Ortodonti Nedir?

ORTODONTİ NEDİR

Ortodonti; dişlerin, çene kemiklerinin ve kafa kemiklerinin birbiri ile uyumunu sağlayan, diş hekimliğinin bir uzmanlık alanıdır.

ORTODONTİK TEDAVİ genellikle braket gibi düzeltici aparatlar kullanımı ile dişlerin çene kemiğinde hareket ettirilerek düzeltilmesi amaçlanır. Ayrıca çene kemiklerinin de birbiri ile uyumu sağlanır. Üst çene ve alt çene, diş kavisleri, dişleri destekleyen dokular, dudaklar, yanaklar ve dil ortodontik tedavinin kapsamı içinde yer alır. Ortodontik tedavi sadece estetiğe yönelik bir tedavi olarak değerlendirilmemelidir. Çapraşıklıktan dolayı oluşabilecek diş eti hastalıkları, diş çürümeleri, çiğneme ve konuşme bozuklukları, eklem problemlerini de engelleyip; dişlerimizin ve çenelerimizin doğru pozisyonlarda birbirleriyle fonksiyon görebilmelerini sağlayan bir tedavi şeklidir.

ORTODONTİK TEDAVİYİ KİM YAPAR?

Ortodonti diş hekimliğinin uluslararası platformda kabul görmüş uzmanlık alanlarından biridir. Diş hekimliği eğitimini bitirdikten sonra ortodonti dalında uzmanlık veya doktora yapmış kişiler (ortodontist veya ortodonti uzmanları)bu tedaviyi yapmaya tam yetkili kişilerdir.

ORTODONTİK TEDAVİNİN ZAMANLAMASI

ortodonti nedir

KORUYUCU ORTODONTİ

Tüm tıp dallarında olduğu gibi, ortodontide de temel prensip, bozukluğun oluşmamasıdır. Bu amaçla alınan tedbirlerin tamamına koruyucu ortodonti denir. Koruyucu ortodontik tedavilerin başlıcaları diş çürüklerinin önlenmesidir. Süt dişleri altlarından gelen dişlerin yerini korudukları için çok önemlidir. onlarda oluşacak madde kayıpları bu yerin daralmasına ve sürekli dişlerin daha küçük bir kavise çapraşık dizilmesine neden olacaktır. Dolayısı ile süt dişleri ağıza sürmelerinden itibaren korunmalıdır, olası kayıplarında da yer tutucu ile yerleri muhafaza edilmelidir.

DURDURUCU ORTODONTİ

Durdurucu ortodontiK tedavide, oluşmakta olan bozukluğun, etkeninin ortadan kaldırılması yoluyla erken yaşta daha kapsamlı bir tedaviye gerek kalmaması için yapılan tedavidir. Parmak emme, ağız solunumu gibi kötü alışkanlıkların bırakılması, süt dişi tedavilerinin ve gereken yer tutucuların yapılması bu tedavinin konularıdır.

DÜZELTİCİ ORTODONTİ

Ortaya çıkmış olan ortodontik bozuklukların, braketler, hareketli aygıtlar, fonksiyonel aygıtlar veya ortognatik cerrahi ile düzeltildiği aktif tedavi safhasıdır.

Çocuklarda Yaşa Göre Ağız Ve Diş Sağlığı

Çocuklarda Yaşlara Göre Ağız Ve Diş Sağlığı

YAŞ 1


Bir yaşında alt ve üst ön bölgedeki kesici dişler ağızda yerlerini alırlar. İlk dişin sürmeye başlamasından itibaren dişler her beslenme sonrasında temizlenmeye başlanmalıdır. Dişlerin temizlenmesinde en etkili yöntem, annenin temiz bir tülbent bezi işaret parmağına dolayarak veya parmak fırça yardımıyla bebeğinin dişlerini temizlemesidir. Bu yöntem sayesinde hem dişler temizlenmiş olur hem de bebeğin dişetlerine masaj etkisi olacağından dişlerin daha kolay sürmesi sağlanmış olur.
Bebeklik döneminde ağız ve diş sağlığı açısından büyük risk oluşturan, halk arasında “Biberon Çürüğü” olarak bilinen erken dönem çocukluk çağı çürüklerinden korunabilmek için 1 yaşında ilk diş muayenesinin yapılması büyük önem taşımaktadır.

YAŞ 3

Çocuk 3 yaşına geldiğinde 20 adet olan tüm süt dişleri ağız içerisinde sürmesini tamamlar. Çeneler arası kapanış ilişkileri de bu yaşta tam olarak oturmuş olmaktadır. Bu nedenle emzik kullanımı veya parmak emme gibi kötü alışkanlıkların en geç bu dönemde bırakılmış olması gerekir.
Çeneler içerisinde sürekli dişlerin gelişimi devam etmektedir. Çocukların en hareketli olduğu bu dönemde diş travmalarına sıklıkla rastlanır. Süt dişine gelen bir travma altta gelişmekte olan sürekli diş germine de zarar verebilir. Bu nedenle bu dönemde yaşanan ve çene bölgesini ilgilendiren tüm travmalar hakkında çocuğunuzun ağız ve diş sağlığını takip eden pedodontistinizi mutlaka bilgilendirmelisiniz.

YAŞ 6

Okula hazırlık dönemindeki çocuklar, bu dönemde ilk olarak süt dişlerini kaybederler ve ilk sürekli dişleri ağızda yerini almaya başlar. İlk önce ilk süren süt dişi olan alt kesici dişler değişir. Genellikle süt dişi kendiliğinden sallanmaya başlar ve düşer. Sonrasında sürekli diş kendisini ağız içerisinde gösterir. Ancak bazen süt kesici dişleri düşmeden sürekli dişler dil tarafından sürmeye başlarlar. Anne-babaların genellikle çok büyük endişeye kapıldıkları böyle bir durumda mümkün olduğunca duyulan endişe çocuğa yansıtılmadan bir pedodontiste başvurulmalıdır. Pedodontist, kendiliğinden düşmeyen süt dişinin düşmesine yardımcı olur; sonrasında da sürekli diş, dilin hareketiyle olması gerektiği yere doğru kayar ve doğru yerini alır.
Bu dönemde ağız ve diş sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan bir diğeri de süt dişlerinin en arkasından sürmeye başlayan 6 yaş dişleri yani 1. büyük azı dişleridir. Bu dişler, süt dişlerinin yerini almadığından ve ikinci süt azı dişinin arkasından çıktıkları için genellikle çocuk tarafından da anne-baba tarafından da fark edilmeyebilirler. Ancak ömür boyu ağız içerisinde kalacak olan ve çiğneyici yüzeyinde çok derin girinti ve çıkıntıları olan 6 yaş dişlerinin ilk çıkmaya başladıkları andan itibaren çürükten koruyucu uygulamalarla (fissür örtücü ve yüzeysel fluorid uygulamaları gibi) korunmaya başlamaları büyük önem taşır.

YAŞ 10

Ağız ve diş sağlığı açısından en büyük değişimler 10 yaşına kadar yaşanır. Sürekli kesici dişler tamamen ağız içerisindeki yerlerini almışlardır. Süt azı dişleri de değişmeye bu dönemde başlar. Bu nedenle çeneler arası kapanış ilişkilerinde de büyük değişimler olmaktadır. Doğru kapanış ilişkilerinin olması ve sürekli dişlerin sağlıklı bir şekilde ağız içerisindeki yerlerini alabilmeleri için ağızda çürük diş bulunmaması ve çürükten koruyucu uygulamaların düzenli olarak 4 -6 ayda bir tekrarlanması gerekir.
Sıklıkla yaşanan diş çapraşıklıklarının doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için ilk ortodontik muayenenin bu dönemde yapılmış olması gerekir. Doğru zamanda yapılan ortodontik muayene sayesinde bazen basit uygulamalarla uzun yıllar ortodontik (diş teli) tedavisi uygulamasının önüne geçilebilmektedir.

YAŞ 13

13 yaşında tüm süt dişleri yerini sürekli dişlere bırakmıştır. 12 yaş dişleri olan 2. büyük azı dişlerinin de sürmesiyle 28 adet sürekli diş, dizideki yerini hemen hemen almış olur. 20 yaş dişi olan 3. büyük azı dişleri çene kemiği içerisinde gelişimine devam ederler. Bu dönemde panoramik radyografi (çene kemiği röntgeni) alınarak 20 yaş dişlerinin gelişimi kontrol edilmelidir. Bazen bu dişler, olmaları gerektiği sürme yolunda olmazlar ve 12 yaş dişlerinin köküne dayanırlar. Böyle bir durumda dişlere baskı uyguladıklarından zaman içerisinde mükemmel bir diş dizisi olan bireyde dişler sıkışmaya ve dişler arasında çapraşıklıklar oluşmaya başlar. Böyle bir durumda da geriye dönüş ancak ortodontik tedavi ile mümkün olabilmektedir. Erken dönemde alınan panoramik radyografi sayesinde bu durumun önüne geçilmiş olunur.

EĞER BU YAŞ GRUPLARINA DAHİLSENİZ VEYA ÇOCUĞUNUZ BU YAŞ GRUPLARI İÇİNDEYSE MUTLAKA BURAYA TIKLAYINIZ

Çocuklarda diş çürüğü gelişme mekanizması

“Diş çürüğü” karbonhidratların bakteri plağı içerisindeki mikroorganizmalar tarafından parçalanmasıyla oluşan organik asitin diş sert dokularında meydana getirdiği demineralizasyondur. Çürüğün gelişiminde rol oynayan başlıca faktörler konak yani yatkın dişler, çürük yapıcı bakterilerin varlığı, beslenmedeki karbonhidratlar (şeker) ve yeterli süredir.

KONAK x MİKROORGANİZMA x KARBONHİDRAT x SÜRE = ÇÜRÜK

Bu faktörlerden birinin olmaması yani sıfır olması halinde denkleme göre çürük değeri de sıfır olmaktadır. Yani çürük oluşmamaktadır. Bu da çürükten korunmada diş fırçalama kadar beslenme alışkanlıklarının da ne kadar büyük önem taşıdığını göstermektedir. Karbonhidrattan zengin gıda alımı çürük insidansını arttırır. Bunun yanı sıra karbonhidrat türü yiyeceklerin alınım sıklığının da çürük gelişiminde önemli rolü vardır. Yapılan araştırmalar plak pH’sının karbonhidrat alımından sonra 30 dakika süre ile karyojenik seviyede kaldığını göstermiştir. Buna göre öğün aralarında atıştırma şeklinde tekrarlayan karbonhidrat alınımı diş yüzeyinde hemen sabit bir asidik ortam oluşturabilir. Diş plağında oluşan asitler plak pH’sını birkaç dakikada çürük başlatabilecek kritik seviyeye ( 5,5) düşürürler. Bu değerin altında diş sert dokularının demineralizasyonu başlar. Dişte mineral kaybı olur ve çürük kavitesi oluşur.

ÇOCUKLARDA BESLENME ve DİŞ SAĞLIĞININ ÖNEMİ

Yaşamın ilk üçte birlik bölümü büyüyerek, gelişerek, olgunlaşarak ve yetişkin yaşama hazırlanarak geçmektedir. Çocukluk çağındaki beslenme yetersizliği ve/veya dengesizliği çeşitli sağlık sorunlarıyla birlikte ağız ve diş sağlıkları üzerinde de oldukça büyük problemlere neden olabilmektedir.

Özellikle tek tip beslenme, poğaça, çikolata, börek, tatlı bisküvi ve yanında gazlı içecekler ve hazır meyve suları gibi besinler, çocuğun gelişimine hiçbir yarar sağlamadığı gibi hem obezite dediğimiz şişmanlık hastalığına zemin hazırlamakta hem de içerdikleri yüksek şeker oranı nedeniyle ağız ve diş sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukların her öğünde almaları gereken besinleri düzenli ve yeteri miktarda almaları ağız ve diş sağlığı açısından da büyük önem taşır.

Örneğin kahvaltıda yumurta, süt, peynir, pekmez gibi hem besin değeri yüksek olan hem de diş gelişiminde ve dişlerin çürükten korunmasında önemli rol oynayan besinlere yer verilmelidir. Özellikle peynirin yemek sırasında asidik olan ağız ortamını bazik hale getirmede ve dişlerin temizlenmesinde önemli bir rolü vardır. Bu nedenle kahvaltı sonrasında dişlerin fırçalanamadığı durumlarda en son peynir yenilmesinin diş çürüğünden korunmadaki etkisi büyüktür.

Ara öğünlerde; meyve, kuru yemiş (fındık, ceviz, badem, yer fıstığı), kuru kayısı, süt, yoğurt, ev yapımı peynirli poğaça, ayran gibi besinler; kepekli ekmek arası et veya peynir grubundan bir gıda ile marul ve salatalık içeren sandviç hazırlanabilir.
Ana öğünlerde; fast food tarzı beslenmenin yine ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri büyüktür. Bu nedenle bu tür yiyeceklerin ve bunların yanı sıra kolalı içeceklerin tüketiminin kısıtlanması gerekir. Ağız ve diş sağlığının devamlılığı açısından lahana, brokoli, karnabahar, semizotu gibi yeşil yapraklı sebzelerle, dönüşümlü olarak balık, tavuk, et gibi yiyecekleri tüketmek gerekir.

Cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, poğaça, kek vb. gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarda tüketilmeleri mutlaka engellenmelidir. Özellikle çocuklar gündüzleri okul kantinlerinden bu tür yiyeceklere kolaylıkla ulaşabilmektedirler. Ancak bu yiyeceklerin yerine vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek ve aynı zamanda diş çürüğünden korunmada önemli katkıları olan meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz gibi yiyeceklerin tüketiminin sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Günümüzde çocuklarda ve genç erişkinlerde diş çürüğü görülme oranı ne yazık ki her geçen gün artış göstermektedir. Yapılan araştırmalar, bu durumun nedenlerinin başında çocukların ağız-diş hijyen alışkanlıkları ile beslenme alışkanlıklarındaki hataların geldiğini göstermektedir. Bu nedenle çok sayıda diş çürüğü olan bireylerde diş tedavilerinin yanı sıra mutlaka bireyin beslenme alışkanlıkları da araştırılmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak bu sayede bireylerin ağız ve diş sağlıklarının devamı sağlanabilir.

DİŞ ETİ HASTALIĞI NASIL GEÇER?

Agresif periodontitisin tedavisinde eskiden diş çekimi ya da dişlerin köklerinden birinin çekimi yapılırken, günümüzde antibiyotik kullanımı ile birlikte diş kök yüzeylerinin temizlenme işlemi yapılabilmekte ve bu sayede dişler eski sağlıklı görünümlerine kavuşturulabilmektedir.

Başlangıç tedavisi olarak adlandırılan bu ilk aşamada diş eti altındaki ve diş yüzeylerindeki tüm diş taşları, iltihaplanmış diş kök yüzeyleri temizlenip düzgünleştirilir. Varsa taşkın dolgular değiştirilmeli, çürük dişler mutlaka tedavi edilmelidir. Bu başlangıç tedavisi sonucunda, diş eti kanamaları çok azalır, diş eti kıvam ve renk olarak normal kriterlere yaklaşır. Eğer diş eti hastalığı başlangıç dönemindeyken tedavi edilmezse, kısa zaman içerisinde diş köklerinin çevresindeki kemik dokusu kaybedilmeye başlar. Belli bir miktardan fazla kemik kaybı olduğunda, dişler bulundukları konumdan hareket ederek yer değiştirmeye ve sallanmaya başlar. Bunun sonucunda da dişlerin kaybı kaçınılmaz olur.

Bu hastalıkta yitirilen alveol kemiğini geri kazanmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Yöntemlerin temelinde kaybedilen kemiği geri kazanmak olduğundan kemiğin yitirildiği defekt bölgesine, hastanın başka bir sağlıklı ağız içi bölgesinden alınan kendi kemiği veya kemik bankalarından elde edilen (kemik grefti) steril insan kemikleri veya sentetik kemik minerallerini taklit eden malzemeler uygulanarak kayıp kemik miktarı kazanılmaya çalışılır.

Agresif periodontitis, toplumda %0.1 -2 oranında görülse de erken dönemde teşhis edilmedikleri takdirde, etkiledikleri bireyleri genç yaşta yoğun bir tedavi ihtiyacı ile karşı karşıya bırakmakta ve bazen yapılan tedavi sırasında diş kayıpları ile protez gereksinimine neden olmaktadır.

DİŞ ETİ HASTALIĞI NASIL ÖNLENİR?

Görüldüğü gibi tüm bireyler için bebeklik döneminde başlayıp düzenli olarak diş hekimi kontrollerini yaptırmak ve buna yılda en az iki kez olmak üzere devam etmek büyük önem taşımaktadır. Çünkü ancak bu sayede agresif periodonotitis gibi ciddi diş ve diş eti hastalıkları erken dönemde teşhis edilebilir ve neden olduğu olumsuz durumların önüne geçilip kolaylıkla tedavi edilebilir. Ancak tüm bu kontrollerin yanı sıra bireyin tüm yaşamı boyunca sağlıklı bir ağız-diş sağlığına sahip olabilmesi için, hekimi ile birlikte iş birliği yaparak ağız diş bakımına özen göstermesi, ağız bakımını öğretildiği şekilde doğru ve sürekli olarak uygulaması gerekmektedir.

Hamilelikte Ağız ve Diş Sağlığına Dikkat

Hamilelik Döneminde Ağızda Oluşan Değişiklikler Nelerdir?

Hamilelik döneminde fizyolojik ve psikolojik olarak vücutta bir takım değişiklikler meydana gelmektedir. En önemli değişiklik östrojen ve progesteron hormon seviyelerindeki artıştır. Bu durum dişler üzerindeki plak birikiminin artması, dişetlerinde kızarıklık, hassasiyet, büyüme, kanama, dişeti iltihabı gibi bir takım problemlere neden olabilmektedir. Ayrıca bu dönemde tükürükteki asit miktarı artacağı için dişler çürümeye yatkın hale gelebilir.

Hamileliğin ilk aylarında görülen bulantı ve kusma sonrası annenin ağız hijyenine dikkat etmemesi de çürük riskini artırmaktadır. Kanamalı dişetleri de hastanın diş fırçalama sıklığını olumsuz etkileyebilir. Hamilelikte oluşabilecek dental problemleri azaltmak için hamilelik öncesi yapılan rutin kontrollerde ağız ve diş sağlığı muayenesi de eklenmelidir. Hamilelik döneminde kalsiyum ihtiyacı da artar. Anne ve bebeğin kemik ve diş sağlığı için annenin günlük 1200–1500 mg kalsiyum gereksinimi vardır. Süt ve süt ürünleri ile yeşil yapraklı sebzeler gibi kalsiyumdan zengin gıdalar alarak kalsiyum gereksinimi karşılanmalıdır. Eğer gıdalarla yeterli kalsiyum sağlanamazsa bebeğin gelişimi için gerekli olan miktar annenin kemiklerinden karşılanır.

Dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz. Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak dişlerin çabuk çürümesine yol açtığı, bu nedenle hamile annelerin diş kaybına uğradığı düşüncesi tamamen yanlıştır.

Hamilelikte dengeli beslenme, diş ve dişeti sağlığının sürdürülmesi açısından önemlidir.

Hamilelik Döneminde Diş Tedavisi Yapılabilir mi?

Hamileliğin her döneminde diş tedavilerini takip eden kadın doğum uzmanın görüş ve önerileri alın anarak yapılabilir. Diş tedavileri için en uygun zaman 4. ve 6. aylar arasıdır. Diş veya diş eti enfeksiyonu gibi acil durumlar bebeğin gelişimini, dental tedavilerin olumsuzluklarından daha fazla etkileyecektir. Diş ve dişetindeki hassasiyet ve kanamalarda vakit geçirmeden diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.

Anestezi;

Dental tedavilerde kullanılan lokal anestezilerin her hangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir. Kullanımında bir sakınca yoktur.

İlaç Kullanımı:

Antibiyotik kullanımının bebek için bir sakıncası yoktur. Sadece tetrasiklin grubu antibiyotikler bebeğin dişlerinde renklenmelere neden olacağından kullanılmamalıdır.

Röntgen:

Diş hekimliğinde kullanılan röntgenlerde radyasyon oranı çok düşük olmasına rağmen hamilelerde röntgen çekiminden kaçınılmalıdır. Ayrıca diş için çekilen röntgen rahimden çok uzaktır.

Hamilelik Döneminde Ağız Bakımı Nasıl Olmalıdır?

  • Günlük ağız ve diş bakımı eskisine oranla daha özenli bir şekilde devam ettirilmelidir,
  • Günde en az iki kere diş fırçalanmalı,
  • Dişler arası fırça veya diş ipi kullanılmalıdır,
  • Diş hekimi kontrolünden flüoridi ağız gargaraları ile desteklenerek çürük ve plak kontrolü sağlanmalıdır.
  • Özellikle ilk aylarda oluşan kusmalar sonrasında ağız bol su ile çalkalanmalıdır.
  • Ayrıca diş hekimi kontrollerinde yüksek çürük risk grubunda yer alan hamilelerde yüzeyel flüorit uygulaması gerekmektedir.
  • Özellikle öğün aralarında alınan yapışkan şekerli gıdalardan kaçınılmalı, alındığında ise dişler tekrar fırçalanmalıdır.
  • Dengeli beslenmede diş ve dişeti sağlığının sürdürülmesi açısından önemlidir. Protein, A vitamini (et, süt, yumurta, sarı sebze ve meyveler), C vitamini (narenciye, domates, çilek), D vitamini (et, süt, yumurta, balık) ve kalsiyum (süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler) dan zengin gıdaların yeterince alınması gereklidir. Hamileliğin 2.trimensinde( 4.-5.-6. aylarında) mutlaka diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.

Sağlıklı dişeti nasıl olmalı? (Diş ve Dişeti Hastalıkları)

Sağlıklı dişeti nasıl olmalı?

Sağlıklı dişeti, genellikle açık pembe renkli, mat, yüzeyi portakal kabuğu görünümünde, sert kıvamlı (kanaması olmayan) ve diş yüzeyinde kalınlaşmadan bıçak sırtı gibi sonlanan özelliklere sahiptir.

Dr. Canan KABADAYI

Dişeti hastalıklarının operasyonlar ile tedavisi diş koltuğunda yapılabilir mi?

Dişeti hastalıklarının operasyonlar ile tedavisi diş koltuğunda yapılabilir mi?

Yoksa tamamen uyutulacak mıyım? Dişeti operasyonları genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen ve yapılması planlanan diş sayısına göre seanslara bölünerek tamamlanan bir tedavi protokolünü içerir. Her bir tedavi seansı yaklaşık olarak 30 ile 60 dakika arası bir süre alır. Ancak özellikle tüm ağızda dişeti operasyonu yapılması planlanan hastalarımızda , tek bir seansta tedavisini bitirmek isteyen vakit problemi olan veya diş tedavilerine karşı aşırı korkusu olan veya gelişim geriliği olan çocuk veya yetişkin hastalarımızda sedasyon veya genel anestezi altında tek bir seansta tüm dişeti tedavileri yapılabilmektedir.

Dr. Canan KABADAYI

Diş ve Dişeti Hastalıkları

Lazer ile dişeti hastalığım tedavi edilebilir mi?

Özellikle estetik protez çalışmalarında ve ortodonti sonrası dişeti estetiğinin sağlanmasında lazer ile yapılan dişeti seviyelerinin ayarlamalarında klasik cerrahi yöntemlere göre daha kısa sürede sonuçlar verdiği gerçektir. Lazer ile daha az miktarda lokal anestezi ile dişetinin şekillendirilmesinin ardından, kanamanın daha az olması ve doku iyileşmesinde uzun zaman beklemeye gerek kalmaması önemli birer avantajdır. Ayrıca dişetlerinde pigment artmasına bağlı olarak oluşan hiperpigmentasyonlar, lazer ile rahatlıkla düzeltilerek, dişetlerindeki kahverengi renkleşmeler giderilir. Aft ve uçuk tedavisinde ise lazer kullanılarak daha kısa sürede iyileşme gerçekleştirilmektedir.

Dr. Canan KABADAYI

Çocuğum geceleri dişlerini gıcırdatıyor. Bunu nasıl önleyebiliriz? (Çocuklarda Diş Gelişimi)

Çocuğum geceleri dişlerini gıcırdatıyor. Bunu nasıl önleyebiliriz?

Diş gıcırdatma çocuklarda oldukça sık rastlanan bir sorundur. Dişlerin değişmeye başlaması ile girilen karışık dişlenme döneminde bu durum aslında fizyolojiktir ve çoğu zaman normal kabul edilmektedir. Bazen diş gıcırdatma şiddeti artabilir. Bunda okul stresi, eve yeni gelen kardeş gibi durumların etkisi vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda barsak parazitlerinin de gece aktif hale geçtiklerinden diş gıcırdatma üzerinde etkisi olduğu gösterilmektedir.

Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken birkaç gece çocuğu izleyerek gıcırdatma sırasında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesini sağlamaktır. Bu oldukça etkili bir yöntemdir ancak sabırla devam etmek gerekir. Zamanla diş gıcırdatmanın azaldığı görülecektir. Çocuklar sürekli gelişim döneminde olduklarından erişkinlerde uygulanan gece plaklarını çocuklarda uygulamak doğru olmaz. Her gece böyle sabit bir gece plağı takmaları çene gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir.

Dr. Pınar TUNÇBİLEK