişiye herhangi bir semptom hissettirmez ve göstermez. Bu yüzde bu rahatsızlığı taşıyan kimseler herhangi bir olumsuzluk yaşamadıkları için hastalığın ilerlemiş evrelerinde tedavi olmaya giderler.

Bu da kişilerde oldukça sağlıksız olup kişiye istemediği sonuçları doğurabilir. Çene tümörü iyi huylu tümör ve kötü huylu tümör olarak iki şekilde seyreder. İyi huylu tümörde bazı test ve tetkiklerden sonra kişiye uygulanacak tedavi belirlenir ve bu doğrultuda uygulanan cerrahi ameliyat işlemi ile kişinin yüzündeki kaybetmiş olduğu estetik görüntü yeniden sağlanır.

Kötü huylu tümörde ise kişinin hastalığı ilerlememiş ise tedavi süreci kolay olabilir. Ancak ilerlemiş ise bu tedavinin süreci kişiyi zorlayabilir. Bu yüzden kişi belirtileri görüp hissettiği andan itibaren doktor kontrolünden geçmelidir.

Çene tümörü ameliyatı için kişilerin merak ettiği konulardan biri hangi doktora gitmeleri gerektiğidir. Kişiler bu süreçte kapsamlı bir araştırma içerisine girerek mutlaka tecrübeli ve deneyimli doktorlardan yardım almalılar. Aksi takdirde sağlıkları riske girebilir.

Hasta araştırmaları sonrası çene cerrahisine giderek çene tümörü tedavisine başlanılması gerekir. Çene cerrahileri kişiye en sağlıklı tedaviyi uygular ve daima kaliteli bir hizmet sunar.  Çene tümörlerinde çene cerrahilerini tercih eden kişiler Dentway kliniklerinde çene cerrahilerini bulabilirler.

Çenede Çıkan Kist İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Çeneden Çıkan Kist İçin Hangi Doktora Gitmeliyim, diye düşünen kişilerin çene cerrahisine gitmeleri gerekir. Kişilerin çenesinde birçok bakteri bulunur. Gözle görülmeyen ancak mikroskopla görülebilen bu mikroplar ağzımızda gün boyu bizimle beraberlerdir. Bu mikroorganizmalar kişinin ağız içini meşgul ederek kişinin ağzında çeşitli yara ve şişliklerin oluşmasına neden olur. Bu durum kişiye zamanla zarar verir.

Bu durum tıp biliminde çeneden çıkan kist yani çene kisti olarak geçer. Çene kistleri erken fark edildiğinde iyi bir sonuç elde edilir. Erken teşhisteki hastalık kişide iyi huylu olarak seyreder.

Erken teşhis edilen hastalık kişinin hayatını oldukça olumlu bir şekilde etkiler ve erken teşhisten sonra kişide gerekli test ve tetkiklerden sonra kişiye uygun tedavi ve yöntemler yapılır.,

Çene Kisti ve Operasyonu

Çene kisti rahatsızlığı olan kişiler tedavi olmaya gittikleri zaman hastaya test ve tetkiklerden yapılır. Bu testler cerrahi doktor tarafından incelenerek değerlendirme yapılır. Daha sonra kanal tedavisi uygulanarak anestezi işlemi uygulanarak kişinin diş eti uyuşturulur.

Uyuştuğuna emin olduktan sonra kişinin ameliyat işlemi uygulanır. Daha sonra ağrısız bir şekilde kişinin çenesinde bulunan kist alınır. Diş etinin altında bulunan kemik kaldırarak kişinin kist temizleme işi son bulur.

Çene Kisti İçin Önlem

Kişilerin ağız bakımlarına dikkat etmedikleri süreçte ortaya çıkan bir rahatsızlık olan çene kisti ortaya çıkar. Ağız içindeki deri bakteriler yüzünden yapması gereken işlevini yapamaz. Sigara ve diğer ağız sağlığını bozan yiyecek ve içecekler kişilerde çene kistine neden olduğu için kullanılmaları tavsiye edilmez.

Sağlıksız beslenme ve ağız sağlığını bozan gıdalar kişinin diş etlerinin kanamasına neden olur. Bunlar başlıca süt, peynir gibi protein ağırlıklı yiyeceklerdir. Ağız ve diş sağlığı için günde üç kez dişler düzenli bir şekilde fırçalanmalı ve tercih edilen fırçalar daima yumuşak bir yapıya sahip olmalıdırlar.

Çene Kisti ve Görünümü

Kişide ortaya çıkan çene kisti erken teşhis edildiği zaman yerinden çıkarılıp alınabilir. Ameliyat sonrası doktorun çenekistitedavisi olan hastasına verdiği ilaçlar mutlaka düzenli ve doğru şekilde almalıdırlar. Bununla beraber kişi ameliyat sonrasında da ağız ve diş sağlığına oldukça dikkat etmelidir. Aksi takdirde çene kisti tekrarlar ve hastada daha büyük yaralar ve daha büyük şişlikler meydana gelir.

Bu şiş ve yaralar kişinin günlük aktivelerini oldukça kısıtlar. Kişinin yemek yemesinive konuşmasını büyük ölçüde kısıtlar. Ağızda oluşan yara ve şişlikler kişiye estetik görüntü vermemekle birlikte kişi her aynaya baktığında görsel açıdan kendinde rahatsızlık duyduğu için bu piskolojik olarak kendini rahatsız hisseder. Kişinin özgüvenini elinden alan bu rahatsızlık kişiyi çenekistiameliyatıolmaya iter.

Çene kisti ameliyatını ve ameliyattan önceki sorunları yaşamamak adına kişi kendince tedbirlerini almalıdır. Kişi düzenli olarak ağız ve diş sağlığını ilgilendiren test ve tetkikler yaptırarak bunu uzman kişilere inceletmelilerdir.

Çene Kisti Çeşitleri

Kemik ya da yumuşak dokuda olup etrafı doku kaplı boşluklara kist ismi verilir. Kistler oluştukları ortamda zamanla yavaş yavaş büyüme kat ederler. Vücudumuzun hemen hemen her bölgesinden çıkan kistler kişinin çenesinde de çıkabilir.

Bu kiste özellikle ağız içinde oldukça sık rastlanırken patolojik bir etken olması da oldukça yüksek bir ihtimaldir. Çeneden çıkan kist genellikle dişlerden kaynaklı bir sorun iken bazı durumlarda ağız içindeki yumuşak dokulardan da meydana gelebilir.

Çeneden çıkan kist her kist gibi iyi huylu veya kötü huylu olarak değişebilir. Kişide görülen çene kistleri ilk başta iyi huylu gibi görünse de ilerleyen zamanlarda kötü huylu olur. Bu da kişinin sağlığına ve çene kaslarına oldukça ciddi zararlar verebilir.

Bunun için erken teşhis oldukça önemli olup kişinin sağlıklı ve kolay bir tedavi süreci yaşamasını sağlar. Çene kisti belirtilerini kendilerinde hissettikleri andan itibaren bir hekime gidip tedavi olmaları gerekir. Bu yüzden erken teşhis kişi ve kişinin sağlığı için oldukça önemlidir.

Çene Kistleri Nasıl Gelişebilmektedir?

Çene kistlerinin bazıları ağız içinde oluşurken bazı durumlarda tükürük bezleri sayesinde zamanla kendilerini gösterebilirler. Çeneden çıkan kist, çoğu zaman şiş halde ve bu şişlerse küçülüp büyüyen cinste kendilerini belli eder. Çene kisti problemi yaşayan kişilerde genel olarak ağız ve diş sağlığı problemleri de yaşanır.

Çene Kisti Belirtileri

Kişilerde ortaya çıkan çenede çıkan kistler kişiye günlük hayatlarında oldukça fazla sıkıntı yaşatırlar. İyi huylu ve kötü huylu olarak iki şekilde görülen bu çeneden çıkan kist belirtilerine oldukça dikkat etmek gerekir. Erken teşhis son derece önemli olup kişinin bütün sağlığını etkiler.

Çenede çıkan kistler kişide ilk başta herhangi bir semptom göstermez. Bununla beraber kişinin eline gelen birtakım şişlikler olur ve bu şişlikler zamanla kişinin alt dudağında uyuşukluğa ve hissizleşmeye neden olur. Daha sonra kişilerin yüzlerinde şişlikler meydana gelir.

Çenede meydana gelen kistler için kişiler hangi bölüm ve doktora gitmeliyim, diye büyük kaygı yaşarlar. Çenesinde kist çıkan kişiler öncelikle mutlaka deneyimli ve tecrübeli doktorların arayışına girmelidirler. Aksi takdirde kendi sağlıkları büyük ölçüde zarar görebilir.

Çenede çıkan kistler için en doğru doktor çene cerrahisidir. Çene cerrahını ise Dentway kliniklerinde bulmak mümkündür.

Amalgam Diş Dolgusu Nedir? Neden Sökümü Tavsiye Edilir?

Amalgam Diş Dolgusu Nedir, Neden Sökümü Tavsiye Edilir, konusu merak uyandırır. Diş sağlığının hayatımızdaki yeri oldukça önemlidir. Diş sağlığı olmadığı durumlarda pek çok sorun ile karşı karşıya kalabiliriz.

Bunlardan en önemlisi de sindirimle ilgili olan sorunlardır. Bu nedenden ötürü de diş sağlığımıza ve diş tedavilerine gereken önem ve özeni göstermemiz gerekir. Dolgu denilen diş tedavisi yöntemi çürümüş olan dişin tamamen çekilmesi yerine zarar görmüş kısmının oyma işlemi ile temizlenip ardından da oyulan yerin doldurulması işlemine verilen addır.

Amalgam diş dolgusu ise cıva denilen maddeden oluşan bir dolgudur. Halk arasında gümüş dolgu olarak da isimlendirilir. Cıva denilen elementin metal denilen element ile oluşturulması ile elde edilen bir dolgu türüdür. Bu doldu demir hariç diğer tüm metallerle cıvanın birleştirilmesi neticesinde elde edilir.

Bu maddelerin kullanılmasındaki en önemli ayrıntı aslında cıvanın güçlü bir element olmasından kaynaklanmaktadır. Bu elementin dayanıklı olması neticesinde dolgular güçlü dayanıklı ve kırılmaya karşı dirençli olur.

Amalgam Dolgusu İçerisinde Mevcut Olan Cıva Sağlığa Zarar Verir Mi?

Amalgam diş dolgusu denilen tedavi bundan yaklaşık 100-150 öncesinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu süreç içerisinde sürekli kendini geliştiren bir tedavi yöntemi olan bu dolgunun diş sağlığına hiçbir zararı olmaz. Çünkü cıva normalde zehirli bir madde olsa dahi diş dolgusunda kullanılırken diğer elementler ile birleşip zehirli olma özelliğini yitirir.

Amalgam Diş Dolgusu Tedavisi aNeden Tercih Edilir?

Amalgam diş dolgusu son zamanlara kadar en fazla tercih edilen diş dolgu tedavilerinden biri olmuştur. Bunun iki önemli nedeni bulunur. Bunlar; uzun süre dayanıklı maddelerden yapıldığı için dolgunun uzun süre kullanılabilir olması ve ikinci nedeni ise tabi ki ekonomik olmasıdır.

Diğer dolgu çeşitleri fiyat olarak amalgam diş dolgusuna oranla oldukça maliyetlidir. Maliyetinin dışında amalgam diş dolgusuna oranla tedavi süreci daha uzun olmakla birlikte diğer dolgu türlerinde işin daha özenli ve dikkatli yapılması kaçınılmazdır. Altın dolgu denilen dolgular da amalgam diş dolgusu gibi dayanıklıdır.

Ama bunun dışında diş dolgusu tedavisinde kullanılan yöntemler amalgam diş dolgusu kadar dayanıklı olmadığı için kullanım ömürleri de kısadır denilebilir.

Amalgam Dolgu Yaptırdıktan Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

– Her diş dolgusunda olduğu gibi amalgam diş dolgusu yapıldığı zaman da en az 2 saat boyunca herhangi bir yiyecek ya da herhangi bir içecek içilmemesi gerekir.

– Amalgam diş dolgusu uygulaması yapıldıktan sonra fındık fıstık leblebi ya da yeşil erik gibi sert ve dolguya baskı yapacak olan yiyeceklerden kaçınmanız tavsiye edilir.

– Dolgu işlemi yapıldıktan sonra bazı hekimler ertesi gün değerlendirme yapmak için tekrar hastasını görmek isteyebilir. Böyle bir durumda hekiminizin yönergelerini dinlemeniz önemlidir.

– Dolgu işlemi sonrasında mümkün olduğunca dolguya yapışacak yiyeceklerden uzak durmak faydanıza olacaktır. Örneğin sakız ya da jelibon gibi abur cuburlar dolgunuzun çıkmasına sebep verebilir.

Amalgam diş dolgusu işlemi yapıldıktan sonra tüm diş operasyonlarında da olduğu gibi sıcak ya da soğuk bir şeyler yiyip içtiğinizde sızlama yaşamanız muhtemeldir. Ama bu hassasiyet belli bir zaman aralığının ardından kaybolacaktır.

Amalgam Diş dolgusu Sökümü Nedir?

Amalgam denilen ve dişlerde kullanılan madde cıva elementi ve bazı demir harici metal elementlerin karıştırılması ile elde edilen bir dolgu malzemesidir. Her ne kadar dayanıklı bir dolgu çeşidi olsa da hastalar genel olarak içerisinde barındırmış olduğu cıvadan dolayı amalgam diş dolgusuna karşı önyargılı olabilir.

Amalgam diş dolgusunun yerini günümüzde beyaz dolgu olarak da adlandırılan kompozit diş dolguları almayı başarmıştır. Bunun iki nedeni bulunur. Beyaz dolgu dediğimiz dolgu görünüş olarak doğal diş görüntüsüne daha yakın olduğu için hem daha estetik durmakta hem de içerisinde cıva bulundurmaması sebebi ile daha fazla tercih edilmesine neden olur.

Amalgam Diş Dolgusu Yaptıranlar Dolgularını Söktürmeli midir?

Her dolgunun belli bir ömrü vardır. Ömrü dolduktan sonra kırılma düşme ya da çürüme tarzında şikayetler oluşur. Bu şikayetler sonucunda elbette ki amalgam diş dolgusu sökülmelidir. Çünkü eğer dolgunuzda sorun oluşmaya başlamış ise dolgunun içerisinde bulunan cıva elementi de zarar görmeye başladı demektir.

Eğer dolgunuzu söktürmeden kullanmaya devam ederseniz zarar görmeye başlayan cıva elementi bazı rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Amalgam diş dolgularının sökümü esnasında hekiminiz tarafından bazı önlem ve tedbirlerin alınması gerekir ki siz de bu tedbirlere bire bir uyum sağlamalısınız. Çünkü amalgam diş dolgusu söküm işlemi esnasında içerisinde bulunan cıva açığa çıkacaktır.

Bu cıvadan sağlığınızın zarar görmemesi adına önlemler alınması bir hayli önem arz eder. Amalgam diş dolgusunun yıprandığını düşünüyorsanız mutlaka bir diş hekimi ile görüşmenizde fayda vardır. Ama bu dolgunun sökümü için hekiminizle bir karar aldığınızda eğer gebelik durumu söz konusu ise yakınlarda bir ameliyat olmuş iseniz ya da bebeğinize süt veriyorsanız bu işlemi mutlaka ertelemeniz gerekir.

Amalgam Diş Dolgusunun Tarihi

Amalgam diş dolguları çok eski zamanlardan beri uygulanan bir tedavi yöntemidir. Dayanıklı olması ve ekonomik olması gibi etkenlerden ötürü uzun yıllar da kullanımı sürmüştür. Bu diş dolgusunu ilk deneyip kullanan topluluk Çinler olmuştur.

Bu tedavi yöntemi uygulamaya başlandığı zaman itibari ile sürekli tartışmalara neden olmuştur. Çünkü içerisinde bulunan cıva yüzünden ne kadar sık kullanılsa da akılda hep soru işareti bırakmıştır. Bazı milletler içerisinde bulunan cıva maddesi yüzünden amalgam diş dolgusu tedavisinde kullanılmak amacı ile cıva satışı yapılmasını yasaklamıştır.

Diş Eti ve Böbrek Hastalıkları Arasındaki Bağlantı Nedir?

İnsan vücudu adeta bir yapboz gibidir. İnsan vücudu içerisinde birçok doku ve organ vardır. Her organın kendisine özgü görevi vardır. Organlar, sorumlu oldukları görevleri diğer organlardan bağımsız olarak çalışıyor gibi görünse de aslında diğer organlardan bağımsız değildir. Tüm organların birbiri ile ilişkisi vardır.

İnsan vücudunda herhangi bir organın işlevini yerine getirememesi ya da hastalanması diğer organların da işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Bu durumlardan birisi de diş eti hastalıklarıdır. Diş eti hastalıkları baş göstermeye başladığında diş eti hastalıkları böbrek hastalıkları başta olmak üzere vücutta birçok hastalığın gelişmesine ortam hazırlar.

Sistemik hastalıklar arasında yer alan diş eti hastalıkları, uzun yıllar boyunca insanların çok sık karşılaştığı hastalıklardan birisi olmakla birlikte aynı zamanda çift yönlü bir ilişkiye sebebiyet veren hastalıklardan birisidir.

diş eti böbrek hastalıkları ilişkisi

Diş Etinde Bulunan Mikroorganizmaların Organlara Zararı

Diş eti hastalıklarına neden olan unsurlar aslında diş etinde bulunan mikroorganizmalardır. Diş etinde meydana gelen iltihap, beraberinde bağışıklık sistemini de olumsuz yönde etkiler. Bu sırada diş etinde hızlı şekilde çoğalan mikroorganizmalar, diş etinden kaynaklanıyor olsa da birçok organda mikrobiyal hastalıkları beraberinde getirir.

Diş etinde iltihaplanmaya neden olan mikroorganizmalar, dolaşım sistemi vasıtasıyla vücutta çoğalırken hem de aynı zamanda vücutta gezerek diğer organlara ulaşabilir. Tıp alanında septisemi veya diğer adı ile sepsis tabiri ile açıklanan mekanizmaya kanda bakteri olarak rastlanır. Özellikle bu mikroorganizmalar böbreklere ulaştığında ciddi hasarlara ve hastalıklara ortam hazırlar.

Diş eti Hastalıkları Böbrek Hastalıklarına Ortam Hazırlar

Diş eti iltihabı ile mikroorganizmalar birçok sistemik enflamasyona yani hastalıklara neden olur. Bu hastalıkların başında böbrek hastalıkları gelir. Ayrıca kalp ev damar hastalıkları, şeker hastalığı, gebelik komplikasyonları gibi hastalıkların temelinde de diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar yatar. Bu konuya yönelik yapılan tıbbi çalışmalar ve gözlemler diş eti hastalıklarının böbrek hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunu kanıtlamıştır.

Diş eti iltihabına neden olan mikroorganizmalar, kronik böbrek hastalıkları için ciddi bir risk oluşturur. Bu risk durumu yapılan tıbbi çalışmalar ile kanıtlanmış enflamasyonlardır. Diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar, böbreklerin doğal yapı ve sağlığına ciddi zararlar verir. Bu nedenle de böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi ile birlikte kronik böbrek hastalıklarına ortam hazırlar.

Böbrek Hastalıkları Diş Eti Sağlığını da Olumsuz Yönde Etkileyebilir

Böbrek hastalıkları başta olmak üzere bir çok sistemik hastalıkların temelinde diş eti hastalıklarının olduğu yönünde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde zararlı mikroorganizmalar nedeni ile oluşan diş eti hastalıklarının kronik yani sürekli böbrek hastalıklarının oluşmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda diş eti hastalıkları ile böbrek hastalıkları arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişki bağlamında her iki hastalık da bir diğerinin oluşmasında önemli rol oynar.

Enflamasyona neden olan zararlı mikroorganizmalar, böbrek hastalıklarına neden olabildiği gibi aynı zamanda böbreklerde meydana zararlı mikroorganizmalar da diş etinde iltihaplanmaya neden olan unsurlardır. Böbrek hastalıklarının oluşmasında diş eti hastalıkları ne kadar etkili ise aynı zamanda diş eti hastalıklarının oluşmasının temelinde de başta kronik böbrek hastalıkları olmak üzere birçok sistemik hastalıkların oluşmasına neden olur. Bu sebeplerden dolayı diş eti sağlığı hem ağız sağlığı hem de diğer organların sağlığı için düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.

Diş Eti Hastalıklarının Böbreklere Etkisi

Ağız içindeki bakteriler ya da diğer adı ile zararlı mikroorganizmalar, ağız sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi aynı zamanda böbrek sağlığını da doğrudan etkiler. Diş iltihabı ve diş çürükleri sonucunda meydana gelen bakteriler, dolaşım sistemi ile vücutta dolaşır ve böbreklere ulaştığında böbreklere yerleşerek burada enfeksiyonların oluşmasına yani böbrek hastalıklarının gelişmesine ortam hazırlar.

Şekerli ve nişastalı besinler tüketildiğinde diş etinde oluşmuş plaklar, şeker ve nişasta ile reaksiyona girerek asitlerin vücuda yayılmasına neden olur. Dişlerde plak oluşumu zaman içinde dişlerde oyuklara ve çürüklere neden olur. Diş oyuklarına ve diş çürüklerine neden olan bakteriler, kan yolu sayesinde vücutta gezmeye başlar ve böbreklere yerleşir. Bu durum sonucunda ise başta diyaliz hastalığı olmak üzere kronik böbrek hastalıklarının oluşmasına sebebiyet verir.

Ağız yolu ile vücuda giren zararlı bakteriler, vücudun bağışıklık sistemini kısa sürede büyük oranda zayıflatır ve böylece vücudu hastalıklara açık hale getirir. Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi çökmeye başladığında bu durumdan en fazla böbrekler etkilenir.

Kronik böbrek hastalıkları oluşan bir hastanın çene kemiği kaybı yaşama olasılığı oldukça yüksektir. Bu süreçte vücutta büyük oranda kalsiyum eksikliği meydana gelir. Kalsiyumun azalması, beraberinde diş etlerinin sağlığının bozulmasını ve diş kayıplarını getirir.

Böbrek hastalıkları olan kişiler diş eti hastalıkları yaşıyor ise bu durumda uzman doktora ayrıntılı bilgi mutlaka tedavi öncesinde verilmelidir. Bu süreçte vücut enfeksiyonlara karşı açık olacağından tedavi sürecinin olumsuz ilerlemesi ve daha büyük tahribatlara neden olması muhtemeldir.

Vücut sağlığı öncelikle ağızdan başlar. Diş eti sağlığının yerinde olması, diğer organların sağlığını da korumak anlamına gelir. Ancak diş etlerinin sağlığının bozulmuş olması ve ağız içinde zararlı mikroorganizmaların çoğalarak vücuda yayılması, böbrekler başta olmak üzere diğer organların sağlığını da tehdit eder.

Tam Diş Protezleri Tedavi Süresi Ne Kadar Sürer?

Diş problemleri, günümüzde birçok hastanın karşı karşıya kaldı ağız ve diş sağlığı problemleridir. Beslenmeyi doğrudan etkilene diş problemleri, aynı zamanda yaşam standartlarını da büyük oranda düşüren bir sağlık sorunudur. Çürükler ve son aşamada diş kaybı, ağız içinde estetik olmayan bir görünüm oluştururken aynı zamanda kişinin yiyecekleri öğütmesini de zorlaştıran bir durumdur.

Diş sağlığında meydana gelen problemleri rotadan kaldırmak için diş sağlığı alanında kullanılan birçok tedavi yöntemi vardır. Bu yöntemlerden birisi de diş kayıplarının çok fazla olduğu tam diş protezi yöntemidir.

Çürük, travma, kemik erimesi ve diş kaybı gibi sorunlara karşı uygulanan tam diş protezi; dudak ve yanaklarda dolgunluk sağlayarak ağızda hem genç hem de estetik bir görünüm sağlar. Bu tedavi yöntemi ile tüm dişlerin estetik bir dizilime sahip olması sağlanır ve gülüş estetiği oluşturulur.

Tam Diş Protezi Nedir?

Damaklı ya da total diş protezi olarak da bilinen tam diş protezi, çok fazla diş kaybı yaşayan hastalarda yaygın olarak tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisidir. Yaşanan diş kayıpları fazla olduğunda ağız içinde oluşan boşluklar hem estetik hem de işlevsel olarak kişiye rahatsızlık verir.

Dişler tüketilen yiyeceklerin öğütülmesi bakımından önemli işleve sahiptir. Ancak diş kayıpları yaşandığında ağız içinde boşluklar meydana geldiğinden yiyecekler bu boşluklara dolar ve yiyeceklerin öğütülmesi zor hale gelir.

Bu gibi durumlarda alt ve üst damaklara protezler yapılarak oluşan diş boşluklarının yeri doldurulur. Ayrıca çürümüş ve artık işlevini yerine getiremeyen dişlerin tedavisinde de tam diş protezleri kullanılabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Hastalara Uygulanır?

Tam diş protezi diğer adı ile total diş protezi; kemik erimesi, çürük ya da travma gibi sorunlar yaşayan hastalara uygulanabilen tedavi yöntemidir.Bu sorunlar neticesinde ağızda diş kaybı yaşandığında alt ve üst çeneye dokulardan destek alınan yapay dişler yani diş protezleri uygulanır.

Dudak ve yanak dolgunluğunu sağlayarak aynı zamanda ağızda estetik bir görünüm oluşturulmasını sağlayan tam diş protezi, yüzün genç bir görünüm almasını sağlar. Ancak tam diş protezleri, takıp çıkarılan bütün damak protezleridir. Bu özelliği nedeni ile bazı hastalar tarafından kullanımı zor olsa da ağızdaki varlığına alışıldığında kullanımı kolay ve temizliği pratiktir.

Tam diş protezi yaptıran hastaların protezlere uyum sağlayabilmesi için bir zaman dilimine ihtiyacı vardır. Bu alışma sürecinde ağız içinde yaralar ve çiğneme sırasında zorluklar yaşanabilir. Ancak hasta tam diş protezine tamamen uyum sağladığında kendi dişleri gibi rahatlıkla kullanabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Durumlarda Yapılır?

Tam diş protezi, her hastaya uygulanabilen bir yöntem olsa da hastanın belli başlı sorunları olması ve sağlık durumunun elverişli olması gereklidir. Bu durumlar doğrultusunda öncelikle kişinin ağzında hiç diş olmaması gereklidir. Çünkü tam diş protezleri, adından da anlaşılabileceği gibi tüm dişler için yapılan damaklı bir protezdir.

Tam diş protezi yapılacak olan hastanın ağız içinde yabancı maddelere karşı alerjisi olmaması gereklidir. Aksi takdirde tam diş protezleri ağız içinde yara ve iltihap gibi alerjik reaksiyonlara neden olacaktır. Uygulamaya geçilmeden önce hastaya mutlaka çene radyolojisi çekilir ve böylece çene yapısı incelenir. Hastanın çene yapısının tam diş protezine uygun olması da önemli durumlardan birisidir. Eğer çene kemiğinde aşınma, erime ya da deformasyon var ise bu gibi durumlarda da tam diş protezi uygulanamaz. Bu durumda hasta için başka tedavi yöntemleri değerlendirmeye alınır.

Tam diş protezi uygulaması öncesinde hastanın çene-yüz röntgeni çekilir. Röntgen sonucu elde edilen bulgular doğrultusunda hastanın çenesine ve yüz yapısına en uygun protez türü tercih edilir. Daha sonrasında hastanın ağız ölçüleri alınarak bu ölçüler doğrultusunda laboratuvar ortamında tam diş protezi yapılır.

Hazırlama aşamasında hasta birkaç kez provaya çağırılır ve tam diş protezinin hastanın ağız ölçülerine uyumlu olup olmadığı kontrol edilir. Protezin tamamlanması sonrasında ise hastaya tam diş protezi takılır.

Tam Diş Protezi Kaç Günde Yapılır?

Tam dip protezi, kişinin ağzı ve çene yapısına olarak özel olarak yapılan yani kişiye özel olan bir tedavi yöntemidir. Dolayısıyla da önce hastanın muayenesi yapılır ve daha sonrasında hastanın uygunluğu doğrultusunda ölçüleri alınarak tam dip protezi kişinin ölçüleri doğrultusunda üretilir.

Tam diş protezi öncesinde muayene, tetkikler, ölçü alımı ve protez yapımı gibi tüm işlemler ortalama olarak 5 seansta gerçekleştirilir. 5 seans ortalama olarak 2 haftaya tekabül eder. 2 hafta içinde hastanın tam diş protezi yapılmış olur. Bu süre hastaya bağlı olarak istisnai durumlarda az da olsa uzayabilir.

Tam Diş Protezi Nasıl Temizlenir?

Tam diş protezini uzun yıllar kaliteli şekilde kullanabilmek için temizlik ve bakımının özenli yapılması önemlidir. Bunun için de en doğru temizlik yöntemi tam diş protezinin akan suyun altında sabun ve diş fırçası ile yapılan temizliktir. Tam diş protezinin temizliğinde diş macunu kullanılmamalıdır. Temizlik, özel diş protezleri ile ya da diş fırçası ile yapılabilir.

Tam diş protezlerinin temizlik ve sterilizasyon işlemlerinde kesinlikle kaynar su kullanılmamalıdır. Ayrıca gece yatmadan önce protezler ağızdan çıkarılmalı ve kendi özel kutusunda muhafaza edilmelidir. Bu şekilde tam diş protezlerinin kullanım ömrü uzayacağı gibi ilk günkü kalitesi ile kullanım sağlanabilecektir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor? Dikkat Etmemiz Gerekenler

Tüketilen yiyecek ve içecekler diş sağlığı üzerinde doğrudan etkilidir. Dolayısıyla da diş bakımı ve temizliğine önem göstermek diş sağlığını korumakla birlikte aynı zamanda vücudun diğer organlarının sağlığını da korumakta büyük önem taşır.

Asitli yiyecekler, başta diş sağlığını olumsuz yönde etkilerken aynı zamanda birçok mide hastalıklarına davetiye çıkarır. Bağışıklık sistemini çökerten ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu oksijen oranını düşüren asitli gıdalar nedeni ile hücreler yenilenme ihtiyaçlarını gideremeyeceğinden işlevlerini yerine getiremez ve kanser hücrelerinin oluşmasına ortam hazırlar. Bununla birlikte minerallerim emini asitli gıdalar nedeni ile yavaşlar ve akabinde de birçok sağlık şikayeti baş göstermeye başlar.

Beslenme alışkanlıklarından asitli gıdaları tamamen çıkartmak, sağlığınıza yapabileceğiniz en büyük iyiliklerin başında gelir. Nitekim asitli yiyecek ve içecekler hem bağışıklık sistemine hem de diş sağlığına büyük zararlar verir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor?

Asitli Gıdalar Nelerdir?

Asitli gıdalar denildiğinde akla belli başlı gıdalar gelse de aslında bu kategori oldukça geniştir. Yapay tatlandırıcı ürünler, ilaçlar, biftek, keçi eti, buğday unu, beyaz un, beyaz un ile yapılan unlu mamuller, beyaz sirke, balık, yumurta, kanola yağı, avokado yağı, kahve, reçel, çikolata, zeytinyağı, tahin, yaban mersini, konserve meyveler, kuş üzümü, erik, sebzeler, buğday pastaları, mısır ve yulaf gibi besinler asit değeri yüksek olan besinlerdir.

Asit değeri yüksek olan gıdalar arasında elbette besin değeri yüksek olan gıdalar da fazladır. Fakat beslenme programını doğru düzenlemek ve bu gıda ürünlerini yeteri kadar aşırıya kaçmadan tüketmek önemlidir. Bununla birlikte bira, kola, likör, meşrubat, gazlı içecekler ve şarap gibi içecekler asitli içeceklerdir.

Asitli Gıdalar Diş Sağlığını Nasıl Etkiler?

Asitli yiyecek ve içecekler, yaş fark etmeksizin her yaştan bireyin diş sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır. Nitekim; tüketilen gıdalar ve özellikle içecekler ne kadar asitli ve gazlı ise diş mineleri de aynı oranda zayıflar ve güçsüz hale gelir.

Tıp alanında özellikle asitli içeceklerin diş sağlığına olan etkilerini saptayabilmek için araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre bir günde tüketilen 4 bardak asitli içeceğin 12 yaşındaki bireylerde dişlerde bozulmaya neden olma oranının %25,2, 14 yaş grubunda ise %51,3 olduğu saptanmıştır. Ayrıca ergenlik dönemindeki bireyler üzerinde yapılan aynı araştırmaların sonuçlarında ise bu oranların daha da arttığı ve artış oranının çok hızlı olduğu saptanmıştır.

Günümüzde her ne kadar asitli içeceklerin diş sağlığına olan olumsuz etkilerinden bahsedilse de buna karşın 14 yaş grubunda olan bireylerin ortalama %92’lik kısmının asitli içecekleri çok fazla tükettiği kanısına varılmıştır.

Tüketilen asitli içecekler mide başta olmak üzere birçok iç organa zarar verirken ilk olarak diş sağlığını olumsuz etkileyerek diş minesini zayıflatır ve dişlerde plak oluşumuna neden olarak diş çürümesi ile birlikte ileri zamanlarda diş kaybına ortam hazırlar.

Asitli Gıdalara Karşı Diş Sağlığını Korumak İçin Yapılması Gerekenler

Asitli gıdalar, diş minesini zayıflatan ve aynı zamanda dişlerin aşınmasına neden olan zararlı gıdalardır. Diş ve dit minesi sağlığına büyük zarar veren asitli gıdalar, aynı zamanda mideye de zarar vererek birçok mide hastalığına sebebiyet verir. Bu nedenle de olabildiğince beslenme alışkanlıklarında asitli içeceklerden ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Gazlı içecekler ve kahve gibi içecekler en fazla tüketilen ve aynı zamanda en zararlı olan asitli içeceklerin başında gelir.

Asitli gıdalar, dişlerde asit erozyonu olarak bilinen olaya neden olurken bu sorunlar diş kayıplarına kadar gidebilir. Bu sebeple de asitli gıdalar mümkün olduğunca tüketilmemeli ya da olabildiğince az tüketilmelidir. Eğer asitli gıdalar tüketiyorsanız sonrasında ağız ve diş bakımını itinalı şekilde yapmalısınız.

Asitli gıdalar tükettikten sonra dişlerin fırçalanması tamamen yanlış bir davranıştır. Asitli gıdalar tüketildikten sonra ağız için nötralize edilmesi yani ağzın eski tükürük ortamına geri kavuşturulması ve asidin ağızdan tükürükler sayesinde yok edilmesi sağlanır. Ağız içinin asitten arındırılması için şekersiz sakız çiğnenmelidir. Sakız çiğnemek, ağızdaki tükürük üretim hızını arttırır ve böylece ağız içindeki asidi temizler.

Asitli gıdaların tüketiminden sonra asitli olan diş minesini ve dişleri fırçalamak dişlerin aşınmasını ve diş minesinin zayıflamasına neden olacağından bu konuda yanlış uygulama yapılmamalıdır.

Asitli Gıdalar Dişlere Neden Zarar Verir?

Asit değeri yüksek olan gıdalar, tüketildiğinde hem dişlere hem de ağız yolundan geçtikten sonra mide ve diğer organlara ciddi zarar verir. Ancak özellikle dişler ve diş minesi asitli gıdalardan büyük oranda etkilenir.

Diş minesi, vücudun en güçlü yapısı olmakla birlikte aynı zamanda dişlerin aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı da korunmasını sağlar. Ancak asitli gıdalar tüketildiğinde diş minesinin güçlü yapısı zarar görmeye başlar. Zamanla da asit erozyonu meydana gelir ve dişler aşınmaya başlar.

Asit erozyonu; diş aşınması anlamına gelir. Asidin aşındırıcı etkisi sonucunda dişlerde ve diş minesinde kimyasal çözünmeler meydana gelir. Özellikle meyve suyu ve benzeri gibi asitli içecekler asit erozyonuna neden olan birincil gıdalardır.

Diş minesi, dişlerin diş tabakasını sarmalayan ve dış etkenlerden koruyan bir yapıdır. Asitli gıdaların tüketiminden sonra dişlerde sararma, aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı hassasiyet gibi zararlar verirken bu zararlar diş kaybına kadar gidebilir.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde emzik kullanımı konusu, bebeği olan ya da bebek sahibi olacak anne adayları için kafa karışıklığına neden olan konuların başında gelir. Emzik, sürekli anne memesi isteyen ve sürekli ağlayan bebeklerin rahatlaması için kullanılan etkili bir yöntem olsa da faydaları ve zararları konusunda günümüzde tartışma konusu haline gelmiştir.

Emziğin bir diğer faydası; uykuya dalmakta zorluk çeken bebeklerin uykuya geçişini kolaylaştırır. Ancak tüm bu durumlar sırasında emzik seçimi, emziğin nasıl kullanılması gerektiği ve en önemlisi de emziği bebeğin diş gelişimine etkisi gibi konular anneler tarafından sürekli araştırılan konu başlıklarıdır.

Bebeklere emzik verip vermeme konusunda birçok anne kararsızlık yaşayabilir. Emme refleksi, bebeğin doğuştan sahip olduğu bir reflekstir. Bebek hayatta kalmak ve kendisini güvende hissetmek için sürekli emmek ister. Özellikle 3. aydan sonra bebeklerde emme refleksinin zirveye ulaştığı görülür. İşte bu noktada annelerin bebeklerine emzik verip vermeme konusunda en doğru kararı vermesi gerekir. Bu konuda birçok farklı uzmanın görüşü vardır.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde Emzik Kullanılmalı mı?

Yeni doğan bir bebek ile anne arasında iletişimi ve güven duygusunu kurabilmenin temel yolu annenin bebeği emzirmesi ve ten temasının sağlanmasıdır. Eğer anne, bebeğe emzik verecekse bile bu süreç kesinlikle bebeğin anne memesine uyum sağlamadan başlatılmamalıdır. Bebek, emzikten önce annesinin memesine alışmalı ve anne memesini kavramalıdır.

Özellikle yeni doğan bir bebek, anne memesinden önce emziğe alışır ise daha sonrasında memeyi reddedebilir. Memeye alışan bir bebeğe ise isteğe bağlı olarak emzik kullanılabilir. Ancak emzik seçimi ve dikkat edilmesi gerekenler konusunda anneler bilinçli davranmalıdır.

Bebekler dünyaya emme refleksi ile gelir. Bu nedenle de bebeklere emzik vermek, kendilerini güvende hissetmelerine ve dolayısıyla da daha huzurlu olurlar. Hatta aynı doğan ve emzik verilmeyen bebeklerin birçoğunun emme refleksini giderebilmek için başparmaklarını emdikleri çok sık gözlenen bir durumdur.

Bebeğe Emzik Ne Zaman Verilmeli?

Doğru tercih edilmiş emzik, doğru zamanda bebeğe verilebilir. Ancak sonradan meme reddi yaşanmaması için öncelikle bebeğin annesinin memesine uyum sağlamış olması gerekir. Aktif olarak anne memesini emen bebeklere hemen emzik verilebilir.

Bebeğe emzik vermenin erteleneceği zaman dilimlerinden birisi de kilo alımıdır. Eğer bebeğin kilo alımı az ise bu durumda da bebeğe emzik vermek, bebeğin iştahının daha da azalmasına ve meme emememesine neden olur.

Bebeklerin emzik kullanmaya başlaması için en uygun zaman anne memesini kavradığı ve anne memesini emmeye alıştığı zamandır. Özellikle 3 ila 4. Aylarda bebeğin emme refleksi zirveye ulaşır. Bu nedenle de eğer bebeklere emzik verilecek ise memeye alıştıktan sonra 3 aylıkken başlanmalıdır. Ancak bu süreç her bebeğe göre farklılık göstereceğinden kesin ve net bir zaman dilimi söylemek mümkün değildir.

Emzik Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeğini emzik kullanımını alıştıracak olan annelerin bu süreçte bir takım hususlara dikkat edilmesi gereklidir. Yanlış davranışlar ve yanlış emzik seçimi bebeğin özellikle ağız ve diş sağlığına ciddi zararlar verebilir. Bu doğrultuda uzmanlara göre emzik kullanılırken şu hususlara dikkat edilmelidir;

– Tamamen kauçuk malzemesinden üretilmiş doğal emzikler tercih edilmelidir. Özellikle diş çıkaran bebeklerin sadece kauçuk emzik kullanmasına özen gösterilmelidir.

– Elde yıkanan emziklerde tam hijyen sağlanamaz. Bu nedenle de bulaşık makinesinde yıkanabilen emzikler tercih edilmelidir.

– Deforme olan, yırtılan ya da üzerinde delikler açılan emziklerin kullanımına devam edilmemelidir.

– Emzik, her kullanım öncesinde mutlaka sıcak su ile sterilize edilmelidir.

– Emzikler uzun süreli kullanılmamalıdır. Sık sık değiştirilmelidir.

– Şekerli gıdalar bebeğin diş sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğinden emzik verilirken şekerli gıdalar sürülmemelidir.

– 1 yaşından küçük olan bebeklere damaksız emzikler tercih edilmelidir. Emzik tercihi yapılırken bebeğin yaşı ve ağız yapısı dikkate alınmalıdır.

– Emzik tercihi yaparken çabuk kırılabilecek dayanıksız malzemelerden yapılmış emzikler tercih edilmemelidir.

Emzik Kullanımı Diş Yapısını Bozar Mı?

Emzik kullanımı, birçok anne tarafından tercih edilen bir durumdur. Emme refleksinin son derece güçlü olan bebeklerde uykuya geçişi kolaylaştırmak ve bebeği sakinleştirmek için annelerin tercih ettiği yöntemlerin başında emzik kullanımı gelir. Ancak günümüzde emzik kullanımının zararlı olup olmadığına yönelik birçok tartışmalar vardır.

Bazı uzmanlar emzik kullanımının zararlı olmadığını savunurken bazı uzmanlar ise emziğin zararlarının altını çizer. Ancak doğru zaman diliminde doğru tercih yapılarak emzik kullanımı genellikle uzmanların onay verdiği bir durumdur.

Emzik kullanımı denildiğinde tüm anneler, emziğin bebeğin diş yapısını bozup bozmadığı konusunda ikilemde kalır.

Bebekler emzik emerken ön dişlerini dili ile öne doğru itme hareketi yapar. Bu hareket sonucunda ön ve üst dişler ileri hareket ederken alt dişler de arkaya doğru gider. Bebek ne kadar uzun emzik emerse ön ve arka çene arasındaki mesafe de o kadar geniş olur. Bu nedenle bebeklerin emzik kullanımını en geç 2 yaşında sonlandırılmalıdır.

2 yaşından önce emzik kullanımını bırakan bebeklerde ön ve arka çene arasındaki mesafe kendiliğinden kapanır. Ancak emzik kullanımı 2 yaşından sonra da devam ederse ve 3,5-4 yaşına kadar devam ederse bu noktada ön ve arka çene arasındaki mesafe kalıcı şekilde artacağından bebeğin dişlerine büyük zararlar verebilir. Bu durum sonucunda bebeğin üst dişleri V şeklini alarak bozuk bir yapıya sahip hale gelir.

AĞRIYAN DİŞ ÇEKİLİR Mİ? DİŞ AĞRISININ SEBEPLERİ NELERDİR?

Ağrıyan Diş Çekilir mi? Yaşam kalitemizi düşüren, çoğu zaman katlanılmaz bir hale getirerek uykusuz geceler geçirmemize neden olan diş ağrısının sebepleri nelerdir? Diş ağrısı tedavisi ve çözüm yolları hangileridir? Bu yazımızda ağrıyan diş problemi hakkında önemli detayları sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Diş Neden Ağrır?

Ağrıyan diş çekilir mi, sorusunun yanıtına geçmeden önce diş ağrısının nedenleri üzerine bilgi sahibi olmamız yararlı olacaktır. Bilindiği gibi ağrıyan dişler genellikle çürüme sorunu yaşayan dişlerdir. Çürüğün oluşmasındaki başlıca neden ise dişte meydana gelen enfeksiyon sorunudur. İltihap problemi olan dişler zaman içinde ağrılara ve hassasiyete neden olur. Bu ağrılar ise en çok geceleri yaşanır.

İlerleyen iltihap diş içinde bulunan, sinirlerin olduğu bölgeyi etkileyecektir. Sinir üzerindeki baskı kişinin acıyı sürekli olarak hissetmesine neden olur. Bazı ağrılar ise kişiyi fazla rahatsız etmez ve genellikle bazı yöntemlerle kolayca giderilebilir. Bu tür ağrılar genellikle diş etinde meydana gelen sorunlarla bağlantılıdır. Kişinin normal yaşamına devam etmesini engelleyen ağrı ve zonklamalar söz konusuysa, mutlaka hekime başvurarak tedavi görmesi yararlı olacaktır.

Diş ağrısının sebeplerini daha iyi anlamak için dişin yapısını anlamamız gerekir. Diş içinde “Pulpa” adı verilen bir bölüm bulunmaktadır. Yumuşak dokuya sahip Pulpa içinde dişi besleyen damarlar ve sinirler yer alır. Bu bölgedeki sinirlerin zarar gördüğü durumlarda ağrı hissi ortaya çıkar. Diş sinirleri bakteriler nedeniyle veya farklı fiziksel nedenlerle zarar görebilir. Diş sinirlerine zarar vererek ağrıya neden olan en yaygın sebep ise iltihaptır.

Yoğun ağrılar, diş sinirlerinin etkilenmesinden dolayı oluşsa da, burada dikkat edilmesi gerekilen enfeksiyon olup olmadığıdır. Ağrı dayanılmaz boyutlarda yaşanabilir. Ancak insan sağlığına zarar verebilecek olan ağrı değil o bölgedeki iltihaptır. Tedavi görmeyen iltihap zaman içinde yayılabilir ve kişide farklı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bundan dolayı çürük veya apseli dişlerin acilen tedavi edilmesi gerekir.

Diş Ağrısının Sebepleri

Yukarıda diş ağrısının ortaya çıkış aşamasını kısaca aktardık. Diş ağrılarının hangi durumlarda oluşabileceğini maddeler halinde sıralamaya çalışalım:

– Dişlerde meydana gelen kırık veya çatlak durumlarında

– Çürümüş dişlerde

– Düşen, yıpranan veya çıkan dolgularda

– Enfeksiyona bağlı apse rahatsızlıklarında

– Diş etinde meydana gelmiş tahriş ve enfeksiyonlarda

– Gömülü diş sorunlarında veya çıkmayan yirmi yaş dişlerinde

– Diş gıcırdatma veya aşırı sıkma gibi kişisel alışkanlık durumlarında

– Sinüzit rahatsızlığında

Diş Ağrısı Nasıl Geçer?

Diş ağrısı dayanılmaz boyutlarda olduğunda kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyecektir. Özellikle geceleri, çürük ve iltihaba bağlı dişlerde daha şiddetli hale gelir. Kan basıncı ve hormon salgılamaları gece artacağı için bu ağrı ve zonklamalar çok daha fazla görülür. Diş ağırsını durdurmak için en fazla tercih edilen yöntem ağrı kesici almaktır. Ancak bu geçici bir çözümdür. Ağrıyan dişin tedavisi için geç olmadan hekime başvurulması önemlidir.

Geçici çözümler yerine diş hekiminizle görüşmeniz ve sorunlu dişleri tedavi ettirmeniz atılacak en doğru adımdır.

Ağrıyan Diş Çekilir mi?

İltihaplanmış veya apse oluşumu gözlenen dişlerde çekim işlemi söz konusu olduğunda, enfeksiyonların vücuda kan yoluyla geçme olasılığı vardır. Fakat bu her zaman geçerli olmayabilir. Dişin çekilip çekilmeyeceği hekiminizin kararına bağlıdır. Ağrıyan diş tedavisi yöntemleri uygulanarak kanal tedavisi veya dolgu gibi çözümler bulunabilir. Sorunlu dişin mutlaka çekilmesi gerekirse hekiminiz size belirli bir süre antibiyotik kullanımı önerebilir. Antibiyotik kullanan hastaların dişi birkaç gün veya bir hafta sonra çekilebilir.