Estetik Dolgular ile Lekesiz Gülüşler

Kusursuz bir gülüşe sahip olmak isteyenlerin sayısı arttıkça, diş hekimlerinin sunduğu yöntemler ve malzemeler de çeşitleniyor. Bu amaçla kullanılan estetik dolgular da büyük ilgi görüyor.

Sağlık ve estetik bilincinin gelişmesiyle birlikte artık kadın-erkek ayrımı yapmaksızın birçok kişi sağlık değerlerine ve ideal kilosuna dikkat ettiği kadar dişlerine de önem gösteriyor. Diş hekimi fobisi olan hastalar sadece ağrı şikâyetiyle değil, daha iyi bir gülüşe sahip olmak amacıyla bile diş kliniklerine başvuruyor. Dentway Diş Kliniklerinden Diş Hekimi Arca Baydar, “artan talebe paralel olarak diş hekimliği uygulamalarında da kullanılabilecek yeni yöntem ve materyal seçeneğinin çoğaldığını belirterek, “Estetik dolgu” denilince akla hemen ön dişler gelse de aslında bir kahkaha sırasında ilk anda göze çarpabilen arka dişleri de unutmamak gerekiyor. Geçmiş yıllarda çürük dişlerin tedavisinde tek seçenek olan siyah amalgam dolgular, hastaların estetik gereksinimlerine cevap veremediği gibi, günümüzde eskisi kadar sık uygulanmıyor da” diyor.

Ön dişlerde bonding sistemler kullanılıyor;

İyi bir gülüş elde etmede dişlerin şekli, büyüklüğü, dişetinin rengi ve diş-dişeti ilişkisi gibi birçok faktör önem taşıyor. Önemli olan bir diğer unsur ise estetik işlemde kullanılacak malzeme oluyor. Bonding sistemler, ağzın her bölgesine uygulanabiliyor ve çok başarılı estetik sonuçlar veriyor. Tek seansta gülüş hattındaki tüm dişlere bonding sistem uygulanarak istenilen estetik görünüm 1 -2 saat içerisinde sağlanabiliyor. Ön dişlerde estetik bir sonuç elde edilebilmesi için öncelikle diş dokularını ve onları taklit eden materyalleri iyi tanımak gerektiğini belirten Diş Hekimi Baydar, “Dentin dokusu dişe sarı rengi vererek ana rengini oluştururken, şeffaf yapıdaki mine dokusu ise dentin dokusunun üstünü kaplıyor. Dişlerin uç kısımlarındaki şeffaflık da mine dokusundan kaynaklanıyor. Estetik dolguları görsel anlamda başarılı kılan faktör bu diş dokularını birebir taklit edebilen, hastanın kendi diş rengine uygun estetik dolgu ve bonding sistemi kullanılarak uygulamanın bitirilmesi oluyor” diyor.

Bonding sistemi sadece çürük vakalarında değil, farklı problemlerde de tercih edilebiliyor. Örneğin ön dişlerinden birinde veya birkaçında renk sıkıntısı olan kişilerde bu dişlerin renkli dokusunu bir miktar aşındırarak, estetik dolgu maddeleriyle tek seansta diğer dişlere uygun renkte bir görünüm sağlanabiliyor.

Arka dişlerde porselen inley-onley dolgular kullanılıyor;

Günümüzde dolgu malzemelerindeki yeni gelişmeler, sadece ön dişlerin değil, arka dişlerin de estetik bir şekilde tedavi edilmesine olanak sağlıyor. Bugüne kadar sağlam ancak rengi nedeniyle estetik kaygılar yaratan ve en önemlisi dişlerde gereksiz madde kaybına neden olan amalgam dolgular yerine artık dişin dokusunu ve rengini en iyi şekilde taklit edebilen, varlığıyla dikkat çekmeyen materyallere gereksinim duyuluyor. Diş Hekimi Arca Baydar, “Geçmişte sağlıklı dokusu az kalmış, dolgu yapılması olanaksız dişlere kaplama protez yapmaktan başka tedavi alternatifi yokken, günümüzde bu dişleri porselen inley-onley’ler (seramik dolgular) ile restore edip hem işlevsel hem de estetik açıdan başarılı sonuçlar yakalanıyor” diyor.

Porselen dolgular, diş hekimliğinde 150 yıldır kullanılsa da ilk dönemlerde kırılgan oluşu ve yapıştırma işlemindeki sıkıntılar nedeniyle pek tercih edilmiyordu. Oysa günümüzde üretimindeki değişiklikler ve yapıştırıcı materyallerin gelişmesi sayesinde özellikle arka diş restorasyonlarında porselenin ilk tercih olmasını sağlıyor.

Diş Hekimi Baydar, arka dişlerde bonding sistemli kompozit dolgularla da restorasyon yapılabildiğini ancak sağlıklı diş dokusunun azaldığı durumlarda daha uzun ömürlü bir tedavi olanağı sağlayan porselen inley uygulamalarının tercih edildiğini belirterek, uygulama hakkında şunları söylüyor: “Porselen inley-onley’lerin yapılması için, ilgili dişin ya da dişlerin sadece çürük dokuları temizleniyor ve özel ölçü maddesiyle dişin ölçüsü alınıyor. Ölçü, bilgisayar destekli cihazlar tarafından dijital ortama aktarılıyor. Uygun renk seçimi yapıldıktan sonra diş ile mikro metrik olarak uyumlu porselen inley-onley üretiliyor. Sıfır hata olacak şekilde hazırlanan bu malzeme, özel yapıştırıcılarla kalan diş dokusuna hem mikro mekanik hem de kimyasal olarak yapıştırılıyor. Böylece kalan diş dokusu desteklenmiş, dişin ve porselenin kırılganlığı da tamamen önlenmiş oluyor.”

SİYAH DOLGULARDAN KURTULMA ZAMANI

Diş Hekimi Arca Baydar, kesin olarak kanıtlanmış bir sonuç olmamakla birlikte amalgam dolgularda bulunan cıvanın ağız içinde çözündüğüne dair bilgiler bulunduğunu belirterek, “Bu eski dolgular zaman içinde kırılıyor ancak hasta bunu fark etmiyor. Dolayısıyla çürükler oluşuyor. Dolgularını çıkarmak için başvuran hastalarda ise %90 olasılıkla dolgunun altında oluşmuş çürükle karşılaşılıyor. Bu nedenle amalgam dolguları, bonding sistemli kompozit dolgular ya da porselen inley-onley’ler ile değiştirilmesini öneriyoruz” diyor.

KULLANILAN MATERYAL ÖNEMLİ

“Porselen dolgular hem geride kalan diş dokusunu korumak hem de dişe tutunma açısından oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Bunun için hangi dişte hangi materyali seçmek gerektiğini bilmek büyük önem taşıyor. Canlı dişlerde seçilen yapıştırıcı materyalleri ile kanal tedavisi görmüş dişlerde seçilenler farklılık gösteriyor.”

Diş Hekimi Arca Baydar
Dentway Diş Klinikleri

Çocuklarda Parmak Emme Alışkanlığı

Diş Sistemini Etkileyen Parmak Emme Alışkanlığı Nedir? Neler Yapılmalıdır?

Dişlerin çene üzerindeki dizilimleri, dişler sürdükten sonra bazı kuvvetlerin etkisiyle belirlenir. Bu kuvvetler dudak hareketleri, yanak kaslarının hareketleri, dilin itme kuvveti, karşı dişin oluşturduğu basınç, yutkunma sırasında ağız içerisinde oluşan basınçtır.

Süt dişlerinin pozisyonlarına bakarak bu kuvvetler hakkında bilgi sahibi olunabilir. Çünkü süt dişlerini hatalı kapanışa iten bir kuvvet, sürekli diş dizisinde de aynı probleme neden olabilir. Çeneler arasındaki birçok hatalı kapanışa, dişlerin doğru bir dizide sıralanmasına rehber olan kas sistemindeki değişiklikler neden olmaktadır. Eğer kas sistemindeki bu değişikliklerin, sapmaların farkında olursak sürekli dişlerin gelişiminde bir değişikliğe neden olmalarına engel olabiliriz.

Diş sistemini kötü etkileyen kötü alışkanlıkların başında “Parmak emme veya yabancı cisimleri ağızda tutma” alışkanlıkları gelir. Özellikle parmak emme alışkanlığının çocuklarda gelişmemesine çok dikkat edilmelidir. Çünkü başka cisimler gerektiğinde çocuktan uzak tutulabilir, ancak çocuk parmağını her zaman, her istediğinde ağzına götürebileceği için bu alışkanlıktan kurtulmak oldukça güç olur.

Battaniye köşesi, ayakkabı bağı, oyuncak gibi nesneleri emmeyi de çocuklar alışkanlık haline getirebilirler. Tüm bunlar zaman içerisinde özellikle ön bölgedeki dişler arasında açıklıkların oluşmasına ve dişlerde şekil bozukluklarına, dolayısıyla da hatalı kapanışlara neden olabilmektedir. Özellikle 2,5 – 3 yaşından sonra devam eden bu alışkanlıkların çenelerde oluşturduğu şekil bozukluklarının geri dönüşümü olmaz ve ileriki yaşlarda ortodontik tedavi (tel tedavisi) gereksinimi kaçınılmaz olur. En geç 2,5 – 3 yaşına kadar bu alışkanlıktan vazgeçilemediyse ve çocuk ısrarla bu alışkanlığa devam ediyorsa, anne-baba işe karışmalı ve çocuğu bu alışkanlığından vazgeçirmek için bilinçlendirmeye çalışmalıdır. Her zaman nazikçe uyarmalı ve bu konuda sabırlı olunmalıdır.

Kötü alışkanlıklara sahip olan çocuklarda alışkanlığı engellemeye çalışmadan önce neden yapıldığını araştırmak büyük önem taşır.

Çocuklar çoğu zaman bu alışkanlıklarının farkında olmuyorlar. Öncelikle çocuğun bu konuya dikkatini çekmek gerekir. Onu terslemeden ya da kızmadan sadece dikkatini çekmek…

Çocuk bir alışkanlığı olduğunu ve bunu yapmaması gerektiğini öğrendikten sonra ona hatırlatıcı ve yardımcı olucu bazı malzemeler önerebiliriz. Örneğin parmak emme alışkanlığı olan bir çocuğa geceleri uykuda eldiven giydirmek ve gündüzleri de emdiği parmağa bant yapıştırmak gibi…

Ayrıca onu oyalayacak oyunları birlikte oynamak, beraber resim yapmak, mümkün olduğunca elini oyalayacak aktivitelerde bulunmak oldukça etkili olmaktadır.

Çocukları kazandıkları alışkanlıktan vazgeçirmek kolay olmaz ve çok uzun sürebilir. Ancak sabırlı olunmalıdır ve gerekirse yardım almaktan kaçınılmamalıdır. Unutmamalıyız ki bu süre ne kadar uzun olursa olsun ileride gerekebilecek bir ortodontik tedaviden daha uzun olmayacaktır.

Sağlıklı dişlerle birlikte sağlıklı ve mutlu günler dilerim…

Doç. Dr. Şule Çıldır

En İyi Diş Fırçası Nasıl Seçilir?

En İyi Diş Fırçası Nasıl Seçilir?

En iyi diş fırçası aslında kişiye özgü seçilen fırçadır. En iyisi kişinin kendi dişleri ve çene yapını göre belirlenmiş olan fırçadır. Bu nedenle diş fırçası seçerken bir diş hekiminden yardım alınmalıdır. Çünkü iyi bir diş fırçası seçmenin çok fazla kriteri vardır. Bu nedenle bu kriterleri çok iyi analiz edebilecek bir diş hekimi tarafından uygun ve doğru diş fırçası seçilmelidir.

Diş fırçası seçilirken;

  • Diş fırçasına özel hususlar,
  • Diş fırçasının sap kısmının ergonomisi,
  • Diş fırçasının kıllarının oturduğu baş kısmının boyutları,
  • Diş fırçasının kıllarının çapı,
  • Diş fırçasının kıllarının esnekliği,
  • Diş fırçasının kıllarının materyali,
  • Kişiye özgü hususlar,
  • Çene kemiğinin büyüklüğü ve asimetrik durumları,
  • Diş etinin yapısı, rengi,
  • Diş etinin miktarı özellikle yapışık diş eti miktarı,
  • Dişlerin yapısı özellikle mine tabakasının yapısı,
  • Dişlerin boyutları,
  • Dişlerin arasındaki ilişkileri , dişler arası mesafelerin fazla olması veya çok sıkışık olması,
  • Dişlerin yüzeyinin aşınmış olması veya dişler üzerinde çatlak olması,
  • Ağızdaki çürük miktarı veya dolgu sayısı,
  • Diş teli veya protez kullanımının olması,
  • Tükürüğün yapısı ve içerik özellikleri,
  • Kişinin kullandığı suyun içindeki flour oranı,
  • Kişinin beslenme şekli,
  • Diş fırçalama sıklığı

Gibi bir çok konu değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonrasında en doğru diş fırçası seçilebilir.
Dentway Diş Klinikleri olarak biz bu kriterlere uygun fırça seçiminde hastalarımıza yardımcı olmaktayız.

Ortodonti Nedir?

ORTODONTİ NEDİR

Ortodonti; dişlerin, çene kemiklerinin ve kafa kemiklerinin birbiri ile uyumunu sağlayan, diş hekimliğinin bir uzmanlık alanıdır.

ORTODONTİK TEDAVİ genellikle braket gibi düzeltici aparatlar kullanımı ile dişlerin çene kemiğinde hareket ettirilerek düzeltilmesi amaçlanır. Ayrıca çene kemiklerinin de birbiri ile uyumu sağlanır. Üst çene ve alt çene, diş kavisleri, dişleri destekleyen dokular, dudaklar, yanaklar ve dil ortodontik tedavinin kapsamı içinde yer alır. Ortodontik tedavi sadece estetiğe yönelik bir tedavi olarak değerlendirilmemelidir. Çapraşıklıktan dolayı oluşabilecek diş eti hastalıkları, diş çürümeleri, çiğneme ve konuşme bozuklukları, eklem problemlerini de engelleyip; dişlerimizin ve çenelerimizin doğru pozisyonlarda birbirleriyle fonksiyon görebilmelerini sağlayan bir tedavi şeklidir.

ORTODONTİK TEDAVİYİ KİM YAPAR?

Ortodonti diş hekimliğinin uluslararası platformda kabul görmüş uzmanlık alanlarından biridir. Diş hekimliği eğitimini bitirdikten sonra ortodonti dalında uzmanlık veya doktora yapmış kişiler (ortodontist veya ortodonti uzmanları)bu tedaviyi yapmaya tam yetkili kişilerdir.

ORTODONTİK TEDAVİNİN ZAMANLAMASI

ortodonti nedir

KORUYUCU ORTODONTİ

Tüm tıp dallarında olduğu gibi, ortodontide de temel prensip, bozukluğun oluşmamasıdır. Bu amaçla alınan tedbirlerin tamamına koruyucu ortodonti denir. Koruyucu ortodontik tedavilerin başlıcaları diş çürüklerinin önlenmesidir. Süt dişleri altlarından gelen dişlerin yerini korudukları için çok önemlidir. onlarda oluşacak madde kayıpları bu yerin daralmasına ve sürekli dişlerin daha küçük bir kavise çapraşık dizilmesine neden olacaktır. Dolayısı ile süt dişleri ağıza sürmelerinden itibaren korunmalıdır, olası kayıplarında da yer tutucu ile yerleri muhafaza edilmelidir.

DURDURUCU ORTODONTİ

Durdurucu ortodontiK tedavide, oluşmakta olan bozukluğun, etkeninin ortadan kaldırılması yoluyla erken yaşta daha kapsamlı bir tedaviye gerek kalmaması için yapılan tedavidir. Parmak emme, ağız solunumu gibi kötü alışkanlıkların bırakılması, süt dişi tedavilerinin ve gereken yer tutucuların yapılması bu tedavinin konularıdır.

DÜZELTİCİ ORTODONTİ

Ortaya çıkmış olan ortodontik bozuklukların, braketler, hareketli aygıtlar, fonksiyonel aygıtlar veya ortognatik cerrahi ile düzeltildiği aktif tedavi safhasıdır.

Çocuğunuzun Diş Yapısını Etkileyen Kötü Alışkanlıklar

Dişlerin çene üzerindeki dizilimleri, dişler sürdükten sonra bazı kuvvetlerin etkisiyle belirlenir. Bu kuvvetler dudak hareketleri, yanak kaslarının hareketleri, dilin itme kuvveti, karşı dişin oluşturduğu basınç, yutkunma sırasında ağız içerisinde oluşan atmosfer basıncıdır. Süt dişlerinin pozisyonlarına bakarak bu kuvvetler hakkında bilgi sahibi olunabilir. Çünkü süt dişlerini hatalı kapanışa iten bir kuvvet, sürekli diş dizisinde de aynı probleme neden olabilir.

Çeneler arasındaki birçok hatalı kapanışa, dişlerin doğru bir dizide sıralanmasına rehber olan kas sistemindeki değişiklikler neden olmaktadır. Eğer kas sistemindeki bu değişikliklerin, sapmaların farkında olursak sürekli dişlerin gelişiminde bir değişikliğe neden olmalarına engel olabiliriz. En sık ve en erken görülen hatalı kapanış nedenlerinden biri “dudak ısırma” tır. Özellikle alt dudaklarında belirgin çatlaklar oluşan bir çocukta dudak ısırma alışkanlığının olup olmadığına dikkat edilmelidir.

Başlangıçta geçici bir alışkanlık olarak görülebilir ancak çok dikkatli olunmalıdır çünkü dudak emme ya da ısırma alışkanlığından bir çocuğu vazgeçirmek aylarca sürebilir. Özellikle üç yaşından önce bu alışkanlıktan vazgeçirmiş olmak gerekir. Bu yaştan sonra hem kazanılmış bir alışkanlıktan çocuğu vazgeçirmek zorlaşır hem de alışkanlığın dişler üzerinde neden olduğu şekil bozukluklarının geri dönüşümü güçleşir.

Çocuklarda görülen bir başka kötü alışkanlık “yanak ısırma”tır. Çocuk yanak ısırma hareketini dişler ve ağız kapalıyken yaptıklarından, anne-babaların fark etmekte en çok zorlandıkları alışkanlık budur. Çocuklarda bu türlü alışkanlıkların olup olmadığını görebilmek için çocukları bir oyuna daldıkları ya da bir şeye daldıkları zamanlarda sessizce ve bir uyarı yapmadan izlemekle olabilir.

Ağız içerisinde yaptıkları dil ya da ısırma hareketlerinden şüphelenildiğinde ağzında şişkin bir et parçası görünümü gibi bir değişikliğin olup olmadığı kontrol edilmelidir. Alışkanlık tespit edildiğinde çocuğa bu alışkanlığın neden olduğu şişlik ve bu hareketin dışa vuran işaretleri çocuğa ayna karşısında gösterip sürekli uyarmak ve izlemek gerekir. Çünkü ağız içerisinde sürekli ısırmaya bağlı olarak oluşan bu şişlikler kronikleşir ve ciddi sonuçlara neden olabilir.

“Tırnak yeme”, birçok çocukta sıklıkla karşılaşılan kötü alışkanlıklardandır. Genellikle çocuklarda bu alışkanlık 2 yaşlarında başlar. Tırnak yiyen çocukların ön keser dişlerinde yan dönmelerin olduğu ve dişlerin kesici kenarlarında aşınmaların olduğu göze çarpar. Ayrıca ellerdeki tüm mikropların ağız içerisine taşınmasına da neden olmaktadır. Çocuğa bu alışkanlığın neden olabileceği bu kötü sonuçlar hakkında bilgi verilmeli, tırnaklarındaki kötü görüntü gösterilmeli ve çocuk sürekli izlenmelidir. Özellikle arkadaşlarının onu bu konuda yadırgaması oldukça etkili olur.

Ailelerin en çok şikâyette bulunduğu bir başka alışkanlık da “Diş gıcırdatma”tır. Bazı çocuklar sadece uykudayken bazıları ise hem uyku sırasında hem de gün içerisinde dinlenirken diş gıcırdatırlar. Diş gıcırdatma alışkanlığı nedeni ile dişlerde aşınmalar meydana gelir, ayrıca bu alışkanlık süt dişlerinin değişmesinde gecikmelere de neden olabilmektedir. Tüm bunlar da zaman içerisinde çeneler arasında hatalı kapanışın oluşmasına neden olabilir.

Diş gıcırdatma alışkanlığı olan büyük hastalarda gece takılan ısırma plakları hazırlanıp diş gıcırdatması önlenebiliyor. Ancak, çocukların bu plakları kullanmayı kabul etmesi ve her gece bu plaklarla uyumasını beklemek oldukça güçtür. Ayrıca çocuklar sürekli bir gelişim içerisinde olduklarından kullanabilseler bile bu plakların sıklıkla değişmesi gerekmektedir. Yapılması gereken, diş gıcırdattığı sırada çocuğu uyandırmak ve tekrardan uykuya dalmasını sağlamaktır. Ayrıca özellikle okul dönemindeki çocuklarda yaşadıkları bazı olaylar streslerini arttırabiliyor ve bu da gece uykuda diş gıcırdatmalarına neden olabiliyor. Çünkü aynı zamanda diş gıcırdatma, gerginliği ortadan kaldıran bir kas alışkanlığı olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle bu yaştaki çocuklarda bir çocuk psikoloğundan da yardım istenebilir. Aynı zamanda pedodontist (çocuk dişleri uzmanı) de bu konuda bilgilendirilmelidir. Çünkü şiddetli diş gıcırdatma alışkanlığı süt dişlerinin değişme zamanını geciktirdiğinden, değişme zamanı geldiği halde düşmeyen süt dişlerinin çekimi gerekebilir.

Tatile giderken çocuğunuzun dişleri de tatile girmesin

Okulların kapanması ile tatile girerken çocuğunuzun dişleri de tatile girmesin!!!

Tatil yaklaşıyor. Yaz tatilinin başlaması ile evdeki düzen ve birçok alışkanlıklar da değişebiliyor. Her gün aynı saatte kalkıp kahvaltısını yapıp dişlerini fırçalayarak okula giden çocukların tatile girmesiyle bu alışkanlığı ya bozuluyor ya da tamamen ortadan kalkabiliyor. Geç saatte uyanıp daha uzun sürede kahvaltısını yaptıktan sonra çocuklar, çoğu zaman oyuna ya da televizyon seyretmeye dalarak diş fırçalamayı ihmal edebiliyorlar.

En önemli diş fırçalama zamanı olan kahvaltı sonrasında dişler fırçalanmadığında, kahvaltıda tüketilen bal, pekmez, reçel, kakaolu süt vb. çürük yapıcı gıdalar tüm gün diş yüzeyinde kalıyor ve bu nedenle ne yazık ki dişlerde çürük gelişme riski artıyor.

Ayrıca tüm gün evde olan çocuklarda öğün aralarında atıştırma sıklıkları da artıyor. Özellikle yaz aylarının vazgeçilmezi dondurma tüketiminin artması çocuğunuzun dişlerinde çürük gelişimi açısından bir risk oluşturabilmekte. Çürük yapıcı gıda tüketiminin arttığı bu aylarda “Çürükten Koruyucu Uygulamalar” ile çocuğunuzun dişlerini koruma altına alabilirsiniz.

Çocuklarda Yaşa Göre Ağız Ve Diş Sağlığı

Çocuklarda Yaşlara Göre Ağız Ve Diş Sağlığı

YAŞ 1


Bir yaşında alt ve üst ön bölgedeki kesici dişler ağızda yerlerini alırlar. İlk dişin sürmeye başlamasından itibaren dişler her beslenme sonrasında temizlenmeye başlanmalıdır. Dişlerin temizlenmesinde en etkili yöntem, annenin temiz bir tülbent bezi işaret parmağına dolayarak veya parmak fırça yardımıyla bebeğinin dişlerini temizlemesidir. Bu yöntem sayesinde hem dişler temizlenmiş olur hem de bebeğin dişetlerine masaj etkisi olacağından dişlerin daha kolay sürmesi sağlanmış olur.
Bebeklik döneminde ağız ve diş sağlığı açısından büyük risk oluşturan, halk arasında “Biberon Çürüğü” olarak bilinen erken dönem çocukluk çağı çürüklerinden korunabilmek için 1 yaşında ilk diş muayenesinin yapılması büyük önem taşımaktadır.

YAŞ 3

Çocuk 3 yaşına geldiğinde 20 adet olan tüm süt dişleri ağız içerisinde sürmesini tamamlar. Çeneler arası kapanış ilişkileri de bu yaşta tam olarak oturmuş olmaktadır. Bu nedenle emzik kullanımı veya parmak emme gibi kötü alışkanlıkların en geç bu dönemde bırakılmış olması gerekir.
Çeneler içerisinde sürekli dişlerin gelişimi devam etmektedir. Çocukların en hareketli olduğu bu dönemde diş travmalarına sıklıkla rastlanır. Süt dişine gelen bir travma altta gelişmekte olan sürekli diş germine de zarar verebilir. Bu nedenle bu dönemde yaşanan ve çene bölgesini ilgilendiren tüm travmalar hakkında çocuğunuzun ağız ve diş sağlığını takip eden pedodontistinizi mutlaka bilgilendirmelisiniz.

YAŞ 6

Okula hazırlık dönemindeki çocuklar, bu dönemde ilk olarak süt dişlerini kaybederler ve ilk sürekli dişleri ağızda yerini almaya başlar. İlk önce ilk süren süt dişi olan alt kesici dişler değişir. Genellikle süt dişi kendiliğinden sallanmaya başlar ve düşer. Sonrasında sürekli diş kendisini ağız içerisinde gösterir. Ancak bazen süt kesici dişleri düşmeden sürekli dişler dil tarafından sürmeye başlarlar. Anne-babaların genellikle çok büyük endişeye kapıldıkları böyle bir durumda mümkün olduğunca duyulan endişe çocuğa yansıtılmadan bir pedodontiste başvurulmalıdır. Pedodontist, kendiliğinden düşmeyen süt dişinin düşmesine yardımcı olur; sonrasında da sürekli diş, dilin hareketiyle olması gerektiği yere doğru kayar ve doğru yerini alır.
Bu dönemde ağız ve diş sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan bir diğeri de süt dişlerinin en arkasından sürmeye başlayan 6 yaş dişleri yani 1. büyük azı dişleridir. Bu dişler, süt dişlerinin yerini almadığından ve ikinci süt azı dişinin arkasından çıktıkları için genellikle çocuk tarafından da anne-baba tarafından da fark edilmeyebilirler. Ancak ömür boyu ağız içerisinde kalacak olan ve çiğneyici yüzeyinde çok derin girinti ve çıkıntıları olan 6 yaş dişlerinin ilk çıkmaya başladıkları andan itibaren çürükten koruyucu uygulamalarla (fissür örtücü ve yüzeysel fluorid uygulamaları gibi) korunmaya başlamaları büyük önem taşır.

YAŞ 10

Ağız ve diş sağlığı açısından en büyük değişimler 10 yaşına kadar yaşanır. Sürekli kesici dişler tamamen ağız içerisindeki yerlerini almışlardır. Süt azı dişleri de değişmeye bu dönemde başlar. Bu nedenle çeneler arası kapanış ilişkilerinde de büyük değişimler olmaktadır. Doğru kapanış ilişkilerinin olması ve sürekli dişlerin sağlıklı bir şekilde ağız içerisindeki yerlerini alabilmeleri için ağızda çürük diş bulunmaması ve çürükten koruyucu uygulamaların düzenli olarak 4 -6 ayda bir tekrarlanması gerekir.
Sıklıkla yaşanan diş çapraşıklıklarının doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için ilk ortodontik muayenenin bu dönemde yapılmış olması gerekir. Doğru zamanda yapılan ortodontik muayene sayesinde bazen basit uygulamalarla uzun yıllar ortodontik (diş teli) tedavisi uygulamasının önüne geçilebilmektedir.

YAŞ 13

13 yaşında tüm süt dişleri yerini sürekli dişlere bırakmıştır. 12 yaş dişleri olan 2. büyük azı dişlerinin de sürmesiyle 28 adet sürekli diş, dizideki yerini hemen hemen almış olur. 20 yaş dişi olan 3. büyük azı dişleri çene kemiği içerisinde gelişimine devam ederler. Bu dönemde panoramik radyografi (çene kemiği röntgeni) alınarak 20 yaş dişlerinin gelişimi kontrol edilmelidir. Bazen bu dişler, olmaları gerektiği sürme yolunda olmazlar ve 12 yaş dişlerinin köküne dayanırlar. Böyle bir durumda dişlere baskı uyguladıklarından zaman içerisinde mükemmel bir diş dizisi olan bireyde dişler sıkışmaya ve dişler arasında çapraşıklıklar oluşmaya başlar. Böyle bir durumda da geriye dönüş ancak ortodontik tedavi ile mümkün olabilmektedir. Erken dönemde alınan panoramik radyografi sayesinde bu durumun önüne geçilmiş olunur.

EĞER BU YAŞ GRUPLARINA DAHİLSENİZ VEYA ÇOCUĞUNUZ BU YAŞ GRUPLARI İÇİNDEYSE MUTLAKA BURAYA TIKLAYINIZ

Çocuklarda diş çürüğü gelişme mekanizması

“Diş çürüğü” karbonhidratların bakteri plağı içerisindeki mikroorganizmalar tarafından parçalanmasıyla oluşan organik asitin diş sert dokularında meydana getirdiği demineralizasyondur. Çürüğün gelişiminde rol oynayan başlıca faktörler konak yani yatkın dişler, çürük yapıcı bakterilerin varlığı, beslenmedeki karbonhidratlar (şeker) ve yeterli süredir.

KONAK x MİKROORGANİZMA x KARBONHİDRAT x SÜRE = ÇÜRÜK

Bu faktörlerden birinin olmaması yani sıfır olması halinde denkleme göre çürük değeri de sıfır olmaktadır. Yani çürük oluşmamaktadır. Bu da çürükten korunmada diş fırçalama kadar beslenme alışkanlıklarının da ne kadar büyük önem taşıdığını göstermektedir. Karbonhidrattan zengin gıda alımı çürük insidansını arttırır. Bunun yanı sıra karbonhidrat türü yiyeceklerin alınım sıklığının da çürük gelişiminde önemli rolü vardır. Yapılan araştırmalar plak pH’sının karbonhidrat alımından sonra 30 dakika süre ile karyojenik seviyede kaldığını göstermiştir. Buna göre öğün aralarında atıştırma şeklinde tekrarlayan karbonhidrat alınımı diş yüzeyinde hemen sabit bir asidik ortam oluşturabilir. Diş plağında oluşan asitler plak pH’sını birkaç dakikada çürük başlatabilecek kritik seviyeye ( 5,5) düşürürler. Bu değerin altında diş sert dokularının demineralizasyonu başlar. Dişte mineral kaybı olur ve çürük kavitesi oluşur.

ÇOCUKLARDA BESLENME ve DİŞ SAĞLIĞININ ÖNEMİ

Yaşamın ilk üçte birlik bölümü büyüyerek, gelişerek, olgunlaşarak ve yetişkin yaşama hazırlanarak geçmektedir. Çocukluk çağındaki beslenme yetersizliği ve/veya dengesizliği çeşitli sağlık sorunlarıyla birlikte ağız ve diş sağlıkları üzerinde de oldukça büyük problemlere neden olabilmektedir.

Özellikle tek tip beslenme, poğaça, çikolata, börek, tatlı bisküvi ve yanında gazlı içecekler ve hazır meyve suları gibi besinler, çocuğun gelişimine hiçbir yarar sağlamadığı gibi hem obezite dediğimiz şişmanlık hastalığına zemin hazırlamakta hem de içerdikleri yüksek şeker oranı nedeniyle ağız ve diş sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukların her öğünde almaları gereken besinleri düzenli ve yeteri miktarda almaları ağız ve diş sağlığı açısından da büyük önem taşır.

Örneğin kahvaltıda yumurta, süt, peynir, pekmez gibi hem besin değeri yüksek olan hem de diş gelişiminde ve dişlerin çürükten korunmasında önemli rol oynayan besinlere yer verilmelidir. Özellikle peynirin yemek sırasında asidik olan ağız ortamını bazik hale getirmede ve dişlerin temizlenmesinde önemli bir rolü vardır. Bu nedenle kahvaltı sonrasında dişlerin fırçalanamadığı durumlarda en son peynir yenilmesinin diş çürüğünden korunmadaki etkisi büyüktür.

Ara öğünlerde; meyve, kuru yemiş (fındık, ceviz, badem, yer fıstığı), kuru kayısı, süt, yoğurt, ev yapımı peynirli poğaça, ayran gibi besinler; kepekli ekmek arası et veya peynir grubundan bir gıda ile marul ve salatalık içeren sandviç hazırlanabilir.
Ana öğünlerde; fast food tarzı beslenmenin yine ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri büyüktür. Bu nedenle bu tür yiyeceklerin ve bunların yanı sıra kolalı içeceklerin tüketiminin kısıtlanması gerekir. Ağız ve diş sağlığının devamlılığı açısından lahana, brokoli, karnabahar, semizotu gibi yeşil yapraklı sebzelerle, dönüşümlü olarak balık, tavuk, et gibi yiyecekleri tüketmek gerekir.

Cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, poğaça, kek vb. gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarda tüketilmeleri mutlaka engellenmelidir. Özellikle çocuklar gündüzleri okul kantinlerinden bu tür yiyeceklere kolaylıkla ulaşabilmektedirler. Ancak bu yiyeceklerin yerine vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek ve aynı zamanda diş çürüğünden korunmada önemli katkıları olan meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz gibi yiyeceklerin tüketiminin sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Günümüzde çocuklarda ve genç erişkinlerde diş çürüğü görülme oranı ne yazık ki her geçen gün artış göstermektedir. Yapılan araştırmalar, bu durumun nedenlerinin başında çocukların ağız-diş hijyen alışkanlıkları ile beslenme alışkanlıklarındaki hataların geldiğini göstermektedir. Bu nedenle çok sayıda diş çürüğü olan bireylerde diş tedavilerinin yanı sıra mutlaka bireyin beslenme alışkanlıkları da araştırılmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak bu sayede bireylerin ağız ve diş sağlıklarının devamı sağlanabilir.

Emzirmek bebeğin dişlerini nasıl etkiler?

Emzirmek dudak, yanak, dil ve çene kaslarının gelişimi için büyük önem taşır. Dişler tüm bu dokular tarafından desteklenmektedir. Bu nedenle, sağlıklı ve düzgün bir diş dizisine ve kapanışa sahip olabilmek için bu dokuların da sağlıklı olması ve gelişmesi gerekmektedir.

“Biberon kullanımı” en önemli konulardan biridir. Uyurken biberon ile beslemek ya da bütün gün ağzında biberon ile dolaşmasına izin vermek bir bebeğe kazandırılabilecek en zararlı alışkanlıklardan biridir.

Diş çürüğü bu yaş grubu çocuklarda çok yaygın olarak görülür. Literatürdeki adı da “biberon çürüğü” olan bu erken dönem çocukluk çağı çürükleri, özellikle ön dişlerin tamamını kaplar ve çocukların çok erken yaşta dişlerini kaybetmelerine neden olur. Bu da diş dizilerinin bozulmasına neden olabileceği gibi beslenme ve psikolojik bozukluklara da neden olmaktadır. Kötü görünen bu dişlere sahip ya da dişsiz olan çocuklar özellikle yuva döneminde arkadaşlarının arasında ciddi psikolojik problemler yaşayabilmektedirler. Bu nedenle biberon kullanımında ailelerin çok dikkatli olması gerekmektedir.

Emzirmek bebeğin dişlerini nasıl etkiler ? - 2

Öncelikle küçük delikli emziği olan biberonlar tercih edilmelidir. Çünkü çocuğun biberonu emerken güç sarf etmesi gerekir ki yanak, dil ve çeneler gelişebilsin.

Hiçbir zaman biberon emzik gibi kullandırılmamalıdır. Çünkü sütün, mamanın veya meyve sularının sürekli olarak dişler üzerinde kalması çok hızlı çürük oluşumuna neden olur.

Sütün içerisine bal veya şeker katmak da çürük oluşum riskini arttırır. Aynı şekilde sürekli emzik kullanımı, özellikle emziğin bala ya da şekerli şeylere batırılarak verilmesi çok zararlıdır. Mümkün olduğunca erken dönemde (1 -1,5 yaşlarında) emzik kullanımı bıraktırılmalı ve çocuk bardak kullanmaya alıştırılmalıdır.