Çenede Çıkan Kist İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Çeneden Çıkan Kist İçin Hangi Doktora Gitmeliyim, diye düşünen kişilerin çene cerrahisine gitmeleri gerekir. Kişilerin çenesinde birçok bakteri bulunur. Gözle görülmeyen ancak mikroskopla görülebilen bu mikroplar ağzımızda gün boyu bizimle beraberlerdir. Bu mikroorganizmalar kişinin ağız içini meşgul ederek kişinin ağzında çeşitli yara ve şişliklerin oluşmasına neden olur. Bu durum kişiye zamanla zarar verir.

Bu durum tıp biliminde çeneden çıkan kist yani çene kisti olarak geçer. Çene kistleri erken fark edildiğinde iyi bir sonuç elde edilir. Erken teşhisteki hastalık kişide iyi huylu olarak seyreder.

Erken teşhis edilen hastalık kişinin hayatını oldukça olumlu bir şekilde etkiler ve erken teşhisten sonra kişide gerekli test ve tetkiklerden sonra kişiye uygun tedavi ve yöntemler yapılır.,

Çene Kisti ve Operasyonu

Çene kisti rahatsızlığı olan kişiler tedavi olmaya gittikleri zaman hastaya test ve tetkiklerden yapılır. Bu testler cerrahi doktor tarafından incelenerek değerlendirme yapılır. Daha sonra kanal tedavisi uygulanarak anestezi işlemi uygulanarak kişinin diş eti uyuşturulur.

Uyuştuğuna emin olduktan sonra kişinin ameliyat işlemi uygulanır. Daha sonra ağrısız bir şekilde kişinin çenesinde bulunan kist alınır. Diş etinin altında bulunan kemik kaldırarak kişinin kist temizleme işi son bulur.

Çene Kisti İçin Önlem

Kişilerin ağız bakımlarına dikkat etmedikleri süreçte ortaya çıkan bir rahatsızlık olan çene kisti ortaya çıkar. Ağız içindeki deri bakteriler yüzünden yapması gereken işlevini yapamaz. Sigara ve diğer ağız sağlığını bozan yiyecek ve içecekler kişilerde çene kistine neden olduğu için kullanılmaları tavsiye edilmez.

Sağlıksız beslenme ve ağız sağlığını bozan gıdalar kişinin diş etlerinin kanamasına neden olur. Bunlar başlıca süt, peynir gibi protein ağırlıklı yiyeceklerdir. Ağız ve diş sağlığı için günde üç kez dişler düzenli bir şekilde fırçalanmalı ve tercih edilen fırçalar daima yumuşak bir yapıya sahip olmalıdırlar.

Çene Kisti ve Görünümü

Kişide ortaya çıkan çene kisti erken teşhis edildiği zaman yerinden çıkarılıp alınabilir. Ameliyat sonrası doktorun çenekistitedavisi olan hastasına verdiği ilaçlar mutlaka düzenli ve doğru şekilde almalıdırlar. Bununla beraber kişi ameliyat sonrasında da ağız ve diş sağlığına oldukça dikkat etmelidir. Aksi takdirde çene kisti tekrarlar ve hastada daha büyük yaralar ve daha büyük şişlikler meydana gelir.

Bu şiş ve yaralar kişinin günlük aktivelerini oldukça kısıtlar. Kişinin yemek yemesinive konuşmasını büyük ölçüde kısıtlar. Ağızda oluşan yara ve şişlikler kişiye estetik görüntü vermemekle birlikte kişi her aynaya baktığında görsel açıdan kendinde rahatsızlık duyduğu için bu piskolojik olarak kendini rahatsız hisseder. Kişinin özgüvenini elinden alan bu rahatsızlık kişiyi çenekistiameliyatıolmaya iter.

Çene kisti ameliyatını ve ameliyattan önceki sorunları yaşamamak adına kişi kendince tedbirlerini almalıdır. Kişi düzenli olarak ağız ve diş sağlığını ilgilendiren test ve tetkikler yaptırarak bunu uzman kişilere inceletmelilerdir.

Çene Kisti Çeşitleri

Kemik ya da yumuşak dokuda olup etrafı doku kaplı boşluklara kist ismi verilir. Kistler oluştukları ortamda zamanla yavaş yavaş büyüme kat ederler. Vücudumuzun hemen hemen her bölgesinden çıkan kistler kişinin çenesinde de çıkabilir.

Bu kiste özellikle ağız içinde oldukça sık rastlanırken patolojik bir etken olması da oldukça yüksek bir ihtimaldir. Çeneden çıkan kist genellikle dişlerden kaynaklı bir sorun iken bazı durumlarda ağız içindeki yumuşak dokulardan da meydana gelebilir.

Çeneden çıkan kist her kist gibi iyi huylu veya kötü huylu olarak değişebilir. Kişide görülen çene kistleri ilk başta iyi huylu gibi görünse de ilerleyen zamanlarda kötü huylu olur. Bu da kişinin sağlığına ve çene kaslarına oldukça ciddi zararlar verebilir.

Bunun için erken teşhis oldukça önemli olup kişinin sağlıklı ve kolay bir tedavi süreci yaşamasını sağlar. Çene kisti belirtilerini kendilerinde hissettikleri andan itibaren bir hekime gidip tedavi olmaları gerekir. Bu yüzden erken teşhis kişi ve kişinin sağlığı için oldukça önemlidir.

Çene Kistleri Nasıl Gelişebilmektedir?

Çene kistlerinin bazıları ağız içinde oluşurken bazı durumlarda tükürük bezleri sayesinde zamanla kendilerini gösterebilirler. Çeneden çıkan kist, çoğu zaman şiş halde ve bu şişlerse küçülüp büyüyen cinste kendilerini belli eder. Çene kisti problemi yaşayan kişilerde genel olarak ağız ve diş sağlığı problemleri de yaşanır.

Çene Kisti Belirtileri

Kişilerde ortaya çıkan çenede çıkan kistler kişiye günlük hayatlarında oldukça fazla sıkıntı yaşatırlar. İyi huylu ve kötü huylu olarak iki şekilde görülen bu çeneden çıkan kist belirtilerine oldukça dikkat etmek gerekir. Erken teşhis son derece önemli olup kişinin bütün sağlığını etkiler.

Çenede çıkan kistler kişide ilk başta herhangi bir semptom göstermez. Bununla beraber kişinin eline gelen birtakım şişlikler olur ve bu şişlikler zamanla kişinin alt dudağında uyuşukluğa ve hissizleşmeye neden olur. Daha sonra kişilerin yüzlerinde şişlikler meydana gelir.

Çenede meydana gelen kistler için kişiler hangi bölüm ve doktora gitmeliyim, diye büyük kaygı yaşarlar. Çenesinde kist çıkan kişiler öncelikle mutlaka deneyimli ve tecrübeli doktorların arayışına girmelidirler. Aksi takdirde kendi sağlıkları büyük ölçüde zarar görebilir.

Çenede çıkan kistler için en doğru doktor çene cerrahisidir. Çene cerrahını ise Dentway kliniklerinde bulmak mümkündür.

Diş Eti ve Böbrek Hastalıkları Arasındaki Bağlantı Nedir?

İnsan vücudu adeta bir yapboz gibidir. İnsan vücudu içerisinde birçok doku ve organ vardır. Her organın kendisine özgü görevi vardır. Organlar, sorumlu oldukları görevleri diğer organlardan bağımsız olarak çalışıyor gibi görünse de aslında diğer organlardan bağımsız değildir. Tüm organların birbiri ile ilişkisi vardır.

İnsan vücudunda herhangi bir organın işlevini yerine getirememesi ya da hastalanması diğer organların da işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Bu durumlardan birisi de diş eti hastalıklarıdır. Diş eti hastalıkları baş göstermeye başladığında diş eti hastalıkları böbrek hastalıkları başta olmak üzere vücutta birçok hastalığın gelişmesine ortam hazırlar.

Sistemik hastalıklar arasında yer alan diş eti hastalıkları, uzun yıllar boyunca insanların çok sık karşılaştığı hastalıklardan birisi olmakla birlikte aynı zamanda çift yönlü bir ilişkiye sebebiyet veren hastalıklardan birisidir.

diş eti böbrek hastalıkları ilişkisi

Diş Etinde Bulunan Mikroorganizmaların Organlara Zararı

Diş eti hastalıklarına neden olan unsurlar aslında diş etinde bulunan mikroorganizmalardır. Diş etinde meydana gelen iltihap, beraberinde bağışıklık sistemini de olumsuz yönde etkiler. Bu sırada diş etinde hızlı şekilde çoğalan mikroorganizmalar, diş etinden kaynaklanıyor olsa da birçok organda mikrobiyal hastalıkları beraberinde getirir.

Diş etinde iltihaplanmaya neden olan mikroorganizmalar, dolaşım sistemi vasıtasıyla vücutta çoğalırken hem de aynı zamanda vücutta gezerek diğer organlara ulaşabilir. Tıp alanında septisemi veya diğer adı ile sepsis tabiri ile açıklanan mekanizmaya kanda bakteri olarak rastlanır. Özellikle bu mikroorganizmalar böbreklere ulaştığında ciddi hasarlara ve hastalıklara ortam hazırlar.

Diş eti Hastalıkları Böbrek Hastalıklarına Ortam Hazırlar

Diş eti iltihabı ile mikroorganizmalar birçok sistemik enflamasyona yani hastalıklara neden olur. Bu hastalıkların başında böbrek hastalıkları gelir. Ayrıca kalp ev damar hastalıkları, şeker hastalığı, gebelik komplikasyonları gibi hastalıkların temelinde de diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar yatar. Bu konuya yönelik yapılan tıbbi çalışmalar ve gözlemler diş eti hastalıklarının böbrek hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunu kanıtlamıştır.

Diş eti iltihabına neden olan mikroorganizmalar, kronik böbrek hastalıkları için ciddi bir risk oluşturur. Bu risk durumu yapılan tıbbi çalışmalar ile kanıtlanmış enflamasyonlardır. Diş etinde meydana gelen mikroorganizmalar, böbreklerin doğal yapı ve sağlığına ciddi zararlar verir. Bu nedenle de böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi ile birlikte kronik böbrek hastalıklarına ortam hazırlar.

Böbrek Hastalıkları Diş Eti Sağlığını da Olumsuz Yönde Etkileyebilir

Böbrek hastalıkları başta olmak üzere bir çok sistemik hastalıkların temelinde diş eti hastalıklarının olduğu yönünde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde zararlı mikroorganizmalar nedeni ile oluşan diş eti hastalıklarının kronik yani sürekli böbrek hastalıklarının oluşmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda diş eti hastalıkları ile böbrek hastalıkları arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişki bağlamında her iki hastalık da bir diğerinin oluşmasında önemli rol oynar.

Enflamasyona neden olan zararlı mikroorganizmalar, böbrek hastalıklarına neden olabildiği gibi aynı zamanda böbreklerde meydana zararlı mikroorganizmalar da diş etinde iltihaplanmaya neden olan unsurlardır. Böbrek hastalıklarının oluşmasında diş eti hastalıkları ne kadar etkili ise aynı zamanda diş eti hastalıklarının oluşmasının temelinde de başta kronik böbrek hastalıkları olmak üzere birçok sistemik hastalıkların oluşmasına neden olur. Bu sebeplerden dolayı diş eti sağlığı hem ağız sağlığı hem de diğer organların sağlığı için düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.

Diş Eti Hastalıklarının Böbreklere Etkisi

Ağız içindeki bakteriler ya da diğer adı ile zararlı mikroorganizmalar, ağız sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi aynı zamanda böbrek sağlığını da doğrudan etkiler. Diş iltihabı ve diş çürükleri sonucunda meydana gelen bakteriler, dolaşım sistemi ile vücutta dolaşır ve böbreklere ulaştığında böbreklere yerleşerek burada enfeksiyonların oluşmasına yani böbrek hastalıklarının gelişmesine ortam hazırlar.

Şekerli ve nişastalı besinler tüketildiğinde diş etinde oluşmuş plaklar, şeker ve nişasta ile reaksiyona girerek asitlerin vücuda yayılmasına neden olur. Dişlerde plak oluşumu zaman içinde dişlerde oyuklara ve çürüklere neden olur. Diş oyuklarına ve diş çürüklerine neden olan bakteriler, kan yolu sayesinde vücutta gezmeye başlar ve böbreklere yerleşir. Bu durum sonucunda ise başta diyaliz hastalığı olmak üzere kronik böbrek hastalıklarının oluşmasına sebebiyet verir.

Ağız yolu ile vücuda giren zararlı bakteriler, vücudun bağışıklık sistemini kısa sürede büyük oranda zayıflatır ve böylece vücudu hastalıklara açık hale getirir. Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi çökmeye başladığında bu durumdan en fazla böbrekler etkilenir.

Kronik böbrek hastalıkları oluşan bir hastanın çene kemiği kaybı yaşama olasılığı oldukça yüksektir. Bu süreçte vücutta büyük oranda kalsiyum eksikliği meydana gelir. Kalsiyumun azalması, beraberinde diş etlerinin sağlığının bozulmasını ve diş kayıplarını getirir.

Böbrek hastalıkları olan kişiler diş eti hastalıkları yaşıyor ise bu durumda uzman doktora ayrıntılı bilgi mutlaka tedavi öncesinde verilmelidir. Bu süreçte vücut enfeksiyonlara karşı açık olacağından tedavi sürecinin olumsuz ilerlemesi ve daha büyük tahribatlara neden olması muhtemeldir.

Vücut sağlığı öncelikle ağızdan başlar. Diş eti sağlığının yerinde olması, diğer organların sağlığını da korumak anlamına gelir. Ancak diş etlerinin sağlığının bozulmuş olması ve ağız içinde zararlı mikroorganizmaların çoğalarak vücuda yayılması, böbrekler başta olmak üzere diğer organların sağlığını da tehdit eder.

Tam Diş Protezleri Tedavi Süresi Ne Kadar Sürer?

Diş problemleri, günümüzde birçok hastanın karşı karşıya kaldı ağız ve diş sağlığı problemleridir. Beslenmeyi doğrudan etkilene diş problemleri, aynı zamanda yaşam standartlarını da büyük oranda düşüren bir sağlık sorunudur. Çürükler ve son aşamada diş kaybı, ağız içinde estetik olmayan bir görünüm oluştururken aynı zamanda kişinin yiyecekleri öğütmesini de zorlaştıran bir durumdur.

Diş sağlığında meydana gelen problemleri rotadan kaldırmak için diş sağlığı alanında kullanılan birçok tedavi yöntemi vardır. Bu yöntemlerden birisi de diş kayıplarının çok fazla olduğu tam diş protezi yöntemidir.

Çürük, travma, kemik erimesi ve diş kaybı gibi sorunlara karşı uygulanan tam diş protezi; dudak ve yanaklarda dolgunluk sağlayarak ağızda hem genç hem de estetik bir görünüm sağlar. Bu tedavi yöntemi ile tüm dişlerin estetik bir dizilime sahip olması sağlanır ve gülüş estetiği oluşturulur.

Tam Diş Protezi Nedir?

Damaklı ya da total diş protezi olarak da bilinen tam diş protezi, çok fazla diş kaybı yaşayan hastalarda yaygın olarak tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisidir. Yaşanan diş kayıpları fazla olduğunda ağız içinde oluşan boşluklar hem estetik hem de işlevsel olarak kişiye rahatsızlık verir.

Dişler tüketilen yiyeceklerin öğütülmesi bakımından önemli işleve sahiptir. Ancak diş kayıpları yaşandığında ağız içinde boşluklar meydana geldiğinden yiyecekler bu boşluklara dolar ve yiyeceklerin öğütülmesi zor hale gelir.

Bu gibi durumlarda alt ve üst damaklara protezler yapılarak oluşan diş boşluklarının yeri doldurulur. Ayrıca çürümüş ve artık işlevini yerine getiremeyen dişlerin tedavisinde de tam diş protezleri kullanılabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Hastalara Uygulanır?

Tam diş protezi diğer adı ile total diş protezi; kemik erimesi, çürük ya da travma gibi sorunlar yaşayan hastalara uygulanabilen tedavi yöntemidir.Bu sorunlar neticesinde ağızda diş kaybı yaşandığında alt ve üst çeneye dokulardan destek alınan yapay dişler yani diş protezleri uygulanır.

Dudak ve yanak dolgunluğunu sağlayarak aynı zamanda ağızda estetik bir görünüm oluşturulmasını sağlayan tam diş protezi, yüzün genç bir görünüm almasını sağlar. Ancak tam diş protezleri, takıp çıkarılan bütün damak protezleridir. Bu özelliği nedeni ile bazı hastalar tarafından kullanımı zor olsa da ağızdaki varlığına alışıldığında kullanımı kolay ve temizliği pratiktir.

Tam diş protezi yaptıran hastaların protezlere uyum sağlayabilmesi için bir zaman dilimine ihtiyacı vardır. Bu alışma sürecinde ağız içinde yaralar ve çiğneme sırasında zorluklar yaşanabilir. Ancak hasta tam diş protezine tamamen uyum sağladığında kendi dişleri gibi rahatlıkla kullanabilir.

Tam Diş Protezi Hangi Durumlarda Yapılır?

Tam diş protezi, her hastaya uygulanabilen bir yöntem olsa da hastanın belli başlı sorunları olması ve sağlık durumunun elverişli olması gereklidir. Bu durumlar doğrultusunda öncelikle kişinin ağzında hiç diş olmaması gereklidir. Çünkü tam diş protezleri, adından da anlaşılabileceği gibi tüm dişler için yapılan damaklı bir protezdir.

Tam diş protezi yapılacak olan hastanın ağız içinde yabancı maddelere karşı alerjisi olmaması gereklidir. Aksi takdirde tam diş protezleri ağız içinde yara ve iltihap gibi alerjik reaksiyonlara neden olacaktır. Uygulamaya geçilmeden önce hastaya mutlaka çene radyolojisi çekilir ve böylece çene yapısı incelenir. Hastanın çene yapısının tam diş protezine uygun olması da önemli durumlardan birisidir. Eğer çene kemiğinde aşınma, erime ya da deformasyon var ise bu gibi durumlarda da tam diş protezi uygulanamaz. Bu durumda hasta için başka tedavi yöntemleri değerlendirmeye alınır.

Tam diş protezi uygulaması öncesinde hastanın çene-yüz röntgeni çekilir. Röntgen sonucu elde edilen bulgular doğrultusunda hastanın çenesine ve yüz yapısına en uygun protez türü tercih edilir. Daha sonrasında hastanın ağız ölçüleri alınarak bu ölçüler doğrultusunda laboratuvar ortamında tam diş protezi yapılır.

Hazırlama aşamasında hasta birkaç kez provaya çağırılır ve tam diş protezinin hastanın ağız ölçülerine uyumlu olup olmadığı kontrol edilir. Protezin tamamlanması sonrasında ise hastaya tam diş protezi takılır.

Tam Diş Protezi Kaç Günde Yapılır?

Tam dip protezi, kişinin ağzı ve çene yapısına olarak özel olarak yapılan yani kişiye özel olan bir tedavi yöntemidir. Dolayısıyla da önce hastanın muayenesi yapılır ve daha sonrasında hastanın uygunluğu doğrultusunda ölçüleri alınarak tam dip protezi kişinin ölçüleri doğrultusunda üretilir.

Tam diş protezi öncesinde muayene, tetkikler, ölçü alımı ve protez yapımı gibi tüm işlemler ortalama olarak 5 seansta gerçekleştirilir. 5 seans ortalama olarak 2 haftaya tekabül eder. 2 hafta içinde hastanın tam diş protezi yapılmış olur. Bu süre hastaya bağlı olarak istisnai durumlarda az da olsa uzayabilir.

Tam Diş Protezi Nasıl Temizlenir?

Tam diş protezini uzun yıllar kaliteli şekilde kullanabilmek için temizlik ve bakımının özenli yapılması önemlidir. Bunun için de en doğru temizlik yöntemi tam diş protezinin akan suyun altında sabun ve diş fırçası ile yapılan temizliktir. Tam diş protezinin temizliğinde diş macunu kullanılmamalıdır. Temizlik, özel diş protezleri ile ya da diş fırçası ile yapılabilir.

Tam diş protezlerinin temizlik ve sterilizasyon işlemlerinde kesinlikle kaynar su kullanılmamalıdır. Ayrıca gece yatmadan önce protezler ağızdan çıkarılmalı ve kendi özel kutusunda muhafaza edilmelidir. Bu şekilde tam diş protezlerinin kullanım ömrü uzayacağı gibi ilk günkü kalitesi ile kullanım sağlanabilecektir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor? Dikkat Etmemiz Gerekenler

Tüketilen yiyecek ve içecekler diş sağlığı üzerinde doğrudan etkilidir. Dolayısıyla da diş bakımı ve temizliğine önem göstermek diş sağlığını korumakla birlikte aynı zamanda vücudun diğer organlarının sağlığını da korumakta büyük önem taşır.

Asitli yiyecekler, başta diş sağlığını olumsuz yönde etkilerken aynı zamanda birçok mide hastalıklarına davetiye çıkarır. Bağışıklık sistemini çökerten ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu oksijen oranını düşüren asitli gıdalar nedeni ile hücreler yenilenme ihtiyaçlarını gideremeyeceğinden işlevlerini yerine getiremez ve kanser hücrelerinin oluşmasına ortam hazırlar. Bununla birlikte minerallerim emini asitli gıdalar nedeni ile yavaşlar ve akabinde de birçok sağlık şikayeti baş göstermeye başlar.

Beslenme alışkanlıklarından asitli gıdaları tamamen çıkartmak, sağlığınıza yapabileceğiniz en büyük iyiliklerin başında gelir. Nitekim asitli yiyecek ve içecekler hem bağışıklık sistemine hem de diş sağlığına büyük zararlar verir.

Asitli Gıdalar Dişlerimizi Nasıl Etkiliyor?

Asitli Gıdalar Nelerdir?

Asitli gıdalar denildiğinde akla belli başlı gıdalar gelse de aslında bu kategori oldukça geniştir. Yapay tatlandırıcı ürünler, ilaçlar, biftek, keçi eti, buğday unu, beyaz un, beyaz un ile yapılan unlu mamuller, beyaz sirke, balık, yumurta, kanola yağı, avokado yağı, kahve, reçel, çikolata, zeytinyağı, tahin, yaban mersini, konserve meyveler, kuş üzümü, erik, sebzeler, buğday pastaları, mısır ve yulaf gibi besinler asit değeri yüksek olan besinlerdir.

Asit değeri yüksek olan gıdalar arasında elbette besin değeri yüksek olan gıdalar da fazladır. Fakat beslenme programını doğru düzenlemek ve bu gıda ürünlerini yeteri kadar aşırıya kaçmadan tüketmek önemlidir. Bununla birlikte bira, kola, likör, meşrubat, gazlı içecekler ve şarap gibi içecekler asitli içeceklerdir.

Asitli Gıdalar Diş Sağlığını Nasıl Etkiler?

Asitli yiyecek ve içecekler, yaş fark etmeksizin her yaştan bireyin diş sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır. Nitekim; tüketilen gıdalar ve özellikle içecekler ne kadar asitli ve gazlı ise diş mineleri de aynı oranda zayıflar ve güçsüz hale gelir.

Tıp alanında özellikle asitli içeceklerin diş sağlığına olan etkilerini saptayabilmek için araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre bir günde tüketilen 4 bardak asitli içeceğin 12 yaşındaki bireylerde dişlerde bozulmaya neden olma oranının %25,2, 14 yaş grubunda ise %51,3 olduğu saptanmıştır. Ayrıca ergenlik dönemindeki bireyler üzerinde yapılan aynı araştırmaların sonuçlarında ise bu oranların daha da arttığı ve artış oranının çok hızlı olduğu saptanmıştır.

Günümüzde her ne kadar asitli içeceklerin diş sağlığına olan olumsuz etkilerinden bahsedilse de buna karşın 14 yaş grubunda olan bireylerin ortalama %92’lik kısmının asitli içecekleri çok fazla tükettiği kanısına varılmıştır.

Tüketilen asitli içecekler mide başta olmak üzere birçok iç organa zarar verirken ilk olarak diş sağlığını olumsuz etkileyerek diş minesini zayıflatır ve dişlerde plak oluşumuna neden olarak diş çürümesi ile birlikte ileri zamanlarda diş kaybına ortam hazırlar.

Asitli Gıdalara Karşı Diş Sağlığını Korumak İçin Yapılması Gerekenler

Asitli gıdalar, diş minesini zayıflatan ve aynı zamanda dişlerin aşınmasına neden olan zararlı gıdalardır. Diş ve dit minesi sağlığına büyük zarar veren asitli gıdalar, aynı zamanda mideye de zarar vererek birçok mide hastalığına sebebiyet verir. Bu nedenle de olabildiğince beslenme alışkanlıklarında asitli içeceklerden ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Gazlı içecekler ve kahve gibi içecekler en fazla tüketilen ve aynı zamanda en zararlı olan asitli içeceklerin başında gelir.

Asitli gıdalar, dişlerde asit erozyonu olarak bilinen olaya neden olurken bu sorunlar diş kayıplarına kadar gidebilir. Bu sebeple de asitli gıdalar mümkün olduğunca tüketilmemeli ya da olabildiğince az tüketilmelidir. Eğer asitli gıdalar tüketiyorsanız sonrasında ağız ve diş bakımını itinalı şekilde yapmalısınız.

Asitli gıdalar tükettikten sonra dişlerin fırçalanması tamamen yanlış bir davranıştır. Asitli gıdalar tüketildikten sonra ağız için nötralize edilmesi yani ağzın eski tükürük ortamına geri kavuşturulması ve asidin ağızdan tükürükler sayesinde yok edilmesi sağlanır. Ağız içinin asitten arındırılması için şekersiz sakız çiğnenmelidir. Sakız çiğnemek, ağızdaki tükürük üretim hızını arttırır ve böylece ağız içindeki asidi temizler.

Asitli gıdaların tüketiminden sonra asitli olan diş minesini ve dişleri fırçalamak dişlerin aşınmasını ve diş minesinin zayıflamasına neden olacağından bu konuda yanlış uygulama yapılmamalıdır.

Asitli Gıdalar Dişlere Neden Zarar Verir?

Asit değeri yüksek olan gıdalar, tüketildiğinde hem dişlere hem de ağız yolundan geçtikten sonra mide ve diğer organlara ciddi zarar verir. Ancak özellikle dişler ve diş minesi asitli gıdalardan büyük oranda etkilenir.

Diş minesi, vücudun en güçlü yapısı olmakla birlikte aynı zamanda dişlerin aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı da korunmasını sağlar. Ancak asitli gıdalar tüketildiğinde diş minesinin güçlü yapısı zarar görmeye başlar. Zamanla da asit erozyonu meydana gelir ve dişler aşınmaya başlar.

Asit erozyonu; diş aşınması anlamına gelir. Asidin aşındırıcı etkisi sonucunda dişlerde ve diş minesinde kimyasal çözünmeler meydana gelir. Özellikle meyve suyu ve benzeri gibi asitli içecekler asit erozyonuna neden olan birincil gıdalardır.

Diş minesi, dişlerin diş tabakasını sarmalayan ve dış etkenlerden koruyan bir yapıdır. Asitli gıdaların tüketiminden sonra dişlerde sararma, aşırı sıcak ve aşırı soğuk gıdalara karşı hassasiyet gibi zararlar verirken bu zararlar diş kaybına kadar gidebilir.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde emzik kullanımı konusu, bebeği olan ya da bebek sahibi olacak anne adayları için kafa karışıklığına neden olan konuların başında gelir. Emzik, sürekli anne memesi isteyen ve sürekli ağlayan bebeklerin rahatlaması için kullanılan etkili bir yöntem olsa da faydaları ve zararları konusunda günümüzde tartışma konusu haline gelmiştir.

Emziğin bir diğer faydası; uykuya dalmakta zorluk çeken bebeklerin uykuya geçişini kolaylaştırır. Ancak tüm bu durumlar sırasında emzik seçimi, emziğin nasıl kullanılması gerektiği ve en önemlisi de emziği bebeğin diş gelişimine etkisi gibi konular anneler tarafından sürekli araştırılan konu başlıklarıdır.

Bebeklere emzik verip vermeme konusunda birçok anne kararsızlık yaşayabilir. Emme refleksi, bebeğin doğuştan sahip olduğu bir reflekstir. Bebek hayatta kalmak ve kendisini güvende hissetmek için sürekli emmek ister. Özellikle 3. aydan sonra bebeklerde emme refleksinin zirveye ulaştığı görülür. İşte bu noktada annelerin bebeklerine emzik verip vermeme konusunda en doğru kararı vermesi gerekir. Bu konuda birçok farklı uzmanın görüşü vardır.

Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Gelişimini Nasıl Etkiler? Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeklerde Emzik Kullanılmalı mı?

Yeni doğan bir bebek ile anne arasında iletişimi ve güven duygusunu kurabilmenin temel yolu annenin bebeği emzirmesi ve ten temasının sağlanmasıdır. Eğer anne, bebeğe emzik verecekse bile bu süreç kesinlikle bebeğin anne memesine uyum sağlamadan başlatılmamalıdır. Bebek, emzikten önce annesinin memesine alışmalı ve anne memesini kavramalıdır.

Özellikle yeni doğan bir bebek, anne memesinden önce emziğe alışır ise daha sonrasında memeyi reddedebilir. Memeye alışan bir bebeğe ise isteğe bağlı olarak emzik kullanılabilir. Ancak emzik seçimi ve dikkat edilmesi gerekenler konusunda anneler bilinçli davranmalıdır.

Bebekler dünyaya emme refleksi ile gelir. Bu nedenle de bebeklere emzik vermek, kendilerini güvende hissetmelerine ve dolayısıyla da daha huzurlu olurlar. Hatta aynı doğan ve emzik verilmeyen bebeklerin birçoğunun emme refleksini giderebilmek için başparmaklarını emdikleri çok sık gözlenen bir durumdur.

Bebeğe Emzik Ne Zaman Verilmeli?

Doğru tercih edilmiş emzik, doğru zamanda bebeğe verilebilir. Ancak sonradan meme reddi yaşanmaması için öncelikle bebeğin annesinin memesine uyum sağlamış olması gerekir. Aktif olarak anne memesini emen bebeklere hemen emzik verilebilir.

Bebeğe emzik vermenin erteleneceği zaman dilimlerinden birisi de kilo alımıdır. Eğer bebeğin kilo alımı az ise bu durumda da bebeğe emzik vermek, bebeğin iştahının daha da azalmasına ve meme emememesine neden olur.

Bebeklerin emzik kullanmaya başlaması için en uygun zaman anne memesini kavradığı ve anne memesini emmeye alıştığı zamandır. Özellikle 3 ila 4. Aylarda bebeğin emme refleksi zirveye ulaşır. Bu nedenle de eğer bebeklere emzik verilecek ise memeye alıştıktan sonra 3 aylıkken başlanmalıdır. Ancak bu süreç her bebeğe göre farklılık göstereceğinden kesin ve net bir zaman dilimi söylemek mümkün değildir.

Emzik Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeğini emzik kullanımını alıştıracak olan annelerin bu süreçte bir takım hususlara dikkat edilmesi gereklidir. Yanlış davranışlar ve yanlış emzik seçimi bebeğin özellikle ağız ve diş sağlığına ciddi zararlar verebilir. Bu doğrultuda uzmanlara göre emzik kullanılırken şu hususlara dikkat edilmelidir;

– Tamamen kauçuk malzemesinden üretilmiş doğal emzikler tercih edilmelidir. Özellikle diş çıkaran bebeklerin sadece kauçuk emzik kullanmasına özen gösterilmelidir.

– Elde yıkanan emziklerde tam hijyen sağlanamaz. Bu nedenle de bulaşık makinesinde yıkanabilen emzikler tercih edilmelidir.

– Deforme olan, yırtılan ya da üzerinde delikler açılan emziklerin kullanımına devam edilmemelidir.

– Emzik, her kullanım öncesinde mutlaka sıcak su ile sterilize edilmelidir.

– Emzikler uzun süreli kullanılmamalıdır. Sık sık değiştirilmelidir.

– Şekerli gıdalar bebeğin diş sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğinden emzik verilirken şekerli gıdalar sürülmemelidir.

– 1 yaşından küçük olan bebeklere damaksız emzikler tercih edilmelidir. Emzik tercihi yapılırken bebeğin yaşı ve ağız yapısı dikkate alınmalıdır.

– Emzik tercihi yaparken çabuk kırılabilecek dayanıksız malzemelerden yapılmış emzikler tercih edilmemelidir.

Emzik Kullanımı Diş Yapısını Bozar Mı?

Emzik kullanımı, birçok anne tarafından tercih edilen bir durumdur. Emme refleksinin son derece güçlü olan bebeklerde uykuya geçişi kolaylaştırmak ve bebeği sakinleştirmek için annelerin tercih ettiği yöntemlerin başında emzik kullanımı gelir. Ancak günümüzde emzik kullanımının zararlı olup olmadığına yönelik birçok tartışmalar vardır.

Bazı uzmanlar emzik kullanımının zararlı olmadığını savunurken bazı uzmanlar ise emziğin zararlarının altını çizer. Ancak doğru zaman diliminde doğru tercih yapılarak emzik kullanımı genellikle uzmanların onay verdiği bir durumdur.

Emzik kullanımı denildiğinde tüm anneler, emziğin bebeğin diş yapısını bozup bozmadığı konusunda ikilemde kalır.

Bebekler emzik emerken ön dişlerini dili ile öne doğru itme hareketi yapar. Bu hareket sonucunda ön ve üst dişler ileri hareket ederken alt dişler de arkaya doğru gider. Bebek ne kadar uzun emzik emerse ön ve arka çene arasındaki mesafe de o kadar geniş olur. Bu nedenle bebeklerin emzik kullanımını en geç 2 yaşında sonlandırılmalıdır.

2 yaşından önce emzik kullanımını bırakan bebeklerde ön ve arka çene arasındaki mesafe kendiliğinden kapanır. Ancak emzik kullanımı 2 yaşından sonra da devam ederse ve 3,5-4 yaşına kadar devam ederse bu noktada ön ve arka çene arasındaki mesafe kalıcı şekilde artacağından bebeğin dişlerine büyük zararlar verebilir. Bu durum sonucunda bebeğin üst dişleri V şeklini alarak bozuk bir yapıya sahip hale gelir.

AĞRIYAN DİŞ ÇEKİLİR Mİ? DİŞ AĞRISININ SEBEPLERİ NELERDİR?

Ağrıyan Diş Çekilir mi? Yaşam kalitemizi düşüren, çoğu zaman katlanılmaz bir hale getirerek uykusuz geceler geçirmemize neden olan diş ağrısının sebepleri nelerdir? Diş ağrısı tedavisi ve çözüm yolları hangileridir? Bu yazımızda ağrıyan diş problemi hakkında önemli detayları sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Diş Neden Ağrır?

Ağrıyan diş çekilir mi, sorusunun yanıtına geçmeden önce diş ağrısının nedenleri üzerine bilgi sahibi olmamız yararlı olacaktır. Bilindiği gibi ağrıyan dişler genellikle çürüme sorunu yaşayan dişlerdir. Çürüğün oluşmasındaki başlıca neden ise dişte meydana gelen enfeksiyon sorunudur. İltihap problemi olan dişler zaman içinde ağrılara ve hassasiyete neden olur. Bu ağrılar ise en çok geceleri yaşanır.

İlerleyen iltihap diş içinde bulunan, sinirlerin olduğu bölgeyi etkileyecektir. Sinir üzerindeki baskı kişinin acıyı sürekli olarak hissetmesine neden olur. Bazı ağrılar ise kişiyi fazla rahatsız etmez ve genellikle bazı yöntemlerle kolayca giderilebilir. Bu tür ağrılar genellikle diş etinde meydana gelen sorunlarla bağlantılıdır. Kişinin normal yaşamına devam etmesini engelleyen ağrı ve zonklamalar söz konusuysa, mutlaka hekime başvurarak tedavi görmesi yararlı olacaktır.

Diş ağrısının sebeplerini daha iyi anlamak için dişin yapısını anlamamız gerekir. Diş içinde “Pulpa” adı verilen bir bölüm bulunmaktadır. Yumuşak dokuya sahip Pulpa içinde dişi besleyen damarlar ve sinirler yer alır. Bu bölgedeki sinirlerin zarar gördüğü durumlarda ağrı hissi ortaya çıkar. Diş sinirleri bakteriler nedeniyle veya farklı fiziksel nedenlerle zarar görebilir. Diş sinirlerine zarar vererek ağrıya neden olan en yaygın sebep ise iltihaptır.

Yoğun ağrılar, diş sinirlerinin etkilenmesinden dolayı oluşsa da, burada dikkat edilmesi gerekilen enfeksiyon olup olmadığıdır. Ağrı dayanılmaz boyutlarda yaşanabilir. Ancak insan sağlığına zarar verebilecek olan ağrı değil o bölgedeki iltihaptır. Tedavi görmeyen iltihap zaman içinde yayılabilir ve kişide farklı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bundan dolayı çürük veya apseli dişlerin acilen tedavi edilmesi gerekir.

Diş Ağrısının Sebepleri

Yukarıda diş ağrısının ortaya çıkış aşamasını kısaca aktardık. Diş ağrılarının hangi durumlarda oluşabileceğini maddeler halinde sıralamaya çalışalım:

– Dişlerde meydana gelen kırık veya çatlak durumlarında

– Çürümüş dişlerde

– Düşen, yıpranan veya çıkan dolgularda

– Enfeksiyona bağlı apse rahatsızlıklarında

– Diş etinde meydana gelmiş tahriş ve enfeksiyonlarda

– Gömülü diş sorunlarında veya çıkmayan yirmi yaş dişlerinde

– Diş gıcırdatma veya aşırı sıkma gibi kişisel alışkanlık durumlarında

– Sinüzit rahatsızlığında

Diş Ağrısı Nasıl Geçer?

Diş ağrısı dayanılmaz boyutlarda olduğunda kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyecektir. Özellikle geceleri, çürük ve iltihaba bağlı dişlerde daha şiddetli hale gelir. Kan basıncı ve hormon salgılamaları gece artacağı için bu ağrı ve zonklamalar çok daha fazla görülür. Diş ağırsını durdurmak için en fazla tercih edilen yöntem ağrı kesici almaktır. Ancak bu geçici bir çözümdür. Ağrıyan dişin tedavisi için geç olmadan hekime başvurulması önemlidir.

Geçici çözümler yerine diş hekiminizle görüşmeniz ve sorunlu dişleri tedavi ettirmeniz atılacak en doğru adımdır.

Ağrıyan Diş Çekilir mi?

İltihaplanmış veya apse oluşumu gözlenen dişlerde çekim işlemi söz konusu olduğunda, enfeksiyonların vücuda kan yoluyla geçme olasılığı vardır. Fakat bu her zaman geçerli olmayabilir. Dişin çekilip çekilmeyeceği hekiminizin kararına bağlıdır. Ağrıyan diş tedavisi yöntemleri uygulanarak kanal tedavisi veya dolgu gibi çözümler bulunabilir. Sorunlu dişin mutlaka çekilmesi gerekirse hekiminiz size belirli bir süre antibiyotik kullanımı önerebilir. Antibiyotik kullanan hastaların dişi birkaç gün veya bir hafta sonra çekilebilir.

12-13 YAŞINDA DİŞ ÇIKAR MI, DİŞ ÇIKARMA DÖNEMLERİ

12 13 Yaşında Diş Çıkar mı? Çocuklarda diş çıkarma dönemleri nelerdir? Ebeveynler olarak bu dönemlerde nelere dikkat etmeliyiz? Bu yazımızda bebek ve çocuklarda diş çıkarma dönemlerini ve bilinmesi gereken önemli noktaları ele alıyoruz.

12 13 Yaşında Diş Çıkar mı?

12 – 13 yaşlarında diş çıkar mı, sorusuna yanıt vermek için kalıcı dişlerin çıkma zamanı konusunu daha iyi anlamakta yarar var. Kalıcı dişler, bebeklik döneminde çıkan geçici dişlerden sonra oluşan dişlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde çıkan dişler ömür boyu kullanılacak dişler anlamına gelmektedir.

4 – 6 yaşlarında çıkan dişler ilk kalıcı dişlerdir. Bu dönemde ilk büyük azı dişi kalıcı olarak ağızdaki yerini almaya başlayacaktır. Kalıcı dişlerin tamamlanması gençlerde ortalama 20 yaş döneminde sona ermektedir. Birinci büyük azı dişi oluşurken geçici olan süt dişleri henüz tamamen dökülmemiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu birinci büyük azının süt dişi olmadığıdır. Genellikle kaybedileceği düşünüleceğinden dolayı bu dişlerdeki çürükler önemsenmez. Bu da ileriki dönemde diş sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle diş ve ağız bakımına küçük yaşlardan itibaren önem verilmesi ve özellikle kalıcı dişlerin temizliğinin doğru yapılması son derece önemlidir.

Birinci büyük azı dişi aynı zamanda çocuklar için son derece önemlidir. Bu dişin yiyecekleri ısırma ve çiğnemede büyük rolü vardır. Bu nedenle bakımına özen gösterilmesi gerekir. İleride oluşabilecek diş sorunlarına karşı da ilk kalıcı dişler sağlık açısından büyük önem arz etmektedir. Ailelerin bu dişleri süt dişi sanmamaları ve yerine yeni diş geleceğini düşünmemeleri gerekir.

Diğer kalıcı diş oluşum dönemiyse 7 – 8 yaşları arasındadır. Bu dönemde önce alt süt dişleri dökülür. Ön kesiciler bu dönemde oluşur. 9 – 10 yaşlarında ön kesici dişler (dört alt ve dört üst) oluşur. Yine bu dönemlerde kalıcı birinci küçük azı dişler dökülen dişlerin yerine geçer. İkinci küçük azılar ise 10 – 12 yaş arasında tamamlanır. Bu dönemde kalıcı köpek dişleri oluşur.

Yirmi yaş dişleri çıkma zamanı ise 16 – 25 yaş aralığında meydana gelmektedir. Bu dişlere akıl dişleri adı da verilir. Aslında bu dişler, birinci ve ikinciden sonra oluşan üçüncü büyük azı dişleridir. Bazı kişilerde bu dişler tam olarak çıkmayabilir ve damağa gömülü olabilir. Doğru gelişmeyen yirmi yaş dişleri diğer dişlerde de çarpıklık gibi birçok soruna neden olabilir.

Yukarıdaki diş oluşum dönemlerine baktığımızda 12 – 13 yaş arasında kalıcı dişlerin artık eski dişlerin yerine geçtiğini görmekteyiz. Bu dönemde birinci küçük azı, 14 yaşına kadar ikinci küçük azı ve 8 – 17 yaş arasında ise birinci ve ikinci büyük azı oluşmaktadır. 17 – 25 yaş ise genellikle yirmi yaş dişlerinin oluştuğu dönemdir. Kalıcı dişlerin sayısı ise 32’dir. Üst ve alt çenelerde 16’şar adet diş oluşur.

Diş Çıkarma Dönemleri

12 13 yaş arası diş çıkar mı, sorusuna yukarıda yanıt vermeye çalıştık. Şimdi de diş çıkarma dönemleri hakkında bilinmesi gerekenlere kısaca değinmeye çalışalım.

Bebeklerde Diş Çıkarma Dönemleri Nedir?

Bebeklerde beşinci ay ile dokuzuncu ay arasına oluşan dişler geçici olarak ağızdaki yerini alır. Bu dişlere “süt dişi” adı verilmektedir. Süt dişleri her bebekte aynı zamanlarda çıkmaz. Ancak bu farklılıkların sağlık açısından bir zararı yoktur. Önemli olan hekiminizin önerilerine göre doğru diş bakım yöntemlerini uygulamaktır. Birinci yaş ve sonrasında hiç diş çıkmamışsa bu konuda da hekiminize başvurmanız yararlı olacaktır.

Bebeklerde diş çıkarma süresi 11 – 12 yaş döneminde sona erer ve kalıcı dişler eski dişlerin yerini almaya başlar. Ön ve yan kesici dişler altı ila on ikinci aylar arasında çıkar. 1 – 1,5 yaş arasında birinci azı dişleri, 1,5 – 2 yaş arasında köpek dişleri, 2 – 2,5 yaş arasında ikinci azı dişleri oluşur.

YAPRAK DİŞ KAPLAMA, ESTETİK GÜLÜŞ TASARIMINDA LAMİNANIN GÜCÜ

Yaprak Diş Kaplama nedir? Estetik gülüş tasarımında laminanın gücü neden önemlidir? Hayalinizdeki gülüşe kavuşmanızı sağlayan, ağız ve yüz yapınıza uyumlu tasarlanan diş kaplama yöntemlerini bu yazımızda inceliyoruz.

Estetik Gülüş Tasarımı Nedir?

Estetik gülüş tasarımı diş hekimliğinde son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz kavramlardan biridir. Ağız içi problemlerine çözüm üretmenin yanında, diş hekimliği alanında uygulanan, güzel bir görünüme sahip ağız/diş yapısı oluşturmaya yönelik çalışmalara estetik gülüş tasarımı adı verilmektedir. Yaprak diş kaplama tedavisi, estetik gülüş tasarımının en önemli uygulamalarından biridir.

Yaprak Diş Kaplama Nedir?

Yaprak diş kaplama, porselen diş kaplama malzemelerinin diş üzerine monte edilmesi işlemidir. Kullanılan malzeme yaprak şeklinde olduğu için “yaprak kaplama” adını almıştır. Bu işlemden sonra kişi sağlıklı bir diş yapısına kavuşurken, aynı zamanda estetik açıdan dikkat çekici bir gülüşe sahip olmaktadır.

Lamina Diş Kaplama Nedir?

Yaprak diş kaplama aynı zamanda “lamina diş kaplama” ya da “lamina porselen” adıyla bilinmektedir. Yaprak biçimindeki laminalar, uygulanan tedavi sonrası eski dişlerin üzerini kaplayacak hale getirilir. Estetik gülüş tedavisi gören hastaların diş yapıları önceden ölçümlenir ve yapraklar bu ölçülere göre hazırlanarak dişlerin üzerine sabitlenir.

Porselen yaprak kaplama sağlıklı ve beyaz diş görünümüne yakın bir malzeme olduğu için tercih edilmektedir. Natürel bir görünümle birlikte, porselen diş kaplaması oldukça dayanıklı olmasıyla tanınmaktadır. Dişlerinde çatlaklar olanlar, diş dizilimi boşluğu sorununa sahip olanlar, dişlerde renk kaybı yaşayanlar ve diş boyutları birbirinden farklı olan hastalar gönül rahatlığı ile lamina diş kaplaması yaptırabilirler.

Yaprak Diş Kaplama Nasıl Yapılır?

Yaprak diş kaplama tedavisi hekiminizin muayene ve ölçüm çalışmasından sonra belirli seanslar zarfında uygulanabilen bir işlemdir. Tedavi başlangıcında öncelikle diş yüzeyleri temizlenir ve belirli bir miktar tabaka diş yüzeyinden uzaklaştırılır. Bazı tedavi yöntemlerindeyse temizlemeye gerek olmadan doğrudan uygulamaya geçme söz konusu olabilir. Diş yüzeyinin kaplamaya hazırlanma süreci genellikle ağrısız ve sızısızdır.

Hastanın diş yapısı kalıp alma veya özel cihazlarla görüntüleme sonrasında dijital ortama aktarılır. Alınan ölçüler diş laboratuvarına yollanır. Burada hastaya uygun lamina yaprak kaplama malzemesi üretilir ve tedavinin ikinci aşamasına geçilir. Üretim sürecini bekleyen hastaların günlük yaşamında sorun yaşamaması için genellikle geçici diş kaplama yöntemleri uygulanır.

Yaprak kaplama malzemesi hazır olduktan sonra özel maddelerle birlikte hastanın dişleri üzerine yapıştırılır. Öncelikle kaplamanın uyumuna bakılır. Eğer düzeltilmesi gerekilen yerler varsa hekim tarafından düzeltme işlemi yapılır ve diş kaplama son haline getirilir.

Lamina diş tedavisi genellikle ağrısız olduğu için anestezi uygulanmaz. Ancak diş sorunları fazla olan kişilerde gerek duyulursa anestezi verilebilir. İşlem sonrası hafif ağrıları gidermek adına ağrı kesici ilaçlar hekim tarafından önerilebilir.

Neden Porselen Diş Lamina Tedavisi?

Diş rengine doğallık kazandırdığı için lamina, en yaygın kullanılan kaplama malzemesidir. Doğal ve dikkat çekici bir gülüşe sahip olmak isteyenler için hazırlanan yaprak diş kaplamalar, kolay bir kesim işlemi sonrasında diş yüzeyine yapıştırılabilmektedir. Lamina yaprak diş kaplama dayanıklı olduğu kadar kolay lekelenmeyen bir maddedir.

Yaprak Diş Kaplama Sonrası Dikkat Etmeniz Gerekenler

Yaprak lamine uygulaması ortalama 2 – 5 seans sürmektedir. Tedavi sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken bazı önemli noktalar vardır. Öncelikle ağız bakımı kaplama sonrası oldukça önemlidir. Günde iki kere diş fırçalamak, gargara ve gerekirse diş ipi kullanmak yararlı olacaktır.

Yaprak diş kaplama ve estetik gülüş tasarımı gibi işlemlerden sonra hekimin belirlediği dönemlerde kontrole gidilmesi gerekir. Lamina diş kaplaması yaptıranlar için tırnak yeme veya diş gıcırdatma gibi bazı zararlı alışkanlıklardan uzak durmak önemlidir. Böyle sorunlarınız varsa hekiminize söyleyebilir ve önleyici aparatlar kullanabilirsiniz.  Özen gösterildiğinde lamine diş kaplama zarar görmeden kullanılmaya devam edilebilir. Sorun yaşamadıkça yaprak diş kaplamaların yenilenmesine gerek yoktur.

Yaprak diş kaplama hakkında dikkat edilmesi gerekilen önemli noktaları açıklamaya çalıştık. Dişlerinizdeki fiziksel sorunlara çözüm bulmak veya daha iyi bir gülüşe sahip olmak için lamine diş ve estetik gülüş tasarımı yöntemlerinden yararlanabilirsiniz.

DİŞ APSESİ BELİRTİLERİ NELERDİR, DİŞ APSESİ TEDAVİ SÜREÇLERİNİ ÇOK ETKİLER Mİ?

Diş Apsesi Belirtileri Nelerdir? Pek çok insanın yaşam kalitesini düşüren, uykusuz ve ağrılı geceler geçirmesine neden olan diş apsesinin nedenleri ve tedavi yolları hangileridir? Diş tedavisi sürecinde apse sorunu nasıl bir engel teşkil eder? Bu yazımızda diş iltihabı ve apse rahatsızlıklarıyla ilgili bilinmesi gerekenleri sizler için inceliyoruz.

Diş Apsesi Nedir?

Genel itibariyle apseler, bakterilerle savaşan vücudun gösterdiği reaksiyonlar nedeniyle oluşur. Yalnızca dişte değil, bakterilerin neden olduğu çeşitli rahatsızlıklarda apseler ortaya çıkabilir. Apseler şişme, ağrı veya kızarma gibi etkilere sebebiyet verebilir. Özellikle dişte meydana gelen apseler bireylerin yaşam kalitesini düşürebilir.

Diş apsesi olarak bildiğimiz apse türü aslında dişin kökünde veya dişlerin ara kısımlarında ortaya çıkar. Apsenin nedeni genellikle ağız içinde biriken yiyecek artıklarıdır. Bakteriler yeterli ağız temizliği yapılmadığı böyle ortamlarda kolayca çoğalır ve çürük veya apse oluşumuna yol açarlar.

Zaman içinde kişinin uykusuz ve ağrılı geceler geçirmesine neden olan apseler, yapısına ve dişlerin durumuna göre farklı tedavi yöntemlerle tedavi edilirler. Kurtarılamayacak durumdaki dişler çekilebilir, kanal tedavisi tercih edilebilir veya sorunlu bölgeye cerrahi müdahale yapılabilir.

Çok şiddetli olmayan apseler bazı kişilerde kendiliğinden ortadan kalkabilir. Diş bakımına özen göstermek çoğu durumda apse oluşumunu ortadan kaldırabilir. Ancak bazı apseler, düzenli diş fırçalama gibi bakım yolları uygulanmadığında kendini tekrarlayabilir.

Evde Apse Tedavisi

Diş apse tedavisi yalnızca diş hekimleri tarafından yapılmalıdır. Evde apse tedavisi için önerilen yöntemler çoğunlukla ağrıyı gidermeye yöneliktir. Bunların başında eskilerden beri uygulanan karanfil yağı kullanmaktır. Ağrılı bölgeye çok az miktarda konan yağ, ağrıyı dindirmeye ve bakterilerin azalmasına destek sağlayabilir. Ancak karanfil yağının bazı yan etkilerine ve aşırı kullanımının kötü sonuçlar doğurabileceğine dikkat etmek gerekir.

Ağız içindeki bakterilerle savaşmanın bir diğer yoluysa, çok soğuk ya da sıcak olmayan suyun içine bir miktar tuz koymak ve o suyla gargara yapmaktır. Tuzlu su bir tedavi yolu olmasa da, bakterileri mümkün olduğunca azaltarak ağrıyı hafifletmek için anlık uygulanabilecek yöntemlerden biridir. Kolonya veya farklı alkol içeren sıvılar kullanmak ise pek tavsiye edilmemektedir.

Diş Apsesi Belirtileri Nelerdir?

Diş apsesi belirtileri herkeste aynı şekilde ortaya çıkmayabilir. Fakat apselerin yaygın görülen belirtileri vardır. Apse bir enfeksiyon sonucu oluştuğu için birçok kişide ateşlenme gözlenebilir. Ağrı veya zonklama gibi durumlar, apse sorunu yaşayanlarda görülen en yaygın belirti şekilleridir. Apselere genellikle şişkinlikler eşlik eder. Yanak, yanak içi, damak ve yüz bölgelerinde şişkinler meydana gelebilir.

Apse sorunu hastanın yaşamını yiyecek ve içecek aldığı zamanlarda olumsuz yönde etkileyebilir. Aşırı sıcağa ve soğuğa karşı dayanıksızlık ya da çiğneme sırasında yaşanan acılar bu duruma birer örnektir. Bazı şiddetli apseler ise daha farklı sorunlara yol açabilir. Bunların başında yüz ve yüze yakın bölgelerde meydana gelebilen lenf bezi şişme durumlarıdır.

Diş Apsesi Sebepleri Nelerdir?

Beslenme alışkanlıkları apsenin oluşma sebepleri arasında önemli bir yere sahiptir. Çok şekerli ve asitli yiyecek veya içecekler tüketmek, bakterilerin artmasına ve çürük, apse gibi sorunların çoğalmasına neden olur. Tütün mamulleri ve alkol kullanımı da, bazı kişilerde apse oluşmasına önayak olmaktadır. Şeker hastalığı gibi bazı rahatsızlıklar da apse oluşumunu tetikleyebilir. Böyle durumlarda mutlaka hekim kontrolünde tedavi uygulanması yararlı olacaktır.

Apsenin nedenleri arasında belki de en önemlisi diş ve ağız bakımının tam olarak yapılamamasıdır. Düzenli diş fırçalamayan kişilerde yiyecek artıkları kolayca birikir ve bu da bakterilerin artmasına neden olur. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez diş fırçalamak, apse ya da çürüklerle mücadelede oldukça basit ve etkili bir yöntemdir. Diş ipi ve gargara gibi yardımcı uygulamalar da diş sağlığı bakımından son derece önemlidir.

Diş Apsesi Tedavi Süreçlerini Çok Etkiler mi?

Diş apsesi kişinin genel sağlığına zarar verici boyutlara ulaşabilir. Özellikle lenf dokularına yayılan enfeksiyonlar beraberinde farklı rahatsızlıkları ortaya çıkarabilir. Tekrarlayan veya dayanılmaz boyutlara ulaşan apse sorunları için mutlaka hekim incelemesi gereklidir. Diş apsesi tedavi süreci kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Muayene ve ölçüm sonrası apseye nasıl müdahale edileceği hekimleriniz tarafından belirlenir.

BEBEKLERDE AĞIZ KOKUSU PROBLEMİ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Bebeklerde Ağız Kokusu Problemi nedir ve sebepleri nelerdir? Bebeklerde ağız kokusu problemi tedavisi var mı? Bu yazımızda, ebeveynlerin sıkça karşılaştığı durumlardan biri olan bebeklerdeki ağız kokusu sorununu ve olası nedenlerini inceleyecek, tedavi yolları konusunda siz değerli takipçilerimizi bilgilendirmeye çalışacağız.

Bebeklerde Ağız Kokusunun Sebebi Nedir?

Bebeklerde ağız kokusu problemi tek bir nedene bağlanamayacak kadar geniş kapsamlı bir konudur. Bebeklerde meydana gelebilen bu sorun elbette anne babaların endişe etmelerine neden olmaktadır.  Peki, bebeklerdeki ağız kokusunun nedenleri hangileri olabilir? Problemin ortaya çıkmasına sebep olan bazı yaygın durumları aşağıda sıralamaya çalışacağız.

Eksikliklerden Kaynaklı Bebek Ağız Kokusu Problemi

Bebeklerin bazı mineral veya vitaminleri yeterli olarak almaması ağız kokusuna neden olabilir. Yaygın olarak B12 vitamini eksikliğinin rahatsız edici kokuya neden olabildiği bilinmektedir. Bunun yanında, bebeklerde sık görülen demir eksikliği durumu da, bu problemin oluşmasına sebebiyet verir.

Bu gibi durumlarda öncelikle hekiminizle görüşmeniz ve önerilere göre bir beslenme programı oluşturmanız yararlı olacaktır. Vitamin ve mineral eksikliği dışında, bebeklerin aç olduğu veya yeterli su almadığı durumlarda ağız kokusu oluşabilir. Özellikle gece oluşan kokuların nedeniyse ağız salgısının azalması olabilmektedir.

Ağız Sağlığı Sorunlarına Bağlı Bebeklerde Ağız Kokusu Problemi

Ağız sağlığına bağlı koku oluşma sorunu genellikle bebeklerin diş çıkarma evrelerine denk gelmektedir. Diş çıkarma dönemlerinde ağız kokusu oluşması beklenebilir. Ağız içi sorunlara bağlı bir diğer etken ise diş veya biberon çürükleridir.

Dişlerde veya ağız içinde meydana gelen iltihaplar kokuya neden olabilir. Bebeğinizi dikkatli gözlemlemeniz böyle sorunlarda son derece önemlidir. Çürük, damak problemi ya da iltihap gibi ağız içi sağlığını ilgilendiren durumlarda hekiminize başvurmanız yararlı olacaktır.

Sindirim Sistemine Bağlı Bebeklerde Ağız Kokusu Nedenleri

Mide ve bağırsak kaynaklı birçok etken, zaman içinde ağız kokusunu belirgin şekilde hissedilmesine neden olabilir. Bağırsakların fonksiyonunu tam olarak yerine getirememesi, besinlerin yeterince emilememesi bu problemin yaygın sebepleri arasındadır.

Bunun yanında, ülser gibi mide rahatsızlıkları ve kusma sorunları da koku oluşumunu tetiklemektedir. Mide ve bağırsak bakterileri ile bağırsakta kurt oluşumu gibi çeşitli faktörler bebeklerde bu tür koku problemlerinin oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Enfeksiyon Kaynaklı Bebeklerde Ağız Kokma Sorunları

Burun ya da geniz etinin dışında, sinüs ve akciğer iltihapları da ağız kokusuna neden olabilmektedir. Çocuklarda sık karşılaşılan bademcik enfeksiyonlarında da koku ortaya çıkabilir. Boğazdaki bakteri oluşumu ve burun akıntısı nedeniyle pek çok bebekte ağız kokusu görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gerekilen en önemli husus çocuğunuzun ateşidir. Vücutta meydana gelebilen iltihap sorunlarında genellikle ateşin çıktığı bilinmektedir.

Enfeksiyon dışında bazı rahatsızlıklar da, çocuklarda ağız kokusu problemi gibi etkilerin ortaya çıkmasına neden olur. Diyabet hastalığı bunlardan biridir. Şeker hastalıklarında ağızdan hissedilir ölçüde keskin kokular gelebilir. Kimi böbrek sorunlarında ve bazı kan hastalıklarında farklı derecelerde koku oluşması gözlenebilir.

Bebeklerde Ağız Kokusu Rahatsızlığının Diğer Nedenleri

Çocuklarda ağız kokusu çeşitli rahatsızlıklara veya enfeksiyon gibi nedenlere dayanmıyorsa, sorun ağız bakımıyla ilgili olabilir. Doğru şekilde temizlenmeyen diş ve damak bölgelerindeki yiyecekler zaman içinde çürümelere ve kokuya neden olabilir.

Ayrıca çocuklara verilen biberon ve emziklerin de temiz tutulması önemlidir. Temizlik işleminin doğal yollarla yapılması, gerekirse biberon ve emzik temizliği için hekimlerden bilgi alınması yararlı olacaktır.

Bebeklerde Ağız Kokusu Problemi Tedavi Edilebilir mi?

Bebeklerdeki ağız kokusu sorunu, yukarıda bahsettiğimiz genel temizlik ve hijyen kurallarına uyulduğunda azalacaktır. Fakat bu sorun 40 – 60 günden sonra hala devam ediyorsa doktorunuza başvurmanız ve sorunun kaynağını öğrenmeniz gerekecektir. Bu süreden önce ebeveyn olarak temizliğe özen göstermeniz ve buna göre davranmanız yararlı olabilir.

Diş ve dilleri bebekler için üretilmiş fırçalarla temizlemek, çocuğa mümkün olduğunca doğal gıdalar vermek, biberon ve emzikleri sterilize etmek, günlük su ihtiyacını aldığından emin olmak, anne baba olarak dikkat etmeniz gereken önemli noktalardır. Sorun devam ediyorsa mutlaka hekiminizle görüşmeniz ve gerekli tahlilleri yaptırmanız gerekir.

Bebeklerde ağız kokusu problemi ile ilgili olarak bu sorunu yaşayan ebeveynleri bilgilendirmeye çalıştık. Sağlıklı ve mutlu günler diliyoruz.